Gündem
Mete Gündoğan ‘Erbakan’ı yeniakit.com.tr'ye anlattı! ‘Büyük dehalar zamanla anlaşılıyor'
25 yıl danışmanlığını yaptığı merhum Necmettin Erbakan'ın hayatını kaleme alan Prof. Dr. Mete Gündoğan, yazdığı kitabın detaylarını yeniakit.com.tr'ye anlattı.
This browser does not support the video element.
İsmail Uğur yeniakit.com.tr
Prof. Dr. Mete Gündoğan 25 yıl danışmanlığını yaptığı merhum Necmettin Erbakan'ı anlattığı kitabının detaylarını yeniakit.com.tr ile paylaştı. Rahmetli Erbakan ile Muhsin Yazıcıoğlu'nun kıymetinin vefatlarından sonra anlaşıldığını ifade eden Gündoğan, "Kitabımın girişine buradan yola çıkarak hikayesini pek çok kimsenin duymadığı; Kur'an-ı Kerim'in İngilizce ilk tercümesini yapan Allame Yusuf Ali'nin hayatını anlatarak başladım. Onun çevirisini yaptığı Kur'an-ı Kerim, dünyanın en iyi İngilizce tercümesi kabul edilerek hala 24,7 dolara satılır. Ancak İngilizce Kur'an'ın tercümesini yapan Allame Ali, Londra'da evsiz ve kimsesiz olarak vefat etmiştir." dedi.
'Milli Görüş üzerinden Erbakan Hoca'yı anlattım'
Prof. Gündoğan 25 yıl danışmanlığını yaptığı merhum Necmettin Erbakan'ın kitabını yazmaya karar verdiği günü şöyle anlattı:
"Ben uzun zamandan beri Erbakan Hoca'nın hayatı ile ilgili bir şeyler yazmak istiyordum ama hem anılarımı hem de Erbakan Hoca'nın yaptıklarını ve birlikte geçirdiğimiz 25 yılı düşündüğüm zaman çok büyük bir hacimle karşılaşıyordum. Bir gün bir arkadaşım, 'Ya hocam senin bu anılarını yazman lazım.' dedi. Tavsiyede bulunan hoca arkadaşıma gayri ihtiyari olarak 'Neyi anlatmam lazım? Milli Görüş'ü mü? Erbakan'ı mı?' dedim. O da 'Güzel bir soru. Milli Görüş üzerinden Erbakan'ı anlatman lazım.' diyerek cevap verdi."
'Milli Görüş bir nehir Erbakan da o nehrin etrafındaki şehirdir'
Prof. Dr. Mete Gündoğan, Milli Görüş üzerinden derlediği Erbakan kurgusunu da şu sözlerle ifade etti:
"Biz Milli Görüş'ü Sultan Alparslan'dan itibaren başlatıyoruz. Çok daha eskilerden de başlatabiliriz. O anda aklıma bir nehir geldi. Yani Milli Görüş dediğinizde bir nehir, dağlardan fışkıran bir pınar düşünün. Yer altından tertemiz ve çok faydalı bir su çıkıyor. Bu su dağlardan akıp geliyor. Erbakan dediğimiz zaman da o aslında bir şehir. Bir adam tek başına geliyor. Nehrin kenarına evini kuruyor. Onun yanındakiler de gelip evlerini kuruyorlar. Onun yanındakileri tanıyanlar falan derken nehrin her iki yakasında bir şehir oluşuyor. Her olay bir haneden ibaret. Her hanenin bir şekilde şehirle ilişkisi var. Hepsinin toplamı da Milli Görüş nehrinin etrafında bir Erbakan şehri şeklinde oluşuyor."
'Onu anlatan tüm kitapları okudum'
"Ben nasıl olsa Erbakan Hoca'nın danışmanıyım. Bildiklerimi yazarım diye düşünmedim." ifadelerini kullanan Prof. Gündoğan, merhumla ilgili yazılan tüm kitapları okuduğunu söyledi:
"Piyasada rahmetli Erbakan ile ilgili ne kadar kitap varsa okudum. Bazıları normal yazmış. Bazıları bir şeyler uydurmuş. Ama bir şekilde gönül vererek yazdıklarını düşündüm. Benim yazdığım Erbakan kitabı ise 25 yıl hizmet ettiğim doktrine akademik uslüp kazandırarak ortaya çıkan bir eser oldu."
'Merhum Erbakan ile Yazıcıoğlu vefatlarından sonra anlaşıldı'
"Bir evsiz olarak vefat eden Kur'an- Kerim'in ilk İngilizce tercümanı Allame Yusuf Ali'nin hikayesi her okuduğumda yüreğimi titretmiştir." diyen Prof. Gündoğan, kitabının başlangıcına bu acı dolu hikaye ile giriş yaptığını söyledi:
"Muhafazakar camiada bütün millete mal olmuş birkaç kişi vardır. Onlardan birisi de Erbakan Hoca'ydı. Tavırları ile mücadelesi ile Erbakan millete mal oldu. Mesela onunla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu da millete mal olan bir kişilikti. İnsanlar onları filanca partinin adamı gibi algılamıyor. Onların söylediklerine, yaptıklarına artık bütün millet tarafından sahip çıkılıyor. Yıllar sonra anlaşılabilmek güzel bir şey ama keşke sağlığında anlaşılsaydı daha iyi olurdu. İşte buradan yola çıkarak da konunun girişini; Türkiye'de pek az belki de hiç bilinmeyen Kur'an-ı Kerim'in İngilizce ilk tercümesini yapan Allame Yusuf Ali'nin hayatını anlatarak başladım. Onun çevirisini yaptığı Kur'an-ı Kerim hala satılır. 24,9 dolara bu Kur'an'ı satın alabilirsiniz. Fakat Allame Yusuf Ali Londra'da bir evsiz, kimsesiz ve hiçbir şeye sahip olmadan vefat etti. Onun hayatını ne zaman okusam bu hikayeden çok etkilenirim. Oradan hareketle dedim ki 'böyle unutulmaması gerekiyor.' Yusuf Ali'nin de hayatının o sahnesini eklemem gerektiğini düşündüm."
İşte Allame Yusuf Ali'nin Prof. Gündoğan'ın kitabında yer alan hikayesi:
Hikmetinden Sual Olunmazl
8 Kasım 1953, Londra
Trafalgar Meydanı civarında devriye gezen polis, saçı sakalı birbirine karışmış ve üstü başı perişan yaşlı bir adamın bir evin giriş merdivenlerinde oturduğunu fark etti. Yanına yaklaştı. Zavallı adam tir tir titriyor ve sorulan hiçbir soruya net cevap veremiyordu. Elleri göğsünde, boğuk bir sesle öksürüp duruyordu. Polis, civarda ne bir yakınını ne de yardım edebilecek bir tanıdığını buldu. Bu yaşlı ve evsiz adamı bilen hiç kimse yoktu. Bir ambulans çağırdı ve yaşlı adamcağız Westminster Hastanesi'ne kaldırıldı. Acil doktoru Walter Harris, yaşlı adamı muayene etti ve acil bir vaka veya çok ağır hasta olduğunu düşünmedi. Kısa bir tedavi sonrası adamcağızı taburcu etti.
İki gün sonra 10 Kasım Salı günü, Trafalgar Meydanı'ndaki bir bankta bir adam yarı baygın olarak yatıyordu. Polis hemen bir ambulans ile adamı Westminster Hastanesi'ne kaldırdı. Bu adam, iki gün önce getirilen evsiz ve kimsesiz olan yaşlı adamın ta kendisi idi. Hastaneye getirildiğinde adamda yaşam belirtisi kalmamıştı. Doktorlar iki saat boyunca adamcağızı hayata döndürmek için uğraştılar. Tüm çabalara rağmen, müdahaleye cevap vermedi, veremedi. Ölmüştü. Kalp doktoru Ne ville Stafford bu kimsesiz adamın dosyasını kapatırken, ölüm nedeni hanesine kalp yetmezliği yazdı. Bu yaşta biri için doğal bir ölüm sebebiydi.
Üzerindeki bir belgeden adamcağızın Pakistan orijinli olduğunu anlayan İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Pakistan Büyükelçiliği'ni aradılar. Bay A. Y. Ali'ye düzgün bir cenaze merasimi için Pakistan Büyükelçiliği'nden yardım talep ettiler. Büyükelçilik yetkilileri öyle isimde bir kişiyi tanımadıklarını söylediler. Pakistan kamu sistemi içerisinde herhangi bir makam veya mevki işgal etmediği için herhangi bir işlem yapamayacaklarını bildirdiler. Adamcağızın cenazesi, polis nezaretinde birkaç belediye işçisinin yardımıyla Müslüman kimsesizler mezarlığına defnedildi.
Evet.
Kısa bir süre sonra kayıtlardan anlaşıldı ki ölen kişi Kuran-ı Kerim'in İngilizceye en iyi ve en derin anlamlı tercümesini yapan Allame Abdullah Yusuf Ali idi. Hayatının son demlerinde kimsesiz, beş parasız, hasta ve yalnız olarak sokaklarda yaşarken öldü.
Ölümünü ve acıklı sonunu öğrenen binlerce kişi Pakistan Büyükelçiliği'ni arayarak sitem etti. Büyükelçilik de yaptığı hatayı anladı ama iş işten geçmişti. Yine de Yusuf Ali hatırına bir anma töreni düzenlendi ve ne büyük bir insan olduğu, birçok seçkin davetli tarafından anlatıldı. Gerçi Yusuf Ali'nin bir ailesi vardı. Hanımı Hristiyan bir İngiliz hanımdı. Bir de kızı vardı. Hanımıyla anlaşamamıştı. Hanımı kızı ile birlikte onu terk etmişti. Onların da Yusuf Ali'den ve onun son demlerinden haberleri yoktu.
Bugün hâlâ Yusuf Ali'nin yazdığı Kuran'ın İngilizce tercümesi okunur. Diğer birçok İngilizce tercümeler de Yusuf Ali'nin tercümesinden faydalanılarak yapılmış tercümelerdir. Hatta bugünlerde hacca veya umreye gidip de İngilizce bir Kur'an alıp bakayım derseniz o Kur'an'da Yusuf Ali'nin tercümesi olan Kuran'dır. Suud Krallığı bu tercümeyi anlam bakımından en iyi tercüme olarak kabul ettiği için Kabe'de ve peygamberin mescidinde bulunmaktadır. Diyelim ki internet üzerinden örneğin amazondan İngilizce bir Kur'an satın almak istediğiniz. O zaman 29 dolar 95 Cent fiyatı olan kitabı indirimi ile 24 dolar 19 Cent vererek alabilirsiniz ama Yusuf Ali'nin hayatının son demlerinde tek bir Kur'an parası kadar bile parası yoktu. Bugün ve bundan sonra da onun eserleri satılmaya devam edecek ve insanlar milyonlarca dolar kazanacaklar. Anadolumuzda "hikmetinden sual olunmaz" diye bir tabir vardır. Biz de daha fazla sual etmeyip burada bırakalım.