Kadın - Aile
Gelin-kaynana kavgası
Hiç başını duvara vurma, çözüm sende genç adam! Kayseri Kültepe’de yapılan kazılarda, 4.000 yıl öncesine ait bir tablet mektupta şunlar okunmuş:
“Annenden çok çekiyorum. Bana büyük kötülük yapıyor. Artık bunu taşıyacak hâlim kalmadı. Bir an önce bu kadından beni kurtar!”
Gelin-kayınvalide çatışması varsa bir yerde, iktidar ve güç savaşlarının olduğu anlaşılıyor. Bu savaş, oğul ve eş üzerinden yürütülüyor ve her ikisi de eş ya da oğlunun üzerinde iktidarını kurup, karşı tarafı tesirsiz hâle getirmeyi hedefliyor.
Bu çekişme cehâletle olur
Birbirlerini anlayamayan insanlar, birbirlerini sevemezler. Sevgi, anlamaktır. Birbirlerini anlamayan taraflar, daima dert çıkarır, her şeyi büyütürler.
“Kazanda kaynatılan, kapı önüne konulan, dilini akrep sokturulan” kaynanalar, gelinlerden öçlerini “leylek bacaklıktan tutun maymuna benzetmeye kadar” giden sözlerle alıyorlar. İçi hakaret, nispet dolu sözler..
“Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse, gelinin başını yarar” gibi baştan önyargılı, peşin fikirli başlanan ilişkilere… İnsanların birbirini tanımalarına ve anlamalarına fırsat verilmeden, bir diğerine karşı, baştan peşin hükümlerle bir yuvanın kurulması; “Zaten ne bekliyordum ki, kaynana işte!” ya da “Gelin işte!” gibi klişe tespitlerin yapılması, düşünen, değişen insanoğlu için bu konuda hiçbir düşünce ve olumlu yönde değişimin yaşanmadığını gösteriyor.
Neden kayınvâlide ve gelin, bir erkeği paylaşamazlar? Hem bu savaş, kime rağmen kazanılır. İster gelin kazansın, ister kayınvâlide; her ikisinde de kaybeden, “eş” yani “oğul” ise? Zira kişi, sevdiğinin kaybettiği bir savaşın, kazananı olsa ne, olmasa ne?
Bir yerde ön yargı varsa, zan da vardır. Niyet okumak da. Tabiî alınganlık da…
KENDİ KIZINA SESİN ÇIKMAZ
Kim bilir, kendi annesi neler söylüyordur gelin hanıma; ona gücenmez; kayınvâlidesi söylediğinde gözünden yaş tükenmez. Kız kardeşi:
“-Senin elin çok yavaş, bir işi on saatte bitiriyorsun” dese kırılmaz; kayınvâlidesi dese, kanlı bıçaklı küser.
Kayınvâlide ise kendi kızına kaç kere:
“-Kızım, bir çay demle” der, kızı duymaz; gelin azıcık geç duysa işkillenir, gönül koyar, “Beni umursamıyor!” diye oğluna şikâyet eder.
Alınganlık sebebi, birbirlerini kötü niyetli olduğunu zannetmeleridir.
ALLAH RAZI DEĞİL
Erkek çocuk ile annesi arasında güçlü bir bağ vardır. Annenin oğlu üzerinde iyileştirici tesiri vardır. Gönülden evlâdına duâ eder. Bu kadar çok sevdiği oğlunun karısının sözü ile kendisini incitmesini de kaldıramaz. Bundan Cenâb-ı Hakk da râzı değildir
“-Eşlerine/oğullarına duyurmadan, aralarında meselelerini çözseler olmaz mı?! dersek…
Çok iyi olur, lâkin câhil, egosu güçlü, benim dediğim olacak diyen kadınlar, bu işi çözemezler.
SORUNU ERKEK ÇÖZER
Meselâ der ki eşine bir gelin hanımın anlattığı gibi:
"-Senin hakkını savunurum, emanetimsin. O da annemdir, onun hakkı daha çoktur. Ona karşı beni kışkırtarak beni ateşe atma. Kimsenin hatırı için hizmet etme, Allah hatırı için hizmet et. Biz kıymet bilemeyiz, karşılığını veremeyiz. Ama O, hem bu dünyada, hem de âhirette karşılığını verir.» İnandırıcı ve sevgi doluydu. Bu, son oldu. Bizim evde kimsenin hatırı geçmez, Allâh’ın hatırı geçer. Kayınvâlidem, bir süre soğuk davrandı, ben üstünde durmadım, bitti gitti..
O annem, ben kızıyım.."