Ekonomi
Normalleşme süreci başladı
Bankacılık ve finans dünyasının duayenlerinden olan Öztürk Oran, 45 yıllık çalışma hayatında önemli yer tutan hizmetlerini ve 136 yıllık İstanbul Ticaret Odası’nın prestij projesi olan İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin yeni akademik yıla dair hazırlıklarını Ekonomi Müdürümüz Mehmet Canıtatlı’ya anlattı.
Cumhurbaşkanı hükümet sistemi etkisini gösteriyor
Bizler, ülkece zorlu bir süreçten geçtik. 1994’te de kriz oldu, ben de yaşadım. Aynı şekilde 2001 yılında 24 bankanın battığı krizi ben de yaşadım. Ama bunlar ülkemizin içinde cereyan eden krizlerdi. Şimdi ise bütün okların üzerimize çevrildiği bir dönemden geçiyoruz. Allah’ın izni ile bu defa seri bir şekilde alınan ve uygulanan kararlar sonucunda, bizi ekonomik yönden vuramadılar. Çok hesaplar yapıldı ama bu hesapların hiç biri tutmadı. Neden tutmadı? Çünkü kamu bankaları, kamu katılım bankaları ve milli bankaların bir kısmı bu yükün altından kalkma sürecinde, ‘’Ben de varım’’ dedi. Ayrıca ‘Bizim amacımız ekonomiyi canlı tutma ve kredili müşterileri batırmamaktır’ diyerek büyük bir çabanın içine girdiler. Sonuçta, şirketler batırılmadı, yapılandırmalara gidildi ve herkes kendini toparlama sürecine girdi. O dönemde konkordato ilan edenle de şu anda bu süreçten çıkmaya çalışıyor. Nitekim Ağustos 2018’de yaşadığımız sıkıntıların birçoğu gitti. Bugün itibariyle baktığımızda ise döviz kurlarında oynaklık söz konusu değil, faiz oranları aşağı yönde seyrediyor.
Ben, eminim ki, önümüzdeki 6 ayda enflasyonda da düşüş yaşanacaktır. Normalleşmeye doğru gidiyoruz. 2017’deki seviyelere tekrar döneceğiz. Özellikle de enflasyonda görülecek düşüş sonrası sıkıntıların büyük bir kısmı geride kalacaktır. Daha geçtiğimiz günlerde 25 ve 30’ar milyon lira büyüklüğünde iki paket açıklandı. Bunlar, ihracatçılarımız, turizmcilerimiz ve sanayicilerimiz için büyük bir imkândır. Aynı zamanda Eximbank’tan sağlanan krediler kapsamında imkânlar genişletildi. Şimdi sıra istihdamda. Bu konuda kabine tarafından alınan tedbirleri de destekliyoruz. Kabine oldukça seri karar verdi. Tedbirler de etkisini göstermeye başladı. Seri karar verilmesinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin bir etkisinin olduğunu düşünüyorum. Teşviklerin oluşumuna katkı sağlayan Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, ardından Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak’a, kamu bankalarına, kamu katılım bankalarına ve ‘ben de bu ülkenin milli bir bankasıyım’’ diyen yerli bankaların yöneticilerine teşekkür ediyorum.
Kamuya faizsiz bir bankayı kazandırdım
Bankacılık sektöründe 1974 yılından bugüne hizmet veriyorum. Faizsiz bankacılıkla birlikte hiçbir şart koşmadan bu alana geçtim. Kamu için bir katılım bankasının gerekli olduğunu görünce buna kafa yordum. Sabrettim, pes etmedim. İsabetli çalışmalarla 20 yıl sonra da olsa sonuca vardım. Tabi ki Cumhurbaşkanımız ve dönemin hükümetinin de gösterdiğim çabayı desteklediler, onların sayesinde bir banka (Vakıf Katılım Bankası) kurmuş olduk. Buradan hareketle şunu söylemek istiyorum: Bir şeye niyet ettiğiniz zaman mutlaka başarırsınız. Yeter ki inanın. O zaman başarı da geliyor.
Katılımda lider olmak istiyoruz
Katılım bankacılığına karşı dünya genelinde bir ilginin olduğunu görüyoruz. Türkiye’de ise 1996’dan bugüne katılım bankacılığı hizmetleri hızla gelişiyor. Emlak Katılım Bankası’yla birlikte 6 katılım bankamız var. Bankacılık sektöründeki pay büyüklüğü yüzde 5’leri aştı. Bizler, bu oranın daha ileri seviyelere gelmesi için çalışıyoruz. Katılım bankaları büyüdükçe ekonomimiz de büyüyecektir. 2016 yılına geldiğinde devletin de bir katılım bankasının olması ve özellerin yanında kamunun da bu işin içine girmesi arzu edildi. Amaç neydi? Yastık altında durup diğer bankalara gitmeyen birikimlerin ülke ekonomisine kazandırılmasıydı. Vakıf Katılım Bankası bunun için kuruldu ve bizler bu bankayı ekonomiye kazandırmanın gururunu yaşıyoruz. Bu noktada sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da büyük emekleri var. Bankamızın vakıf olma özelliğinden kaynaklanan bir misyonu da, kazancımızın ecdadımızın bıraktığı eserlerin bakım ve onarılmasında kullanılmasıdır. Biz sadece bir katılım bankacılığı yapmıyoruz. Aynı zamanda kamu katılım bankası olarak da bu alanda lider olmak istiyoruz. Onun için de ince eleyip sık dokuyoruz. Şu anda bizim bankamızda çalışmak için 220 binden fazla müracaat var. Bunda kurumsallığımızın büyük rolü var.
İş arayan değil aranılan eleman yetiştiriyoruz
Vakıf Katılım Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı ile İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanlığı görevinin yanı sıra İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanlığı görevini de yürüten Öztürk Oran, üniversiteye hazırlanan aday gençlere ufuk açıcı mesajlar da verdi.
İstanbul Ticaret Üniversite yönetimi olarak mezunlarının iş aradığı değil, aranılan eleman olarak yetiştiği bir üniversite olmayı hedeflediklerini vurgulayan Oran, “Bu amaç doğrultusunda önemli adımlar atıyoruz, yeni bölümleri iş dünyasının taleplerine göre açıyoruz’’ dedi. İşte Oran’ın üniversiteye dair mesajları:
Güçlü bir hazırlık dönemindeyiz
İstanbul Ticaret Üniversitesi 2019 – 2020 akademik yılına güçlü bir şekilde hazırlanıyor. Üniversitemiz, gençlere değişen dünyanın içinden geçerek yepyeni bir kapıyı açıyor. Mütevelli heyetinden akademik ve idari kadroya, öğrencisinden mezununa kadar büyük bir aile olmanın bilinciyle yeni bir döneme büyük sıçrama yaparak daha güçlü adımlarla gireceğiz.
Mezunlarımızla gurur duyuyoruz
İstanbul Ticaret Odası köklü bir maziye sahiptir. Dolayısıyla Meclis üyelerimizin, Komite üyelerimizin ve Odamıza kayıtlı üyelerimizin ihtiyacına cevap verebilmek için 2001 yılında akademik hayata kazandırılan üniversitemiz 20nci yılına yaklaştı. Bugüne kadar da ülkemize ve ekonomimize katkı yapan ve bizim İTO’muz üyesi işadamlarımıza destek veren çok öğrenci yetiştirdi. Mezun olan öğrencilerimiz arasında bakanlıklarda, ekonominin karar verici noktalarında, iş aleminin STK ayağında, gerek kamuda, gerekse kendi kurdukları işlerinde ya da holdinglerde görev alanlar bulunuyor. Biz, onlarla karşılaşıp selamlaştığımız zaman gurur duyuyoruz. 6 fakültemizin son mezunlarını da 10 Temmuz’da uğurlayacağız. Mezunlarımızın yüzde 85’i iş buluyor. Aynı zamanda ben inanıyorum ki, yeni oluşturduğumuz bölümlerde eğitim görecek öğrencilerimizin de iş sahibi olma sürecinde problemler yaşanmayacaktır. Böylece yüzde 85 olan iş bulma oranını yüzde 100’e çıkarmış olacağız.
Memnuniyette ön sıralardayız
Türkiye Üniversite Memnuniyet Araştırması sonuçlarına göre vakıf üniversiteleri içerisinde öğrencisinden aldığı öğrenim ücretini yine öğrencisi için harcayan üniversiteler arasında ilk 10 sıradayız. Buradan hareketle öğrencilerimize çok yatırım yaptığımızı söyleyebilirim. Bir şehir üniversitesi olarak İstanbul’un Sütlüce ve Küçükyalı semtlerinde konumlanıyoruz. Ayrıca İTO’nun tahsis ettiği Eminönü’ndeki bina da 2020’de yeniden İstanbul Ticaret Üniversitesi öğrencilerine kapılarını açacak. Geçmişte İTO’nun yönetim binası olarak da kullanılan yerimiz lisansüstü eğitimler için kullanılacak. Akademik kadromuzu da güçlendiriyoruz.
İş dünyası istedi, biz de planladık
İhtiyaç duyduğumuz ve yeni açacağımız bölümler de dahil olmak üzere bir planlamaya gittik. Özellikle İTO’nun meslek komitelerinden yansıyan beklentileri de dikkate alarak ilerledik. Yeter ki, açacağımız bölümlerden mezun olanlara iş imkânı sağlanıyor olsun. Biz, Komitelere ‘’Bu öğrencilerimize iş verecek misiniz?’ diye sorarak kararımızı veriyoruz. Yani verilecek iş garantisine göre bölüm açıyoruz. Bir örnek verecek olursak; Bankacılık ve finans alanında oluşturduğumuz bölümde öğrenciler ilk iki yıl ortak ders görecekler. Üçüncü sınıftan itibaren Katılım Bankacılığı ve Klasik Bankacılık şeklinde bir tercihte bulunabilecekler. Bu bölüm için 35- 40 öğrenci planlandı. Biz daha öğrencileri almadan bankacılık sektörünün temsilcilerinden istihdam sözünü aldık. Onları şimdiden istihdam edebilme imkânına sahibiz. Önce stajlarını yapacaklar. Mezun olduklarında ise yetişmiş birer finansçı olacaklar.
MYO yeniden açılıyor
Öte yandan; Meslek Yüksek Okulumuzu (MYO) üniversitemize yeniden kazandırmayı planlıyoruz. Çünkü hayata kısa yoldan atılmak isteyenlere de imkân sunmak gerekiyor. Bu noktada da İTO’nun 81 komitesinin talepleri dikkate alınarak ilerliyoruz. Ayrıca sürekli eğitim ile uzaktan eğitim konularında da önemli çalışmalarımız var. YÖK’ten Uzaktan Eğitim Fakültesi’nin yetkisini alabilirsek, o gerçekleştiğinde her bölüm için de aynı imkânı sağlayacak bir yapıya kavuşmuş olacağız. Biz aynı zamanda Ticaret Üniversitesi’ni ticaret dünyasının ihtiyacı olan bölümlerle donatmaya devam edeceğiz. Artık her bölümü açmak istemiyoruz. Özellikle İstanbul iş alemine ve ekonomiye katkı yapacak olan bölümleri açma konusunda çalışmalar yürütüyoruz. Artık rotamızı bu yöne çevirdik. Kuruluş misyonumuz ve vizyonumuza uygun olan adımlar atıyoruz.
Sosyal boyutlu destekler veriyoruz
Öğrencilerin burayı tercih etmeleri sonrası, sadece yerleşmeleri, derslere girip sınavlarda başarılı olduktan sonra mezun olmaları şeklinde bir durum yok. Onların sosyal hayatı ve başarıları için de destek oluyoruz. Bunun en bariz örneği spor konusundaki başarılarımızdır. Farklı dallardaki başarılarımız da dillere destandır. Biz bu başarıları ayrıca ödüllendiriyoruz. Öte yandan; ders çalışma mekânları ve kütüphanemiz de ihtiyaçları karşılamada diğer üniversitelere göre oldukça iyi durumda. Sınav zamanı buralarda kalan öğrencilere çay, simit ve çorba ikramları yapılıyor. Farklı üniversitelerin istifade edebileceği gece okuma salonlarımız da mevcut. Amacımız sadece öğrenciden kazanmak değildir, amacımız onları topluma kazandırmaktır.
Başarıları ödüllendiriyoruz
İstanbul Ticaret Üniversitesi’ni tercih eden ve kazanan başarılı öğrencilerin bu başarılarını mutlaka taçlandırıyoruz. Burslarımızdan yüzde 100 oranında yararlanabildikleri gibi yurtlarımızda bedava kalma imkânına da sahip oluyorlar. Yarı zamanlı iş imkânı sunduğumuz öğrencilerimize harçlık da veriyoruz. Bu konuda belirlediğimiz kriterlerin ayrıntıları üniversitemizin web sayfasında da yer alıyor.
Öztürk Oran’ın özelinden kesitler
“Bu kadar yoğun iş temposu varken kendime de zaman ayırmaya gayret ediyorum” diyen Oran, özel hayatına dair şu bilgileri paylaştı: “Günde 6.5 – 7 saat uyuyorum. Bu kadar çalışma yaptığım yer varken görevlerim arasında tek yerden maaş alıyorum. Geriye kalan görevlerimin hepsinde katkıda bulunuyorum. İki evladım var. Boş zamanlarımda sosyal faaliyetlere katılıyor, kamuya yararlı olan işlerle ilgileniyorum. Bugüne kadar yaptıklarımla fayda sağlamaya çalıştım. Kendimi bir vakıf adamı olarak gördüm. Bu dünyadan gelip geçerken hayırlı bir iz bırakamamışsanız yaşadıklarınızın bir anlamı yok. Ben bu izi sağlık sektöründe ilaçla bırakmak istiyorum. Çok güzel projelerim var. Bunlar da hayata geçtiğinde geçtiğin insanlık adına kayda değer yol kat edilmesini temenni ediyorum.”
Ben olsaydım...
Geriye dönüp baktığımda, ‘Ah şunu da yapabilseydim’ diyebileceğim bir şey olmadı. Çok erken yaşta müdür oldum ve erken yaşta mevki, makam gördüm. 42 yaşında emekli oldum ama beni çağırıp yönetim kurulu üyesi yaptılar. İlaç sektöründe çok büyük bir firma olmasak da, 20 yıldır yerli ve milli diye ilaç üretiyoruz. Bu ülke için ne gerekiyorsa ona göre hizmete devam ediyoruz. İlaç dediğiniz şey bir ülkenin savunma sanayii gibidir. Bu ülkenin ilacı ne ise savunması da odur. (Öztürk Oran)