Gündem
TÜRKİYE AFRİKA’YA YARDIM EDİYOR
Çad’a büyükelçi olduktan sonra, “İlahiyatçı’dan monşer olur mu?” denilerek kartel medyası tarafından hedefe konulan Prof. Ahmet Kavas, Çad Büyükelçiliği görevini tamamlamasının ardından ayağının tozuyla Akit’e konuştu.
Türkiye Çad Büyükelçiliği teklifi size nasıl geldi?
- 2012 yılında o zaman Dışişleri Bakanımız şimdi ise Başbakanımız olan Ahmet Davutoğlu, yaz tatilimdeyken bir akşam telefon açtı. Kısa bir hal hatır sormanın ardından Çad’a büyükelçi olarak tayinimin yapıldığını söyledi. Bu benim için sürpriz oldu. Ahmet Davutoğlu ile 1996 yılından beri bir tanışıklığımız var. Başbakanlık’ta 2008-2011 yılları arasında Afrika konularında Ahmet Davutoğlu’nun isteğiyle müşavir olarak da görev yapmıştım. Büyükelçilik görevi biraz da bu tanışıklığın verdiği bir şeydi.
Afrika kıtasında diğer ülkelerin etkinliği ne durumda?
- Afrika kıtası 30 milyon kilometrekarelik çok geniş bir coğrafya ve yaklaşık 40 Türkiye büyüklüğünde bir kıta. Bu kıtada hangi devlet ne kadar güçlü olursa olsun kıta çok büyük olduğu için burada etkili olmak isteyen her ülkeye fırsatlar var. Ancak Afrika’nın şartları zor. Geçmişten gelen birtakım alışkanlıkları var. Bunları aşmak gerekiyor. Bu durum hemen etkinlik kurmak isteyen bir ülkenin başarabileceği bir şey değil. Zaman istiyor, çok gayret istiyor. Bunda da Türkiye son yıllarda çok istekli.
Şu anda Afrika’da hangi ülkeler bulunuyor?
- Afrika’da eski sömürgeci devletlerin etkinliği hâlâ devam ediyor. Şu anda “yeni aktörler” olarak ifade edilen 4 devlet var. Bunlar Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye. Çin, Hindistan ve Brezilya’nın Afrika’da etkinlik kurma amaçları ve bunu uygulama biçimleri birbirine çok yakın. Afrika’nın kaynaklarından istifade etmek istiyorlar, menfaatleniyorlar, sömürüyorlar. Türkiye ise bunlardan bir farklılık arz ediyor. Türkiye’nin birinci hedefi “sorumluluk”tur. Afrikalıları sömürmek değil, onlarla birlikte olmaktır.
Afrika’nın kaynaklarının sömürülmesi konusunda somut örnek vermek gerekirse bunlar nelerdir?
- Altın, elmas, uranyum gibi madenler var. Kongo Cumhuriyeti’nde çıkan cep telefonu ve bilgisayar gibi yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılan koltan isimli bir maden var. Dünyadaki en zengin kaynak budur.
Bir de petrol ve doğalgaz kaynaklarının yakın gelecekte tükenme riski çok yüksek. Dünyada ekilebilir olup da ekilmeyen arazilerin yüzde 60’ı Afrika kıtasında bulunuyor. Afrika’daki bu verimli arazilerde belli ağaç ve bitki türleri yetiştirilerek biyoyakıt üretilmesi ve gelecekteki temel ihtiyaçlardan birisinin bu yakıt olacağı şimdilerde ciddi ciddi konuşuluyor. Dolayısıyla Fransa, Amerika, İngiltere, Almanya, Çin, Güney Kore ve Hindistan gibi 25 ülke Afrika’dan ya toprak kiralıyor ya da satın alıyor. Bu şekilde gelecekte de Afrika’nın topraklarını sömürmeye devam edecekler.
Prof. Dr. Ahmet Kavas hakkında kartel medyası Hürriyet, Cumhuriyet, Aydınlık, Taraf, Bugün, Mehmet Emin Karamehmet dönemindeki Akşam ve Oda TV’de, “El Kaide’nin terör örgütü olmadığını ima etti” ve “El Kaide’yi savundu” gibi iftira içerikli haberler yapıldı.
Türkiye’nin Afrika politikası şu anda nasıl ilerliyor?
- Türkiye, Osmanlı devletinin 1913 yılında kıta ile tamamen resmi ilişkilerini koparması ve 1920’lere kadar da geriye kalan ilişkilerini neredeyse nihayete erdirmesiyle birlikte kıtadan tamamen kopmuş vaziyette. Türkiye bugünlerde bir emanet aldı. 2005 yılında kabul edilen “Afrika’ya Açılım Eylem Planı”yla politikanın temelleri atıldı. Türkiye, Afrika’da olmazsa olmaz olan büyükelçilik sayısını 12’den 39’a çıkardı. Bütün kıtada 54 ülkenin 39’unda bir fiil büyükelçiliğimiz var. 40’ıncısı bugünlerde açılacak. Cumhurbaşkanımızın isteği 54 ülkenin tamamında irili ufaklı da olsa büyükelçilik açılmasıdır.
KARTEL MEDYASININ HEDEFİ OLDU
Twitter’ı çok aktif kullanıyorsunuz ve bu yüzden sürekli gündemdesiniz. Özellikle, “El Kaide” ile ilgili bir twitiniz üzerinden kartel ve paralel medya, sizi itibarsızlaştırmaya çalıştı. Bu olayı anlatır mısınız?
- Fransa’nın, Mali’ye müdahalesini henüz akademik hayatım devam ederken eleştirmiş ve bu müdahalenin adeta eski sömürgeciliğin yeniden inşası olduğunu söylemiştim. “Terör sözcüğü Fransızca’dan gelme, bu İslam’ın işi olamaz. El Kaide ile terör ayrı şeylerdir” dedim. El Kaide ile terörün ayrı şeyler olduğunu söylemem üzerine medyada, Hürriyet, Cumhuriyet, Aydınlık, Taraf, Bugün, Mehmet Emin Karamehmet dönemindeki Akşam ve Oda TV’de, “El Kaide’nin terör örgütü olmadığını ima etti” ve “El Kaide’yi savundu” gibi iftira içerikli haberler yapıldı. Gazeteci olan bir arar sorar benim ne demek istediğimi anlar, ona göre yazar. Akla hayale sığmayacak şeyler yazmaz.
Siz aslında orada ne demek istemiştiniz?
- Boko Haram, El Şebab, El Kaide, Taliban ve IŞİD gibi bütün bu örgütler, belki kendi dünyalarında ilk çıktıklarında ikna edici kalıba soktukları ifadeleriyle bazı kabına sığmayan gençler tarafından kabul edilebilirlerdi ama zamanla bulundukları ülkeler hatta birçok ülkelere saldırılar düzenleyen, o ülkeler üzerinde mevcut bütün iktidarları ve güçleri karşılarına alan, onlarla savaşan ama bu savaş içerisinde en çok yerel masum insanların hunharca öldürülmek dahil ciddi zarar gördüğü çok tehlikeli yapılara dönüştüğü ortada. Bunu kim inkar edebilir?
Bunların temelindeki hedef Müslümanların yaşadığı toplumların dengesini sarsmak. Bunun da bir Müslüman toplumun içerisinden çıkabilecek bir refleks olmadığını düşünüyorum. Bunlar basit bir terör örgütü değil. Bunların arkasında çok ciddi planlar var. Bunların arkasında farklı ülkelerin güçleri, çok uluslu yapılar olabilir. İslam adına hareket ederek masum insanları bombalıyor, intihar saldırıları düzenliyor ve öldürüyorsa bizim bunları haklı hareketler olarak görme, davranışlarını tasvip etme veya ima etme gibi bir tavrımız olamaz.
Bu iftira içerikli haber, yabancı medyaya da servis edildi mi?
- Evet. Hürriyet’in İngilizce baskısı olan Daily News gazetesinde bu yazıldı. Fransa’daki dostlarım bu habere çok üzüldü. Çad’a gitmeden Çad’daki internet medyasında bu yalan haber paylaşılmış ama Çadlılarla bu konu hiçbir zaman hiçbir şekilde gündeme gelmedi. Çünkü bu tür iftira içerikli haberleri onlar çok iyi biliyorlar.
Paralel Yapı’nın gazetesi Bugün sizi nasıl hedefe aldı?
- Bugün gazetesi geçtiğimiz mayıs ayında sanki twit konusu yeniymiş gibi gündeme getirdi. Bunlar tabii ki son derece yanlış şeyler. Bir de Orta Afrika’daki bir terör örgütü mensubunu Ankara’ya getirdiğim veya konferans düzenlediğim çirkinliğine sarılmışlar. Orta Afrika Müslümanları çok büyük zulümden geçti. Oradaki Müslümanların temsilcisi olan ve haklarını kanuni zeminde savunan, bakan olan bir kişi var. Müslümanlar için mücadele ettiği için hedefe konulmuş ve hakkında bir sürü ithamlar üretilmiş. 2013 yılında bu ismi Türkiye’ye cemaatin oradaki okulu ve onlarla bağlantılı olan kurum getirdiği halde, o kişiyi ben Türkiye’ye getirmişim, ben onunla konferans yapmışım gibi bir algı operasyonu yaptılar. Bir kişiye hiç haketmediği bir sıfat yakıştırdılar.
Paralel Yapı’nın sizi hedef almasının sebebi nedir?
- Çad’da sadece kendilerinin olduğunu kabullenmişlerdi. Çad’da bir büyükelçilik açıldı ve ilk büyükelçi de bendim. Türkiye ve Çad arasında büyükelçiliğin faaliyetleriyle ikili ilişkiler başlayınca bundan her vatandaşımızın azami istifadesi sağlandı ama 2013 Aralık ayı sonrası gelişmeler belki onları bir rekabete itmiş olabilir. Aslında her yerde olduğu gibi Çad’da da ikili resmi ilişkileri sadece sefaretin tesis edeceğini, kimsenin rol kapmasının söz konusu olmadığını, her daim devletin olduğunu, esas olanın devlet olduğunu herkese gösterdik.
Fetullah Gülen örgütünün 17 Aralık’tan sonraki dönüşümünü nasıl görüyorsunuz?
- İnsanın değişken olduğunu düşünüyorum. Öncesinde samimiyetle çalıştıklarını ifade ettiler ve bu konuda da halkı ikna ederek yardımını aldılar. Sonrasında ise çok aşırı bir güce ulaşmakla birlikte o gücü her yerde hissettirebileceklerini düşündüler. Özellikle aidiyet noktasında devletle bu şekilde mücadele etmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu devlet Fransa, Amerika ve Türkiye de olabilir.
Çad makamları, Paralel Yapı’yla ilgili ne düşünüyor?
- Bu sorunun cevabını Çad üzerinden değil de genel olarak Afrika üzerinden vermek istiyorum. Afrikalılar, Türkiye’deki gündemi ülkemizdeki büyükelçileri ve okuyan öğrencileri, hatta alışveriş yapan işadamları ile takip ediyorlar. Dostlarımdan edindiğim intiba neticesinde Türkiye’nin kendilerine yardımcı olmasını ve okullarla, sivil toplum kuruluşlarıyla inisiyatifi ele almasını istiyorlar.
Türkiye Çad Büyükelçiliği görevine tayininiz yapıldığı zaman kartel medyasında, “İlahiyatçıdan monşer veya büyükelçi olur mu?” şeklinde artniyetli haberler yapıldı. Şu anda büyükelçi olarak görevinizi tamamladınız ve geri döndünüz. Bugünden baktığınızda bu haberleri nasıl görüyorsunuz?
- O zihniyetteki insanlar, dini eğitim alan bir kişinin, toplumdan tecrit edilmiş, izole olmuş bir yerde olması gerektiğini düşünüyor. Yani merdiven altından üste çıkmamanız, toplumun diğer katmanlarına girmemeniz gerektiğini algılıyor. Bu algı son derece yanlış. Ben İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı olarak görev yaptığım sırada büyükelçi oldum. İmam Hatip Lisesi ve İlahiyat Fakültesi kökenliyim ama bunun yanında yaklaşık 30 yıldır Afrika ile ilgili çalışmalar yapıyorum. Türkiye Diyanet Vakfı’nın bursuyla 1988 yılında Fransa’ya gittim ve 7 yıl boyunca Afrika ile ilgili çalışmalarda bulundum. Yüksek lisans tezimi Kuzey Afrika ülkesi olan Libya, doktora tezimi ise Batı Afrika ülkesi olan Mali üzerine yaptım. Paris Üniversitesi’nde Afrika’da İslam ve Müslüman Toplumlar Uzmanı Prof. Dr. Jean-Louis Triaud’un yanında akademik çalışmalarda bulundum. İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde ise Afrika üzerine hem tezler hem de dersler veriyordum. “Osmanlı-Afrika ilişkileri”, “Geçmişten Günümüze Afrika”, “İki Din Arasında Fransa” isimli eserlerim de var. “Afrika uzmanı Çad’a elçi oldu” yerine, sırf geçmişte dini eğitim aldığım için ötekileştirme amacıyla “İlahiyat Prof’u Çad’a elçi oldu” yazdılar. Soyadımın Kavas olmasını bile diline dolayacak kadar alçalarak, çok çirkin içerikli yazılar yayınlandı. Bunlar maksatlı haberlerdi.
200’DEN FAZLA ÖĞRENCİ OKUTUYORUZ
İlahiyatçı kimliğinizin de olması büyükelçilik yaparken size fayda sağladı mı?
- 2.5 yıl Çad’da bulunduktan sonra çok net söylüyorum: “İlahiyatçı kimliğiyle birlikte Türkiye’yi temsil noktasında birikimi olan insanların da mutlaka büyükelçi olması gerekiyor. Başka ülkelerde vardı ve bizde de artık oluyor.” İlahiyatçıların, Dışişlerinden alacakları tecrübe ve mesleki bilgiler olduğu gibi zenginlik katacaklarını da tecrübe ettim. Temsile yansıyan bir ilahiyatçı kimliğiyle de Türkiye diplomasisinde yeni bir sayfa açılmış oldu.
Çad Büyükelçiliği göreviniz nasıl geçti, neler yaptınız?
- Çad’da bir büyükelçilik açtık ve Çad makamları nezdinde Türkiye, kısa zamanda en etkin birkaç büyükelçilikten biri haline geldi. Çad’dan Türkiye’de okuyan öğrenci sayısı 10’du ama şimdi 200’den fazla öğrenci okutuyoruz.
Diyanet Vakfı, İHH, Gönüllüler Platformu, Sadakataşı, Cansuyu, Konya Dosteli, Deniz Feneri, Yeryüzü Doktorları, İDSB, Adana Dosteller gibi sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığımız çalışmalar, bölgede çok büyük teveccüh gördü. Çad’da kimsenin yardım götüremediği mülteci kamplarına giderek, orada yardımlar yaptık. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Çad Temsilcisi, veda programında Türkiye’nin yaptığı yardımları diğer ülkelerin hiçbirisinin yapmadığını söyledi. Bizim ise bu yardımları sürekli gündeme getirmediğimizi, zira asıl amacımızın reklam olmadığını ifade etti ve bütün diplomatların içerisinde diğer ülkeleri de eleştirdi.
''TÜRKİYE GİZLİ GÜÇ''
Afrika’nın Türkiye’ye ilgisi nasıl?
- Çad Başbakanı 2014 yılında Türkiye’yi iki defa ziyaret etti ve bu ziyaretleri esnasında, “Türkiye gibi bir ülke gizli güç. Biz nasıl olur da böyle bir gizli güçten bu zamana kadar haberimiz olmaz. Bizim bu gizli gücü tanımamız gerekiyor” dedi. Şimdi Çad, daha çok Avrupa’yı, Amerika’yı, Çin’i ve Rusya’yı tanıyor. Türkiye’ye geldiklerinde ise havaalanından çıktıktan sonra Marmaray’ından, metrosundan, tramvayından, şehirciliğinden etkileniyor. Türkiye’yi sömürgeci olarak görmedikleri için keşfettikçe onlara daha cazip geliyor. Afrika’daki en çok noktaya kıta içinden ve dışından gelen şirketler içinde en fazla Türk Hava Yolları uçuyor. Türkiye’den her hafta 26 Afrika ülkesine uçak kalkıyor. Bu çok güzel bir şey. Biz Afrika’ya ne kadar yakın olursak Afrika en az bize o kadar yakın olur.
Prof. Dr. Ahmet Kavas hakkında kartel medyası Hürriyet, Cumhuriyet, Aydınlık, Taraf, Bugün, Mehmet Emin Karamehmet dönemindeki Akşam ve Oda TV’de, “El Kaide’nin terör örgütü olmadığını ima etti” ve “El Kaide’yi savundu” gibi iftira içerikli haberler yapıldı.