Aktüel
"İnsanların yeryüzünde yaptıkları ile musibetler arasında münasebet var"
17 Ağustos depreminin yıl dönümünde yeniakit.com.tr’ye konuşan Fıkıh Doktoru İhsan Şenocak Hoca, “İnsanların yeryüzünde yaptıkları ile gelen musibetler arasında mutlaka bir münasebet vardır. Depremin de bir münasebeti var. Bunu da ancak hadiseye Mü’min nazarıyla, Müslüman aklıyla baktığımız zaman anlayabilir, bu ilişkiyi kurabiliriz.” dedi.
Taha Emre Özdemir Ankara
“Her şeyden önce artık bütün insanlar bunu biliyorlar ki Allah-u Teala dünyayı boşlukta tutuyor. Biz bunu bu şekilde ifade ediyor, bu tesbite “bilim” diyor hayran oluyoruz. Bu muvazeneyi kuran Allah’tan gafil bütün “bilim adamları” toplansalar dünya ile güneşin oluşturduğu bu terkibin küçük bir benzerini icat edemezler.” ifadelerini kullan Dr. Şenocak, şunları söyledi:
‘Her şey Allah-u Teala’nın iradesi ile olur’
“Biz sadece Allah-u Teala'nın kudretinin bir tecellisi olan bu fotoğraf üzerine birkaç cümle kurmakla yetiniyoruz. İnsanlar buna bilim diyor. Bununla iftihar ediyorlar. Bütün bu sitemi yoktan var eden Allah’ı(CC) unutuyorlar. Cenab-ı Hak -bazen- kullarına musibetler, belalar vererek var olduğunu, yarattığını, yönettiğini hatırlatıyor. Musibetler daha ziyade Mü’minlere geliyor. Neden? Mevla, onlara kendisini hatırlatarak Ona dönmelerini istiyor. Belada dahi rahmet-i ilahi var. Yaşadığımız her şey bize kudret ve kuvvet sahibi Allah Azze ve Cele’yi hatırlatır. Müslümanlar yaşanan olayları bu nazarla görür. Aya, yıldıza ve güneşe bu zaviyeden bakar. Arapça meşhur bir şiir var. Tercümesi şu şekilde ‘Her şeyde bir işaret bir alamet var ki o da Allah'ın bir olduğuna şehadet etmekte.’ Çekirdekten bir ağacın çıkması bizi Allah'a götürür. Büyük patlama ile dünyanın oluşması bizi Allah-u Teala’ya, O’nun varlığına ve kudretine götürür. Depremler de bu kudret ve kuvvetin sahibi Rabbimizin tasarrufu ile oluyor. Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurur: ‘Bir yaprak bile O’nun bilgisi/izni olmadan yere düşmez.’ Yani yaprağın düşmesinde bile O’nun izni/ilmi, O’nun tasarrufu var. O zaman depremler Allah-u Teala'nın tasarrufu olmadan, O’nun emri tecelli etmeden olur mu? Elbette hayır. Eğer olsaydı dünya boşlukta duramaz, ekseni dışına çıkar, yok olurdu. Mesela dünya güneşe biraz yaklaşsaydı her şey yanardı. Tam tersine yörüngesinin dışında güneşten bir uzaklaşma olsaydı bu sefer de dünyada her şey donardı. Bütün bunlar bize her şeyin Allah-u Teala'nın iradesi ve müsaadesi ile yaşandığını gösteriyor.”
‘Musibetlerde Müslümanlar için Rahmet vardır’
Cenab-ı Hak Ayet-i Kerime’de buyuruyor ki ‘Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık.”(Sâd, 27). O zaman mutlaka O’nun bütün tasarruflarında, yaratmasında bir hikmet var: ‘İnsanların bizzat elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.’(Rûm, 41). Müslümana musibet gelince, gaflette ise kendine gelir, Allah'a döner. Müslüman bela anında Rab’bini hatırlar. Bir adam düşünün: Cami’yi bilmiyor, ömrü meyhanelerde geçti. Allah-u Teâlâ'dan uzak bir hayat yaşamakta. Bu adama akşam evine dönerken oğlunun trafik kazasında vefat ettiği haberi gelse, en azından bir süre meyhaneden uzaklaşır. Ölümü düşünür. Ahireti, orada vereceği hesabı muhasebe eder. O an itibariyle bakınca oğlunun ölümü onun için musibettir ama ahiretten dünyaya baktığınızda belki onun için büyük bir Rahmettir. Çünkü o musibet onu daha büyük bir musibet olan cehennemden kurtarmış olacaktır. Dünyanın ve lezzetlerinin fani olduğunu düşünüp, Tövbe edecek, Rabbine dönecek.”
Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın oğlu İbrahim öldüğü gün Güneş tutulmuştu. Sahabeden bazıları Efendimiz’in oğlu vefat ettiğinden dolayı Güneş tutuldu, deyince Allah Rasulü şöyle buyurdu: ”Şüphesiz güneş ile ay hiç kimsenin ölümünden ve de yaşamasından/doğmasından dolayı tutulmaz lâkin bunlar, Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Siz bunların tutulduklarını görünce açılıncaya kadar namaz kılın, dua edin”. Bazı rivayetlerde ise Allah Resulü’nün bu iki olay vuku’ bulduğunda tekbir getirmeyi, sadaka vermeyi ve köle âzat etmeyi istediği bildirilmektedir. (Buhârî; Müslim; Nesâî) Güneş tutulunca Peygamberimiz (SAV) camiye koşmuş ve Namaz kılmıştı.
‘28 Şubatçılar eğlence fasılında ısrar etti’
“17 Ağustos depreminden birkaç gün önce de Güneş tutulması olmuştu. Daha öncesinde 28 Şubat süreci vardı. O an millet tefekküre, tezekküre, ibadete değil de eğlence faslına çağrıldı. Halbuki Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam, ‘Bunlar olduğu zaman hemen Allah'a koşarak iltica edin.’ buyurmuştu. Depremin nasıl oluştuğunu henüz bilim adamları keşfedemediler. Güneşten gelen ışınlarla yeryüzü arasında bir münasebet var. Belki de bu münasebetin muvazenede devam etmesi için günün her bir saatinde güneşten gelen ışınların yeraltına ulaşması lazım. Güneş dünya ile bu noktada bir münasebet kurmalı ama güneş tutulması olduğu zaman o an o ışınlar dünyaya gelmesi gerektiği gibi ulaşmadı. Mesela arabayı düşünün. Hareket halindeyken bir anda kontağı kapatırsanız elektrik sistemi devre dışı kalır, arabayı kumanda edemezsiniz. Efendimiz (SAV) bunu o zaman bilimsel olarak ifade etmiş olsaydı insanlar onu anlayamazlardı. Resulullah Aleyhisselâm'ın vazifesi zaten bu da değildi. Peygamberimiz, Hendese, Fizik, Kimya ve Matematik ile ilgili esasları insanlara bildirmek üzere gelmedi. Bilakis eşyayı yaratılış gayesi çerçevesinde anlayıp, onu yaratana ibadet etmeye çağırmaya memurdu O(sav).
Güneş tutulmasından birkaç gün sonra 17 Ağustos depremi yaşandı. Ama hala rasathanelerin, bu hususla iştigal eden bilim çevrelerinin kayda değer bir ifadesi yok. Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam'ın Hadis-i Şerifleri ile 17 Ağustos’tan önceki ay tutulmasını yan yana koyarak düşündüğümüz zaman bilim de bugün bu noktada nihai bir cümle söyleyemiyorsa “Biz Mü’minler olarak demeliyiz ki ‘deprem ile bazı hadiselerin, insanların isyanlarının, yaptıklarının, sağlam binalar inşa etmek gibi yapması gerekirken yapmadıklarının alakası var.’
‘Belalar dua ile def edilir’
“Müslümanlar muhtemel belaları -bir noktaya kadar- dua ile def edebilirler. Allah'a iltica ile def edebilirler. Eğer bundan mahrum olurlar ve dua mahalinde isyan cümleleri kurarlarsa o zaman musibet katlanarak gelir. Niçin bir noktaya kadar dua belayı def eder de tamamen gidermez? Çünkü Dünya imtihan yurdudur. Belalar, sabreden salih kulların manevi derecesini yükseltir.”
‘Musibetler neden Kafirlere gelmez?’
İnsanların yeryüzünde yaptıkları ile gelen musibetler arasında mutlaka bir münasebet vardır. Depremin de bir münasebeti var. Bunu da ancak hadiseye Mü’min nazarıyla, Müslüman aklıyla baktığımız zaman anlayabilir, bu ilişkiyi kurabiliriz. Yani kainata bakıp Allah'ın bir çekirdekten ağacı çıkarması karşısında hala iman etmeyen birisinin tabii ki bu meseleyi idrak etmesi muhaldir. Şimdi onlar diyecekler ki neden Kâfirlere bu belalar ve musibetler -Alem-i İslam’da olduğu kesrette olmuyor- gelmiyor da Müslümanlara geliyor? Çünkü Allah’ın kanunu böyledir. Cenab-ı Hak Bakara Suresi’ni 15. Ayeti’nde de ifade buyurur: ‘Allah da bu alaycı tavırlarından dolayı onlara hak ettikleri karşılığı verecek ve onları azgınlıkları ile baş başa bırakacak, onlar da şaşkınca bocalamaya devam edecektir.’ Mü’minlere ise dünyada musibetler veriyor ki onlar Allah'a dönsünler. Bir adamın musibet anında zinaya, içkiye ya da başka bir harama gitme mecali olamaz. Kafire ise mühlet veriyor, o da isyanla Cehenneme girene kadar oyalanıyor.
‘Müslüman Allah-u Teala’dan ölümün en güzelini ister’
“17 Ağustos depremi olduğunda ben de İstanbul'daydım. Camiler sabah namazlarında doluyordu. Ayete baktığımız zaman Allah-u Teala, ‘‘İnsanların bizzat elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.’(Rûm, 41) buyuruyor. Yani ahiretten dünyaya bakıldığında musibetler tövbeye vesile olduğundan dolayı aslında bir rahmettir. Bir de şu açıdan bakmak lazım: Mesela 17 Ağustos depreminde Müslümanların bir kısmı, Teheccüd vaktinde Teheccüd Namazı’nı eda ederken Allah'a gitti. Seccadesi buna şahit oldu. Bir çocuk masum hali ile gitti. Günaha hiç bulaşmadan Allah-u Teala onu doğrudan Cenneti’ne aldı. Nasıl olsa hepimiz öleceksek Müslüman Allah-u Teala’dan ölümün en güzelini ister. İsyan edenlere baktığımızda ise biliyorsunuz ki asıl günahlar gece işlenir. Onlar da o hallerinde gittiler. Yer gök günahlarına şahit olacak. Yani gelen bir musibet var. Peki o musibeti nasıl anlamamız gerekir? Kader perspektifinden baktığımız zaman bunları görüyoruz. Elbette Müslümanlar tedbirlerini alacaklar. En iyi binaları yapacaklar. Allah-u Teala'nın kanunları var. Belki o bina orada yıkılmayacak ama binanın içinde oturan denizde boğulacak. Veya musibet onu başka bir yerde bulacak. Yani biz Müslümanlara düşen tedbiri alıp takdiri Allah'a bırakmaktır. Allah'ın dininin esasları hayatımıza hakim olmazsa Allah-u Teala'nın Mü’min kullarını şiddetli musibetlerle imtihanı devam edecektir. Ne mutlu Efendimiz(sav) zamanında ki Güneş tutulması hadisesinde olduğu gibi her şeyi Allah’a(cc) iltica etmeye vesile kılanlara.”