Gündem
Nafaka makul süreli olmalı
ESAM, HUDER ve BİLKA’nın katkılarıyla hazırlanan “Türkiye’de Nafaka: Uygulama ve Çözüm Önerileri” başlıklı rapor yayınlandı. Gerçekleşen çalıştay sonrası açıklanan raporda, “Süresiz nafaka uygulaması kaldırılmalı ve nafakanın makul bir süre ile sınırlı olduğu yeni bir düzenleme kabul edilmelidir” denildi.
This browser does not support the video element.
“Nafaka uygulaması makul bir süre ile sınırlandırılmalı”
“Süresiz nafaka uygulaması kaldırılmalı ve nafakanın makul bir süre ile sınırlı olduğu yeni bir düzenleme kabul edilmelidir” önerisinin sunulduğu raporda, “1 yıldan 5 yıla kadar süren evlilikler bakımından toplu nafaka uygulaması kabul edilmelidir. Böylelikle kısa süreli bir evlilikte ömür boyu nafaka ödenmesi ihtimali ortadan kaldırılacak olup ortaya çıkabilecek mağduriyetler önlenecektir. 5 yıldan daha fazla süren evlilikler bakımından ise boşanma sonrasında yoksulluğa düşeceği düşünülen eşin ekonomik, sosyal ve psikolojik durumu, yaşı, çocuk sayısı ve kusur oranı göz önünde bulundurularak evlilik süresiyle orantılı bir şekilde nafakaya hükmedilmelidir” değerlendirmesine yer verildi.
Raporda aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculuk müessesesi ile çözülebilineceğine dikkat çekilirken, “Kadın eşin, erkek eşe nafaka ödemesine imkân tanıyan 'hal-i refah' şartı açık bir şekilde kanunda düzenlenmeli ve bu durumda kadının kusurlu olduğunun hukuken tespit şartları açıkça belirtilmelidir. Nafaka alacaklarında maaş haczi veya maaş dışında bir haciz yapılması durumunda yapılan harç kesintileri kaldırılmalıdır. Nafakadan hiçbir şekilde kesinti yapılmamalıdır. Uzun yıllar işlem gören nafaka dosyaları tek bir icra dairesinde toplanmalıdır. Nafaka ceza davalarında süre sınırlaması tamamen kaldırılmalıdır” ifadeleri kullanıldı.
“Net kriterler ölçü alınmalıdır”
Amaçlanan ilkelerle uygulanan ilkeler arasında farklılık olduğuna dikkat çekilen raporda, “Nafaka takdir edilirken, eşlerin evli kaldıkları süre, evliyken sürdürdükleri hayat standartları, eşlerin mal ve gelir durumları gibi dikkatlice belirlenecek bir dizi net kriter ölçü alınmalıdır. Esasen hukukumuzda yoksulluk nafakası kurumuyla evlilik sonrasında eşlerin kısmen birbirine malî olarak destek olması amaçlanmakta iken, uygulamada eşler birbirinin geçimini sağlar hâle gelmiştir. “Evlilik sonrası dayanışma ilkesi”nden ziyade “Eşlerin kendi geçimlerini sağlaması ilkesi”ne daha fazla ağırlık verilmesi gerekmektedir” denildi.
“Aslolan aile kurumunu sağlamlaştırmaktır”
Düzenlenen çalıştayın oturum başkanı olan ve aynı zamanda raporun baş editörü İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüsnü Koyunoğlu, Akit’e özel olarak yaptığı açıklamada, “Türkiye’de hukuk sistemi temelden problemli. Bunun yanında, problem çözmek için yapılan hukuki düzenlemeler, zaman zaman problemi çözmek yerine uygulamada yeni problemler üretiyor ve bazen de problemi derinleştiriyor. Bunlardan biri de nafaka ile ilgili kanuni düzenleme. Konuyu sadece nafaka olarak ele almak problemi halletmiyor. Asıl mesele ailedir. Dolayısıyla, aile kurumunu koruyacak ve güçlendirecek işler yapılmalıdır. Bunun bir ayağı kanuni düzenlemelerdir ama tek başına işe yaramaz. Hedef aileyi korumak olmalıdır. Aile içinde zaman zaman problemler oluşabilir, bunları ortadan kaldırmak için çok yönlü faaliyetler gerekir, bunlar daha çok evlilik öncesi ve sonrası eğitimlerle olacaktır, eğitim hem devletin hem de devletten bağımsız kurumların, yani Sivil Toplum Kuruluşları’nın görevlerindendir” değerlendirmesinde bulundu.