AKİT MENÜ

Gündem

Devletin değil, mor çetenin müdürlüğü

Ailenin kadınlar için güvensiz ortam olduğunu savunan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün skandalları bitmiyor... Aile Bakanlığı’na bağlı kurumun “Türkiye’de Kadının Durumu” adlı raporunda; feminist Mor Çatı’nın reklamının yapıldığı, doğurganlığın düşmesinden kıvançla bahsedildiği, anne olanlara cahil nitelemesi yapıldığı ortaya çıktı.

Güncelleme Tarihi:

This browser does not support the video element.

Aile ve kadın politikalarına öncülük eden kamu kurum ve kuruluşlarını Mor Çete zihniyetine peşkeş çeken zihniyet Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nde (KSGM) belirmeye devam ediyor. Ailenin kadınlar için güvensiz ortam olduğuna dair skandal raporuyla gündeme gelen KSGM’nin, şiddet vakalarını körükleyen 6284 sayılı korkunç yasanın temelini de 2011’deki raporuyla attığı tespit edildi. KSGM’nin 6284’ten bir yıl önce yayımladığı “kadın” raporunda onlarca kez şiddet ifadesine yer verdiği, sıklıkla aileyi şiddetle özdeşleştirdiği belirlendi. Sözde raporda; Batı beslemesi feminist Mor Çete’nin övüldüğü, doğum kontrol yöntemlerinin teşvik edildiği, doğurganlığın düşmesinden kıvançla bahsedildiği, doğum yapan kadınlara cahil nitelemesi yapıldığı öğrenildi.

Aile ve şiddet bir arada 

Günümüzde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çatısı altında faaliyet yürüten Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün (KSGM) Başbakanlık’a bağlı bulunduğu 2011 yılında yayımladığı “Türkiye’de Kadının Durumu” adlı raporunda tuhaf ifadeler yer alıyor. Kadın cinayetlerini körükleyen 6284 sayılı korkunç yasanın temellerinin atıldığı rapor 37 sayfa. Sözde Türkiye’deki kadının durumunun işlendiği raporun hemen hemen tüm sayfasında “Aile İçi Şiddet” ifadesine yer veriliyor. Ailenin şiddetle özdeşleştirildiği rapordaki “Aile İçi Şiddet” tanımı 38 kez geçiyor. Baştan sona şiddet vurgusu içeren raporda “şiddet” kavramı 102 defa tekrarlanıyor.

Az doğum algısı 

Objektiflik algısı oluşturmak adına istatiksel verilere dayandırılmış olan raporun satır aralarında sinsi mesajlar yer alıyor. Raporun 17’inci sayfasında ülkemizdeki doğum oranlarına ilişkin şu rakamlar veriliyor: “Türkiye’de 1970’lerin sonunda 4 çocuğun üzerinde olan toplam doğurganlık hızı,1980’lerin sonunda 3 çocuğa düşmüş; 1990’lı yıllarda ise 3 çocuğun da altına düşerek 2.6 çocuk düzeyinde durağanlaşmıştır. Toplam doğurganlık hızında 1990’lı yıllarda gözlenen bu durağanlık, 2000’li yıllarda tekrar azalma eğilimine girerek 2.16 düzeyine kadar gerilemiştir.”

3 çocuk politikasına hançer 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” politikası ile taban tabana zıtlıklar içeren raporda doğumu önleyici tedbirler konusunda şu ifadeler kullanılıyor: “Kadın sağlığında bir diğer önemli gösterge gebeliği önleyici yöntemlerin kullanım oranıdır. Doğurganlığın kontrolüne ilişkin bilgi sahibi olunması, uygun bir gebeliği önleyici yöntemin zamanında ve etkili olarak kullanılması Aile planlamasını sağlamak için oldukça önemlidir.

KSGM raporunda Türkiye’deki doğurganlık hızına dair tespitler ise şu şekilde: “Doğurganlık, 20-29 yaş grubundaki kadınlarda yüzde 18 azalırken 30 ve üzeri yaştaki kadınlarda yüzde 12 azalmaktadır. Bu örüntü, doğurganlığın azaldığı nüfuslar ile uyumludur. Bunun yanı sıra, 15-19 yaş grubundaki kadınlarda doğurganlık düzeyinde gözlenen yüzde 30’luk azalma çok karşılaşılan bir durum değildir.

Eğitimsizler doğum yapıyormuş!

Doğum yapan annelere “cahil” nitelemesi yapılan raporda, “Toplam doğurganlık hızı eğitim düzeyiyle ters orantılıdır. Eğitim düzeyinin artmasıyla toplam doğurganlık hızı (TDH) hızla düşmektedir. Eğitimi olmayan kadınlarda TDH 2.65 iken lise veya üzeri eğitimi olan kadınlarda 1.53 düzeyindedir” deniliyor.

Genç evlilik yasağı 

Avrupa ülkelerinde teşvik edilmesine rağmen ülkemizde hapis cezası öngören genç evliliğin “sağlık sorunu” temelinde tuhaf şekilde işlendiği raporda, “Ülkemizde kadın sağlığı ve üreme sağlığına ilişkin ele alınması gereken konulardan bir tanesini de erken evlilikler oluşturmaktadır. Ülkemizde erken yaşta yapılan evliliklerin önlenmesi amacıyla, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni Kanununun getirdiği önemli değişikliklerden biri evlenirken kız ve erkekler için ‘17 yaşın doldurulmuş olması’ şartının getirilmesidir” ifadeleri yer alıyor.

Mor Çatı'nın sesi gibi 

Raporun en dikkat çeken kısmı, Batı ülkeleri ve Avrupa Birliği’nden aldığı trilyonluk fonlarla aile karşıtı politikalar üreten feminist Mor Çatı Vakfı ile ilgili. Bir devlet kurumu olan KSGM’nin “Türkiye’de Kadının Durumu” adlı raporunda Mor Çatı’nın tanıtımı şu sözlerle yapılıyor:

Kadına yönelik aile içi şiddet, bilindiği üzere kadınla erkek arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin sonucu ortaya çıkan toplumsal bir sorundur. Bu sorun ile mücadelede en önemli mekanizmaların başında kadın sığınma evleri/konukevleri gelmektedir. (...) Sığınma evi açılmasında öncü kuruluşlardan biri de 1995 yılında hizmete açtığı sığınma evi ile Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olmuştur.

‘Bilim’ yalanlıyor

Genç evliliğin “sağlık sorunu” kapsamında ele alındığı KSGM raporunu bilimsel veriler ise yalanlıyor. Tıp dünyası, doğum yapmış bir kadının vücudunun 10 yaş gençleştiğini görüşünde birleşiyor. Uzmanlar, özellikle genç yaşta doğumun hastalıklardanda koruduğuna dikkat çekiyor.

Yorumlara Git

Filistinli esirler için dünyaya çağrı! Gazze’de kadınlardan idam yasasına tepki

Trump'tan operasyon sonrası ilk açıklama! "Onu ait olduğu yere, evine geri getirdik!"

Batı Şeria'da İsrail vahşeti! Filistinli aileye yol ortasında alçak saldırı!

Merkez Bankası müjdeyi verdi! Enflasyonun ateşi martta düştü!

Bolu Belediyesi soruşturmasında flaş gelişme: 3 şüpheli savcılığın itirazı üzerine tutuklandı