Kadın - Aile
Küskünlük uzarsa yuva yıkılmasına sebep oluyor
Sıradan bir tavır olarak başlatılan küsme, dozu kaçınca yuvanın yıkımına kadar gidebilir.
Hangi ailede can sıkıcı bir tartışma vesilesi patlak vermez ki. Olabilir. Tatlı tatlı konuşurken, çelişkiler artıp, sözler maksadı aşan incitici mecralarda yankılanmaya başlar, ses kabalaşır, yüzler kararır, yürek kabarır ve küslük başlar. Bazen bir taraf küser. Bazen her iki taraf aynı anda..
“İncir çekirdeğini doldurmaz şey” yüzünden..
Sorsanız küsen de, küsülen de ertesi gün aynen böyle diyebilir: “Vallahi incir çekirdeğini doldurmaz şey yüzünden küstük!”
İnsan bunu anladığı anda, ama özellikle “küsen” yanlışa daha fazla uzatmadan nokta koymak becerisini gösterebilmelidir.
Bu defa küskünlükten dönmeyi “onur meselesi” yapıp sürdürürse, incir çekirdeğini doldurmaz şeyin “uçurum”a dönüştüğünü görecek ama, o zaman da pişmanlığı fayda etmeyecektir.
Eşler arasında tartışma olur; hadi hatta o kelime ile ifade edelim “kavga” bile olmalı ve bu yüzden küskünlük de patlak vermeli.. Fakat küslük asla “sürdürülmemeli”..
Küslük dozunda kalırsa sevimli bir uyarı olur.
Küslük sürdürülürse, günlere sarkar, günler haftaya, haftalar aylara evrilir; aynı çatı altında hayat çekilmez hale dönüşür. Küsmenin insana getirdiği zararlardan birisi de, kişinin neşesini, sevincini yok etmesidir. İçine kapanmasına, sürekli bir öfkeli ve gergin yaşamasına sebep olur. Birlikte yaşanılan hiçbir an tad vermez, acı verir hale gelir.
Her geçen gün tarafların her yaptıkları kusur gibi algılanır. Batar. Söylenmeler başlar.
Artık bu durum yuvayı yıkım aşamasıdır.
***
Ailelerinden, küskünlük görerek büyüyen çocuklar, bir süre sonra bu tavrı daha da geliştirerek karakterlerinin bir parçası haline getirirler. İstediği oyuncak alınmadığında ya da istediği yere gezmeye götürülmediğinde bir çocuk anne-babasına küser. Bir arkadaşına öfkelendiğinde arkadaşına, haksızlık yaptığını düşündüğünde kardeşine, çok ödev verdiğini düşündügünde öğretmenine ve bunun gibi hayatında yer alan birçok kişiye karşı küsme eylemini geliştirerek büyür. Yetişkinliklerinde de iş arkadaşlarına, çocuklarına veya komşularına küserek yaşamaya devam ederler.
Böyle insanlar ölürken de birçok kişiyle küs olarak ölürler.
Yani “incir çekirdeğini doldurmayan şey” yüzünden başlayan küslük, yuva yıkmakla bile kalmaz; genetik bir hastalık gibi o ailenin çocuğunun geleceğini de karartabilir.. Bu tavrı, yetişkin, olgun ve aklıbaşında her insanın mutlaka terk etmesi gerekmektedir.
***
Eşinize küs müsünüz; hadi durmayın, gidin gönlünü alın ve barışın. Asla küçülmezsiniz. Hatta bunu çocuğunuzun yanında yapın ki, onun karakterinin sağlıklı temellerinden birinin daha atılmasına vesile olun.
Küsmek, insanın insandan samimi, içten duygusal bağlantısını koparır. Sevgisini, saygısını, şefkatini, merhametini ifade etmesini, birinci dereceden bir ruh bağlantısı kurmasını engeller. Küsmek, insanın küstüğü kişiyle arasında manevi bir boşluk oluşturur. Kişinin üzerinde negatif bir elektrik meydana getirir. Ruhta oluşan bu manevi boşluk; insanın yüzüne, konuşmalarına, bakışlarına yansır. İnsan küstüğü kişiye güzel, anlamlı bakamaz. İçi rahat olmadığı için bakışlarını kaçırır. Samimi konuşamaz. Eşini övemez, ondan mutlu olamaz hale sürüklenebilir.
Selam, barış demektir. Selamlaşanlar, barışmış olurlar. Selamlaşıyor fakat hâlâ küs kalıyorsanız, selamlaşmanın anlamını da zedeleyerek inancınıza ters düşmüş olursunuz.
“Selamlaşınız” buyurulmuştur.
Bu yüce buyruğun özünde sizi “küs kalmaktan sakındırmak” olduğunu düşünmüş müydünüz..