AKİT MENÜ

Gündem

PYD’nin yaptığı Etnik temizlik

Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Akit’e konuştu. PYD’nin Suriye’de etnik temizlik yaparak Kürt devleti kurduğunu belirten Hasan Öztürk; “PYD’nin yaptığı etnik temizliktir. Demografik yapıyı yani nüfusu değiştirmektir. Üst akıl denilen Amerika ve İngiltere’nin tezgahıyla PKK’nın Suriye kolu PYD’ye Kürt devleti kurduruluyor” diye konuştu.

Güncelleme Tarihi:

Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Akit’e konuştu. Hasan Öztürk ile 7 Haziran Genel Seçimlerinin ardından yaşanan koalisyon tartışmalarını, Suriye’nin Tel Abyad bölgesinde olayları, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün danışmanı Ahmet Sever’in yazdığı kitabını ve Süleyman Demirel’in ölümünü konuştuk…

7 Haziran Genel Seçimleri’nin ardından ne tür bir hükümet kurulur, koalisyon mu, azınlık hükümeti mi, yoksa erken seçim mi?

- AK Parti, yüzde 41 oy alarak seçimlerden birinci parti çıktı. Seçim sisteminin tuhaflığı yüzünden dört partili bir meclis olduğu için 276 milletvekili sayısına ulaşamayan AK Parti, tek başına iktidar olamadı. Dolayısıyla hangi partiler arasında koalisyon olursa olsun birinci partinin yani AK Parti’nin içinde olacağı bir koalisyon olması gerekiyor. Çünkü AK Parti, kendisine en yakın olan CHP’ye 16 puan fark atmıştır. Koalisyon olarak da tabanlarına izah etmeleri bakımından kolay olanı AK Parti-MHP koalisyonudur veya MHP’nin dışarıdan destek verdiği AK Parti azınlık hükümeti de söz konusu olabilir. Fakat TÜSİAD yani iş dünyası ile dış güçler, AK Parti’yi CHP ile koalisyona zorluyor. AK Parti-CHP koalisyonu olamaz. Çünkü CHP’nin koalisyon olmak için yaptığı şartların, ne etik ne de siyaseten bir karşılığı yok. Doğrudan hedefe Sayın Cumhurbaşkanını koyan ve AK Parti’nin icraatlarını sorgulayan bir koalisyon istiyorlar. Bu mümkün değil.

“YIKIM İKTİDARI” OLUR

AK Parti olmadan CHP-MHP-HDP koalisyonu konuşuluyor. Buna ne diyorsunuz?

- AK Parti olmadan CHP-MHP-HDP koalisyonu veya CHP ve MHP’yi, HDP’nin dışarıdan desteklediği azınlık hükümeti düşüncesi, biraz fantastik ve yürümez. Böyle bir sistemin yürümeyeceğini iş dünyası ve dış güçler de biliyor. Velev ki böyle bir iktidar oldu. Bu iktidar, “yıkım iktidarı” olabilir. 13 yıllık AK Parti dönemindeki değişim ve dönüşümün bir anda geriye dönmesi anlamına gelir.

AK Parti-MHP koalisyonu velev ki olursa çözüm sürecinin akıbeti ne olur?

- AK Parti tek başına iktidar olsaydı da çözüm sürecinin akıbeti şu anda başka bir noktadaydı. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanının, seçimden önce Dolmabahçe fotoğrafından sonraki tavrına ve pozisyonuna bakarsak çözüm sürecinin, devletin inisiyatifinden başka bir inisiyatife geçtiği kaygısından dolayı bunlar yaşandı. 

“TÜRKİYE'DE İÇ BARIŞ OLSUN” DERKEN...

- Biz çözüm sürecinde, “kardeşlik hukuku oluşsun, Kürt sorunu nihayete ersin, Türkiye’de iç barış olsun” derken “devletin karşısında başka bir odak oluşsun, onunla al gülüm ver gülüm bir pazarlık sonunda bir noktaya gelinsin” diye bir şey düşünülmemişti. Yani topyekün milletin içine sineceği ve ayrışmanın önüne geçeceği bir süreçten söz ediyorduk.
Son tahlilde AK Parti-MHP olsun veya herhangi bir koalisyon olsun, çözüm sürecine benim baktığım yer ile HDP’nin, KCK’nın ya da İmralı’nın baktığı yer arasında çok ciddi farklar var. Çünkü devlet çözüm sürecinde yapması gerekenlerin yüzde 95’ini hatta yüzde 98’ini yapmıştır. Buna karşılık karşı taraftan istenen “silahları bırak ve silahlı unsurlar Türkiye’yi terketsin” cümlesinin gereğini bile yapmadılar.

DEMİRTAŞ “SİLAHLARI BIRAK” ÇAĞRISINDA BULUNSUN

Bu noktada HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kandil’e “silahları bırak” çağrısında bulunması gerektiğini düşünüyor musunuz?


- HDP seçimlerde yüzde 13 halk desteği ile 80 milletvekili çıkardı. Dolayısıyla Selahattin Demirtaş’ın Kandil’e “silahları bırak” çağrısında bulunması gerekiyor ama Selahattin Demirtaş bir cümle söylüyor, üç gün sonra Kandil, o cümlesini yediriyor, sonrasında ise Demirtaş, o cümleyi sürekli tevil yoluyla düzeltmeye çalışıyor. Şimdi Demirtaş, Kandil’e nasıl silahları bırak çağrısında bulunabilir ki?

PKK, İLK EYLEMİNİ KÜRTLERİ ÖLDÜREREK YAPMIŞTIR

Diyarbakır’da Hüda-Par’a yakınlığıyla bilinen İhya-Der Başkanı Aytaç Baran, PKK’lılar tarafından öldürüldü. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- PKK/HDP çizgisi, bölgede kendinden başka hiçbir siyasal akıma, düşünceye yaşam hakkı tanımayan bir yapıdır. PKK zaten Stalinist bir yapı. Kürtlerin temsilcisi olduğunu söyleyen PKK, ilk eylemini 1984 yılında, Siirt Eruh’ta Kürtleri öldürerek yapmıştır. Bölgedeki bütün Kürt muhalefetini yok etmiştir. Kendinden başka hiçbir düşünceye bugüne kadar müsamaha göstermemiştir. Bu durumun en şiddetlisi de 90’lı yıllarda PKK-Hizbullah çatışmasıdır. PKK-Hizbullah çatışmasının ana odağı da yine “bölgeye kim hakim olacak” kaygısıdır.  Son olarak HDP/PKK’nın 6-7 Ekim olayları ve İhya-Der Başkanı Aytaç Baran’ın öldürülmesinde çatıştığı Hüda-Par meselesinde de, “PKK’nın kendinden başkasına yaşam hakkı vermemesi” problemi yatar. Bu arada devlet, Kemalizm eliyle Sivas’ın Batı’sında, sekülerleşmeyi, din ile arasına mesafe koymayı teşvik etmiş ve bu toplumu dönüştürmüştür. Aynı kafa yani HDP/PKK çizgisi de Sivas’ın diğer tarafında Doğu ve Güneydoğu’da dindar olan Kürtleri, din ile arasına mesafe koyan, sekülerleştiren bir yapıdır.

IRAK VE SURİYE’DE IŞİD / DAEŞ DİYE BİR BELA VAR

Suriye’de tekrar PYD-IŞİD çatışması var. Koalisyon güçleri, Tel Abyad bölgesini bombalıyor. Ülkemize de 40 bin sığınmacı geldi. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

- Şu anda Irak ve Suriye’de IŞİD/DAEŞ diye bir bela var. Suriye ve Irak’ta yeni sınırlar çizilirken, bu bela Amerikalılar, İngilizler tarafından koç başı olarak kullanılıyor. Şimdi burada şu oluyor: Suriye’de defacto bir pozisyonda “Rojava” diye bir isim uydurdular. Dört tane ayrı kantonlardan oluşan bir bölgede çok belirgin bir şekilde Kürt devleti kuruyorlar. Burada Stalinist bir devlet kurulmaya çalışılıyor. Esad ile hiçbir zaman çatışmayan PYD, bu devleti kurarken, oradaki mütedeyyin, müslüman, muhafazakar olan Kürtlerin üç yüz bine yakınını Kuzey Irak’a sürdü. Sonra da üç kanton bölgeyi nasıl birleştirecekleri yönünde stratejik hamleler yapmaya başlayınca, Türkmenlerin ve Arapların bölgesi olan Tel Abyad’a saldırı oldu. Rojava hattı açısından, Tel Abyad’ın alınması demek, Cezire ile Kobani’nin birleşmesi anlamına geliyor.  Önce IŞİD, Tel Abyad’a saldırdı. Sonra Amerika bombardımanı başladı. PYD ise bölgeye geldi. Sonrasında bölge halkı olan Türkmen ve Araplar kaçmaya başladı ve Türkiye’ye sığındı. Bugün ise Türkiye’ye sığınan Türkmen ve Araplar, bombalama bittiği için geri dönmek istiyorlar ama PYD güçleri kapıları kontrol altına almaya başladığı için, kapıları kapatıyor ve içeriye almıyor. Başka bölgelerden ülkemize giriş yapan Kürtler ise şimdi Akçakale üzerinden Tel Abyad’a yerleştiriliyorlar.

BUNUN ADI ETNİK TEMİZLİKTİR

- Türkiye’ye sığınanlar diyorlar ki; “Bizim köylerimizi yaktılar. Topraklarımızı, evimizi, hayvanlarımızı aldılar. Bizi terk etmemiz konusunda tehdit ettiler. Şimdi de bizi geri almıyorlar.” Bunun adı etnik temizliktir. Demografik yapıyı yani nüfusu değiştirmektir. Üst akıl denilen Amerika ve İngiltere’nin tezgahıyla PKK’nın Suriye kolu PYD’ye Kürt devleti kurduruluyor. Bunu bağımsız bir devlet olarak düşünmeyelim. Kürtlerin hakim olduğu otonom bir bölge olarak düşünelim. Bunun ikinci aşaması ise Türkiye’nin de içinde olacağı bir savaş nedenidir.

Nasıl yani?

- Bu olay devam edip ikinci olarak Bayır Bucak Türkmenlerini de sürerlerse ve yüzbinlerce Türkmen ülkemize gelirse, bu kaçınılmaz olarak Türkiye’nin de içinde olacağı bir savaş demektir. Çünkü etnik temizlik, demografik yapının değişmesi, özellikle Türkmen nüfusa yönelik müdahaleler, Türkiye’nin kabul edebileceği meseleler değil. Bu doğrudan Türkiye’nin içine müdahale anlamına da gelir. Türkiye ise koalisyon ile uğraşıyor, kendi içine dönmüş durumda. Bu pozisyonda özellikle Suriye hattı üzerinden Türkiye’ye yönelik yeni bir kuşatma hareketi olarak düşünüyorum.

BARAJLAR KRALI

Süleyman Demirel öldü. Bunun ardından insanlar, Demirel’i yere göğe sığdıramaz hale geldi. Siz Süleyman Demirel’i nasıl bilirsiniz?

- Süleyman Demirel, ilk Başbakan olduğu dönemlerde yani 1965-1970 arasında, “barajlar kralı” olarak anılabilirdi. Hatta Türkiye’yi dönüştüren aktörler arasında da anılabilirdi. Menderes, Demirel, Özal, Erbakan ve Erdoğan diye denklemi kuruyoruz ama Demirel’i bu denklemden çıkartacağımız o kadar çok ihaneti söz konusudur ki; bu yüzden denklemi Menderes, Özal, Erbakan ve Erdoğan diye yapıyoruz.

DEMİREL'İN ‘ÇAĞDAŞ TÜRKİYE’ ANLAYIŞI.

- Çünkü Demirel, Refah-Yol iktidarı döneminde, Ankara Müzik Festivali’nin açılışında seslendirilen Beethoven’in 9. Senfoni’sini dinleyip, ayağa fırlayıp, “İşte çağdaş Türkiye bu!’’ diyerek kendinden geçen bir kişidir. 28 Şubat sürecinde arkasında bir oyu olmayan Yalım Erez’e hükümeti kurma görevi verdi. Sadece aralarındaki protokol işlesin diye rahmetli Necmettin Erbakan’dan Tansu Çiller’e geçeceği bir süreç yaşanacakken, istifayı fırsat bilip hükümet kurma görevini tutup Mesut Yılmaz’a veriyor. Daha Demirel hakkında ne söyleyim… Demirel’i Keban Barajı’nı yaptığı için anmamız gerekirken, bugün bunlarla anıyoruz. Hayat böyle bi şey…

ALLAH, DEMİREL’İN MÜSTEHAKINI VERSİN!

Demirel ile ilgili bir anımı anlatmak istiyorum. 1987 yılında Ankara’da üniversite öğrencisiyken, başörtüsü yasağının kalkmasıyla ilgili okuldan arkadaşlarla beraber Güniz Sokak’taki evinde Süleyman Demirel’i ziyaret ettik. Demirel bize o dönem siyasi yasaklı olduğunu ve bizden; arkadaşlarımızı, ailemizi ikna edip, 6 Eylül 1987’deki referandumda siyasi yasağının kaldırılmasının sağlanmasını istedi. Siyasete döndüğünde başörtüsü yasağının kalmayacağını söyledi. Demirel’in siyasi yasağı kalktı, ana muhalefet oldu, başbakan oldu, cumhurbaşkanı oldu ama başörtüsü yasağı hâlâ devam etti.  Yani Demirel benim açımdan popülizm kavramını üzerine elbise olarak geçirmiş. Popülizm kavramını diline pelesenk etmiş, popülizm kavramını kendisine şiar edinmiş siyasi bir aktördür.

AHMET SEVER YA YALANCI YA DA HADSİZ

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Basın Danışmanı Ahmet Sever’in yazdığı kitabı nasıl değerlendiriyorsunuz?

-  Hasan Karakaya  gibi değerlendiriyorum. Abdullah Gül yanında fitnesever değil, fitnesavar çalıştırmalıydı. Abdullah Gül konusunda, Fehmi Koru ilk olarak işaret fişeğini vermişti. Sayın Gül ise Ahmet Sever’in kitabıyla ilgili günler sonra “kitapta dahli olmadığına” yönelik düzeltme ihtiyacı hissetti ama Ahmet Sever canlı yayınlarda şunu söyledi: “Ben bu kitabı yazdım. Gül, benden sadece seçimden önce yayınlamamam noktasında ricacı oldu ama kitabı satır satır okudu ve redakte etti.” Ahmet Sever ya yalan söylüyor ya da kendi pr’ını yapayım derken haddini aşıyor. Bu tartışmada açıkçası Sayın Gül ile Sayın Cumhurbaşkanının birçok meseleyi oturup konuştuklarını ve bu konulara da sadık kaldıklarını gördüm. Yine oturup konuşacaklarını ve aldıkları karara da sadık kalacaklarını düşünüyorum.

Yorumlara Git

İtalya'dan, İsviçre'ye sert tepki Sapkın barcı diplomatik krize yol açtı

Ateşkes İsrail için sadece kağıt üzerinde: Gazze'de sivil katliamı durmuyor!

Ünlüler soruşturmasında iğrenç iddia! Önce şişe çevirmece sonra uyuşturucu

Eski SDG’liden itiraf üstüne itiraf: ABD silahlarını satıp belediye bütçelerini yağmalamışlar

Avrupa ülkesinde alarm verildi Bu da Görüntülü arayan kral tuzağı