Gündem
İşte İzmir Suikasti'nin arka planı
M. Kemal'e bu suikast girişimiyle ilgili olarak, Kastamonu mebusu Halit (Akmansül) Bey dışında kalan, eski Terakkiperver Cumhuriyet Fırka'lı bütün milletvekilleri -dokunulmazlıkları olmasına rağmen- tutuklanmıştı. İşte şok gerçekler...
İzmir Suikasti'nden dolayı 18 kişi asılmıştır; bir de asılmasına karar verilen ancak gıyabında idam kararı verilip yakalanmak üzereyken tavuk kümesinde idam eden Kara Kemal Bey var.
İzmir suikasti ile ilgili gerçekleri bu mahkemede idam ile yargılanan Kazım Karabekir'in damadı Prof. Dr. Faruk Özerengin'den dinleyelim. Sayın Özerengin kayınpederinden ve bu hadiseyi yaşayanlardan duyduklarını şöyle anlatıyor;
''...Ziya Hurşit isminde o tarihte CHP'den Lazistan mebusu olan zat, Mustafa Kemal Paşa'ya müthiş düşman. Hatta onu öldürmek için fırsat arıyor. Kabadayı gibi bir adammış. Bu adamın aklı fikri Mustafa Kemal Paşa'yı bir yerde sıkıştırıp temizlemek. Bu fikri arasında mebuslar arasında duyuluyor. Hatta mecliste kara tahtaya bile yazmış adam:
''Bir millet ki putunu kendi yapar, kendi tapar.''
Dolayısıyla, bunun şununla temasları filan gözaltına alınıp takip edilmeye başlıyor. Hareketleri Adım adım takip ediliyor ve Mustafa Kemal Paşa'ya Hurşit'in bir suikast tertipleyeceği meydana çıkıyor. O zamanki Ankara valisi hadiseleri gün gün biliyor. Bu sırada söz ajan'dan açıldı. Sarı Efe Edip Kazım Özalp'in çiftliğinde baş kahya imiş. Ve bu Sarı Efe Edip'te Ankara'da Kazım Özalp'in adamı olarak çalışıyor. Onların bir nevi ispiyonculuğunu yapıyor. Sarı Efe Edip'i ne yapıp edip bu işin içine ajan olarak sızdırıyorlar. Ondan sonra suikast tertipleri başlıyor.
Faruk Bey'in hatıralarında suikast ile ilgili asıl bundan sonra verdiği bilgiler çok ilginç ve suikaste niye temiz insanların isimleri bulaştırıldığı hakkında bize bilgiler veriyor.
OKUMAYA DEVAM
''...Sarı Efe Edip verdiği ifadelerde temizlenmesi ve ortadan kaldırılması gereken kişilerin isimlerini bu suikast işine bulaştırıyor. Falan da vardı, Filan da vardı.
O onunla gizli gizli şurada konuşmuştu... ve yıldırım hızıyla Kazım Karabekir Paşa dahil, Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay ve Atatürk'ün en yakın arkadaşları dahil, bunlar muhalefete giriştiler diye muhalefetin hepsi suikast ile ilgilidir diye hepsi tutuklanıp, İzmir'de hapise tıkılıyor. Bu işleri tamamladıktan sonta Sarı Efe Edip Sözüm Ona Suçlu gibi kendini gösteriyor.
Mahkeme heyeti incelemesini bitirdikten sonra karar olarak '' İDAM'' Diyor.
Sarı Efe Edip daha fazla konuşmasın diye isimleri verdikten sonra acele ile idam ediliyor. Adam idama götürülerken ciyak ciyak bağırıyor. Tarih onun bağırtısını niye yazmıyor ki ?...
Diyor ki:
''Beni Mustafa Kemal'e götürün siz ne yapıyorsunuz ? Beni Bunun İçin mi Çalıştırdınız ?...
Bağırta bağırta adamı götürüp astılar ki ileride bu işlerle ilgili konuşmasın diye...
İzmir suikastinin hikayesi budur. Sonra her şey planlandığı gibi giderken silahlanmış bir grup subayın müdahalesi sayesinde paşaları asamadılar. Onu da çok iyi biliyoruz. Mustafa Kemal Paşa, Çeşme'ye çekiliyor. Fahrettin Altay Vasıtası ile mütemadiyyen haberleşiyor. Bir an evvel paşalarıda temizlemek istiyor fakat mahkeme bir türlü karar veremiyor. Bunun üzerine silahlı subaylar var çekin bu subayları diyorlar.
Ordu'ya haber veriliyor: ''TATBİKAT yapılacaktır. Çeşme'ye gelin.'' Ordu, askerler Çeşme'ye çekiliyor. Fakat büyük bir subay grubu bu tatbikata gitmiyor.
Ordu'ya isyan ediyorlar. Bu subaylar şu karara varıyorlar;
''Eğer paşalara idam hükmü çıkarsa, içinde Kılıç Ali'nin de bulunduğu mahkeme heyetini öldürecekler. Sonra da İdam ile yargılanan İstiklal Savaşı'nın kahraman paşalarını dışarı çıkaracaklar ve sisteme isyanı başlatacaklar.''
Rauf Orbay o sırada Memleket dışında olduğu için 10 yıl'a mahkum ettiler. Düşünü adamın hiç bir kabahati yok iken 10 Yıllık ceza. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Samet Ağaoğlu ise ''Babamın Arkadaşları'' adlı kitabında şunları yazıyor:
Sanık yerinde Doğu Vilayetlerinde Bir ilçenin telgraf memuru var. Suç Delili isyan sahnesinde ki bir arkadaşına çektiği şu telgraf:
''Din uğrunda büyük Şehit Hz Hamza'nın yanına gitmeye hazırım!''
Babamın arkadaşı (Ali Çetinkaya) gözlüklerini burnunun ucuna kadar indirdi. Dudaklarının arasından ıslık gibi çıkan sesi, gözlerinin saklayan bir kamçının ışığı sayılabilecek bakışlarıya birleşti:
Demek Hz Hamza'nın yanına gitmeye hazırsın!
Peki, yarın sabah orada olacaksın...
Misal 3
Şark İstiklal Mahkemesi'ndeki zulmü hatırasında anlatan Van eski milletvekili merhem İbrahim Arvas'ın şu Sözlerinede yer verelim istiyoruz:
Müddeiumuminin (savcı'nın) bir kaç cümle ile Şark'lılar aleyhinde ki zulmü ile kin ve adavetini (düşmanlığını) gösterir misaller arz edeyim:
''Ne kadar baba-oğul mahkum varsa, evvela babanın gözü önünde oğlunu astırır, sonra babayı asardı. bu hususta babanın feryad figanları katı kalbine tesir etmezdi. Şark İstiklal Mahkemesi Reis ve aza larını belalarını buldular. ve her biri ayrı bir der ve ıstıraba müptela oldu.''
Misal 4
İstiklal Mahkemelerinin Zulmü Yazmakla bitmez...
Seyit Rıza'yı nasıl astık?
Çağlayangil Anlatıyor:
''Fındık Hafız'ın idamı bitti. Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Etrafta kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa doğru bağırdı:
Evlad-ı Kerbelayık. Bi hatayık. Ayıptır. Zulümdür.Cinayettir, dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalye ye ayağı ile tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı''
Kemal Tahir'in İstiklal Mahkemesi değerlendirmesinde, roman kahramanı eski bir ittihatçı yöneticinin ağzından şu sözler dökülür:
''Bizim ömrümüz, bütün suçlarımızı muhaliflerimize yüklemekle geçmiştir. Büyük politika sandık bunu... Yatkınmışız, alıştık. Daha beteri, en suçlularımıza, en utanmazlarımıza uyarak, doğru söyleyenlere, hiç bir suçu olmayanlara diş biledik yıllarca. Giderek muhaliflerimizle aramızda ki ilintileri hırsızlarımız, alçaklarımız, manyaklarımız belirleyip denetler hale geldi. Bu heriflerin ne kadar rezil, ne kadar işe yaramaz olduklarını... Ne demek işe yaramaz !
Tersine, kancıklıklarını... Aptallıklarını... Çalıp Çırptıklarını bile bile, muhaliflerimizi en alçak iftiralarla karalamalarını beğeniyorduk, sırtlarını sıvazlayarak kışkırtıyorduk, mükafat olarak ta çalmalarına, namussuzluklarına göz yumuyorduk. İstiklal Mahkemeleri'nin, çoğunlukla, bizim ikinci takım döküntülerinden kurulması rastlantı değildir, böyle işlere yatkınlığımız, sınavlara vurulmuş, ölçüp biçildikten sonra iyi değerlendirilmiştir. Biz her çeşit savunuyu suç saymışızdır.
Bu yol, muhaliflerini gerçek suça itelemek yoludur. Varılmak istenen yerde, muhalifsiz hükümet etmek...
Çok düşündüm, muhalefetsiz hükümet etmek isteği, Devlet'i alet ederek, hiç bir ceza korkusu duymadan bol bol suç işleme zevkinden geliyor. Ceza görmemek güvenini sağlayıp keyfince en namussuz suçları işleyeceksin...
İşte insanoğlunun düşebileceği en sefil çirkef çukuru... Bir kez bu yokuştan teker meker kaymaya başladınmı, olduğundan yüz kat, bin kat kıyıcı kesilirsin.
Canavarlaşırsın.
Heran Alçaklık etmekten artık kendini çekemezsin! önüne çıkanları, bir korkulu rüyada, karagoncolostan kurtulmana biricik engel görürsün.
Ezmeden geçemeyeceğine inanırsın. Kızarsın. Kızmaktan da öte bi şeydir bu. Kızmak insancıl bir duygudur. Oysa artık sen insanlıktan çıkmışsındır.
Bir toplum düşün ki, Orada adam öldürmeye, hemde, çoğu suçsuz adamı, öldürmeye SİYASET deniyor.
Kaynak: Haber Cedid