AKİT MENÜ

Gündem

Haklarını helâl etmediler

Bir cunta lideri daha ölüp gitti. 12 Eylül askeri darbesinin mimarlarından Kenan Evren’in ölümünün ardından o dönemde iğrenç işkencelere uğrayanlar, “Ona hakkımızı helal etmiyoruz” dediler.

Güncelleme Tarihi:

MUHAMMET KUTLU / ANKARA - 12 Eylül’ün cunta lideri Kenan Evren de öldü. Bir dönem kapandı. Ancak o dönemde işkence görenler, hapislerde boş yere zulme uğrayanlardan çoğu günümüzde hayatta. İşte onlar, “Biz Evren’e hakkımızı helal etmiyoruz” diyor.

ÖKKEŞ ŞENDİLLER

BBP Eski Genel Başkanı ve Kahramanmaraş Eski Milletvekili Ökkeş Şendiller, “Tarihe dönüp baktığımız zaman, zulmedenler hiç rahmetle, iyilikle anılmazlar. Dünya kurulalı bu iş böyle. Ben darbecilere ve zulmedenlere hakkımı helal etmiyorum. Öbür dünyada herkes hesabını verecektir” dedi.

Kenan Evren ve darbe cuntası da aslında terörü, kargaşayı bahane ederek darbe yaptılar. Ama işin aslı o değildi. İstedikleri zaman anarşiyi, terörü 3 gün içinde durdurduklarını gördük. Sağdan soldan onlarca insan asıldı. Binlerce insan yargılandı ve hakları ellerinden alındı. Terör bir süre sonra yine tırmandı. PKK ve bölücü terör örgütü darbe döneminde kuruldu” değerlendirmesini yaptı.  

MHP, CHP VE HDP’nin, 12 Eylül davasına bakışının sorgulanması gerektiğini belirten Şendiler, “MHP 12 Eylül davasına, ‘şeklen yargılama’ gerekçesiyle uzak durdu. Onların o tavrını demokratik bir tavır olarak görmüyorum. CHP de zaten darbe seven bir parti. Her darbenin bir tarafında oldular. Onların yargılamaya karşı çıkmasını anlayabiliyoruz bu yüzden. Askeri darbelerin ürünü olan PKK’nın ve HDP’nin bu tavrını anormal karşılamıyorum” diye konuştu.

RECAİ KUTAN:

Milli Görüş Lideri Rahmetli Erbakan Hoca’nın en yakın dava arkadaşlarından Recai Kutan, Kenan Evren’in ülkeye verdiği zararlar ve zalim diktatörün CIA emriyle kanlı darbe yapmasını değerlendirirken, “Bu dünya gelip geçicidir. Herkes yaptıklarının hesabını Yüce Allah’a verecektir. Asıl hesaplar orada sorulacaktır. Kenan Evren, manevi mahkemenin huzuruna gitti. Hesabını orada verecektir” dedi.

YALÇIN TOPÇU

Merhum BBP Genel Başkanı gibi 12 Eylül döneminde uzun süre tutuklu kalan ve işkencelerden geçen, BBP Eski Genel Başkanı Yalçın Topçu, Kenan Evren’in ölümünün ardından şunları söyledi: “Kendisinin ifadesiyle bir sağdan, bir soldan bir dolu insan darağacında can verdi. Kaçanlar kurtuldu, daha sonra o suçları işlemedikleri ortaya çıktı, gidenler gitti. Ülkücüler büyük işkence gördü. Kamuoyunda solcuların daha fazla zulüm gördüğü söylenir de işin aslı böyle değildir. Tutuk evlerinde, gözetim altına veya hapishanelerde herkes aynı işkenceye tabi tutuldu. Solcuların davaları, işledikleri iddia edilen bir suçla karşılık buldu, ülkücüler ise toptan yargılandı. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, en fazla zulüm görenlerdendir. 7.5 yıl hapis yatırılmıştır, bunun 3.5 yılı hücre cezası şeklinde olmuştur. Çırılçıplak sorgulanmalar, kafes işkenceleri… Rahmetli Bekir Bağ, işkenceyle öldürülen bir arkadaşımızdır. Başında namaz takkesi olduğu için katledilen arkadaşlarımız olmuştur. Neticede bir nesil gerçekten kırıma, kıyıma uğratmıştır 12 Eylül ihtilali.”

“SÖZ ETMEYE HAKLARI YOK!”

Topçu şöyle devam etti: “Birileri, bugün Kenan Evren’in ölümünden sonra ‘tepkisini ortaya koyan’lardan birileri, 12 Eylül’de darbecilerin yargılanmasına karşı çıkmışlardı. 12 Eylül’de biz darbecilerin yargılanmasına ‘evet’ dediğimiz zaman, 27 Mayıs’tan başlayıp, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat’la devam eden darbelerin faillerinin yargılanmasını istediğimiz zaman, bize ciddi saldırılar olmuştu. AK Parti’ye satıldığımız iddiaları olmuştu. Referandumdan sonra bizim haklılığımız ortaya çıktı. Darbeyi yapanların failleri yargılandı… Kenan Evren, cezaya çarptırıldı. Yargıtay, kararı geciktirse de, Kenan Evren mahkûm olmuştur. En önemlisi de milletimizin vicdanında ebediyen mahkûm olmuştur. Bundan sonra kimse darbeyi aklının ucundan geçirmemelidir. Bu karar onlar için son derece uyarıcı bir karardır!”

HASAN İLTER

Aklıselim Ülkücüler Derneği Genel Başkanı Hasan İlter de, Evren’in ölümüne ilişkin olarak, “Darbecilere ve Kenan Evren’e hakkımızı helal etmemiz kesinlikle mümkün değildir. Binlerce insanın katili, binlerce insanın işkencecisi, bu milletin Hazine’den 170 ton altınını çalan hırsızları, yaptıkları darbeyle ülkeyi 50 yıl geri götüren vesayetçi sefilleri ne benim ne de Türk milletinin affetmesi ve hakkını helal etmesi mümkün değildir” değerlendirmesini yaptı.  

MHP, CHP ve BDP-HDP’nin, 12 Eylül davasına uzak durduklarına dikkat çeken İlter, “O partiler zaten darbecilerle işbirliği yapan partiler. MHP de dahil darbeciyle işbirliği yapanların darbeye karşı olmaları mümkün mü? MHP, CHP anayasa değişikliği için yapılan referanduma karşı çıktılar. Biz anayasa değişikliğini desteklerken MHP ve CHP karşı çıktı ve Sayın Bahçeli bizlere bir sürü hakaretlerde bulundu. Bunlar, Kenan Evren’in cenazesine giderlerse hiç şaşırmam. Halkımız, onların darbecilerin cenazelerine katılmamalarını bekler. Ama onlar tersini yaparsa kimse şaşırmaz” dedi.  

İlter, “Keşke biraz daha yaşasaydı da, 12 Eylül davasında hakkında verilmiş karar Yargıtay’da onansaydı, öyle ölseydi.”dedi.

İNSANLIK DIŞI İŞKENCE YAPTILAR

MUHAMMET KUTLU / ANKARA - Devlet töreniyle defnedilen Kenan Evren liderliğindeki cuntanın gerçekleştirdiği 12 Eylül Darbesi döneminde, her kesimden tutuklanan binlerce kişiye, insanı insanlığından utandıran iğrenç işkenceler yapıldı. Muhammed Bahadır’ın, 12 Eylül’de hapse atılan kişilerin yaşadıklarını derlediği, “12 Eylül ve Ülkücüler” adlı kitabı, bu ülkenin evlatlarına sorgularda, hücrelerde nelerin reva görüldüğünü tüm dehşetiyle ortaya koyuyor. İşte, Muhammed Bahadır’ın kitabında yer verdiği bazı işkence kurbanlarının, insanın tüylerini diken diken eden işkence anlatımları:

ZİHNİ AÇBA: ELEKTRİK VERDİLER, KISIR KALDIN DİYEREK GÜLDÜLER

Zihni Açba: “Beni bir sandalyeye oturtup, ellerimi ve ayaklarımı sandalyeye bağladılar. Ne yapılacağını bildiğim için son derece tedirgin ve endişeliydim. İçimden devamlı dua ediyor ve yüce Mevlama sığınıyordum. Sonra tırnak uçlarıma ve hayalarıma bir şeyler bağladılar. O zaman yüksek sesle bağırmaya başladım. Onlar kendi aralarında iki yüz yirmi verelim, iki yüz altmış verelim gibi konuşmalar yapıyorlardı. Ama o kadar volt cereyana insan dayanamazdı. Sonra birden bütün vücudum tepeden tırnağa öyle bir kasıldı ki, ciğerlerimin adeta ağzıma geldiğini hissettim. Damağımda yanığımsı bir tat hissettim. Ve atabildiğim en korkunç çığlığı atmıştım. Daha sonra bütün gücümle haykırmama rağmen sesimin çıkmadığını öğrenecektim. Volt bir düştü bir çıktı. Her inişte gevşedim, her çıkışta adeta bütün iç organlarım ağzıma geliverdi. Sorgucular ‘konuşsaydın bu gelmezdi başına, şimdi kısır da kaldın’ diyerek gülmeye başladılar. Giderken asker ‘dur çukur var, bir adım kadar atla’ dedi. Ve atladım. Atlar atlamaz, başım küt diye bir duvara çarptı. Sırt üstü yere yuvarlandım, gözlerim karardı, bir an konuşamadım ve sonra bağırdım. Askerler gülüyorlardı…”

SABAHATTİN CİVELEK: TAM 26 TANE SİGARA SÖNDÜRDÜLER!

Sabahattin Civelek: “Saffet’in sırtında tam 26 tane sigara söndürülmüş, su toplayan yanık yerler atletine yapıştığından, onu çıkardığı zaman sırtının görüntüsü savaş uçakları tarafından bombardıman edilmiş ve bombaların açtığı krater ağzını andırır çukurlara benzemişti. Bütün yanık yerlerinden sarı sular akıyor, tekrar yapışır endişesiyle üzerine bir şey giyemiyordu. Giymek mecburiyetinde kalınca da kurutmak gayesiyle penisilin tozu döküyordu…”

ERHAN İŞLER: HER YERİME CEREYAN VERDİLER

Erhan İşler: “Yaklaşık beş saate yakın bir süre işkence için özel olarak hazırlanmış üzeri muşamba kaplı kenarları kayışlı bir sehpanın üzerinde çırılçıplak yatırılarak elektrik ve falaka işkencesine tabi tutuldum. Bir saate yakın fasılalarla parmaklarımdan, dilimden, göz kapaklarımdan, kulak memelerimden ve tenasül organımdan cereyan veriliyordu. Sorgulama odasına girdiğimde kendimi bir tekmeyle duvarda buldum. Hemen kaldırıp, yerdeki sehpanın üzerine yatırdılar. Sehpanın kenarlarındaki kayışlarla bağlayıp, kafama bir kapşon geçirdiler. Sadece parmağıma demir bir halkanın geçirildiğini hissettim. Göğsüme bir polis oturdu ve elindeki kabloyu dişlerime, dilime, göz kapaklarıma, kulak memelerime değdirmeye başladı…”

BURHAN ULUCAN: SİVRİ UÇLU ALETLE İŞKENCE ETTİLER

Burhan Ulucan: “Beşinci günün sabahıydı. Yüzüm duvara dönük, gözlerim bağlı ve ellerim duvara yapışık vaziyette duruyordum. Odanın kapısı açıldı ve birisi içeri girip arkadan sessizce ‘senin adın ne?’ diye sordu. ‘Burhan Ulucan’ diye cevap vermeme kalmadan hayalarımdan tutup, hakaret ederek ayağa kaldırdı. Bir an vücudumun acılar içerisinde yandığını hissettim. Elindeki sivri bir aletle (tahminimce büyük iğneydi) sırtıma, bacaklarıma vurmaya, aleti kaba etlerime iğnelemeye başladı. Neye uğradığımı şaşırdım. Bir dakika kadar yere düşmeme rağmen aleti sapladı. Yere oturmuş, vücuduma saplanan acıların verdiği sancıları dindirmeye çalışıyordum aradan iki üç dakika geçmemişti ki, bir elin boynumdan aşağıya vücuduma bir şeyler attığını hissettim. O anda vücuduma atılan şeylerin karıncalar olduğunu anlamıştım. Zira sırtımda bacaklarımda küçük küçük şeyler kıpır kıpır dolaşıyor, vücudumda oluşan yaraların üzerinde geziniyorlardı…”

İSMET KARAALİOĞLU: HER YERİME İZMARİT BASMAYA BAŞLADILAR

İsmet Karaalioğlu: “Emniyete girerken arabanın içerisinde ne istediklerini sorduğumda bana bir sürü olay ve silah sordular. Bahsettikleri olaylarla alakamın olmadığını söyleyince hakaret etmeye, vurmaya, elime, vücudumun çeşitli yerlerine izmarit basmaya başladılar. İşkencelerini emniyette de devam ettirerek, bahsettikleri olaylarla beni fail yapmak istediler. Kum torbası, elektrik, falaka, askı gibi bir sürü işkence metodunu üzerimde tatbik ettiler. Emniyette bana yönelttikleri suçlamaları kabul etmeyince mahallemde oturan canım gibi sevdiğim şehit arkadaşımın, Bahri Aksu’nun eşini emniyete getirdiler. Kadının siyasetle hiçbir alakası yoktu, çocuğu olan bir ev kadını, eşi Bahri Aksu’yu komünistler şehit etmişlerdi. Kadını getirip bana, ‘ya bu suçları kabul edersin ya da bu kadına gözlerinin önünde işkence yaparız’ dediler. Suçlamaları yine kabul etmeyince kadını yere yatırıp gözlerimin önünde işkence yapmaya başladılar…”

Yorumlara Git

Deprem toplanma alanını ranta açtılar: CHP’li İBB’den 87 Milyarlık "Vur-Kaç" Planı!

Şok kayıt: Esed destekçisi mezhepçi yobazlar okusun! 'Esed kimyasal silah emrini bizzat verdi'

Kardeş Dediğin Böyle Olur: "O Bayrağı İndiren Eli Kırar, Münasip Yerine Sokarız!"

Trump'tan Kanada'ya Gazze şamarı! Mark Carney’e davet resti: Masadan kovuldun!

Milleti aldatan sahtekârların kapısına ne zaman kilit vurulacak?