AKİT MENÜ

Gündem

Şule Yüksel Şenler'in eserlerinde hangi konular yer alıyor? Şule Yüksel Şenler'in eserleri

Türkiye’nin önde gelen fikir insanlarından Şule Yüksel Şenler 81 yaşında vefat etti. Kıymetli yazar ve fikir insanı Şule Yüksel Şenler'in gençlere yönelik yazdığı bir çok kıymetli eseri bulunuyor. Özellikle Huzur Sokağı romanı ile büyük bir çıkış yakalayan eserleri merak ediliyor. İşte Şule Yüksel Şenler'in eserleri ve işlediği konular...

Türkiye’nin önde gelen fikir insanlarından Şule Yüksel Şenler 81 yaşında vefat etti. Kıymetli yazar ve fikir insanı Şule Yüksel Şenler'in gençlere yönelik yazdığı bir çok kıymetli eseri bulunuyor. Özellikle Huzur Sokağı romanı ile büyük bir çıkış yakalayan eserleri merak ediliyor. İşte Şule Yüksel Şenler'in eserleri ve işlediği konular...

Sibel Eraslan, kaybeden Şule Yüksel şenler'i anlattı. Başörtüsü mücadelesinin simge ismi Şule Yüksel Şenler’i kaleme aldı.

Şule Yüksel Şenler eserlerinde hangi konular yer alıyor?

Şule Yüksel Şenler'in hasta yatağında biz evlatlarından hayr dua beklediğini söyleyerek başlayalım yazıya. Onun 70'lerde kaleme aldığı yazılarını redakte ederek kitaplaştırmak nasip olmuştu geçtiğimiz yıllarda. Bu benim için her zaman saygıyla andığım bir İslam aydınının gazetecilik yönüne dair bir yolculuktu. 68 Kuşağı’nın kadın öncülerinden Şule Yüksel Şenler’in, “Bize Ne oldu?” adlı kitabıyla birlikte yeniden konuşmaya başlamıştık Cumhuriyetin dindar kızlarını.

İslami kadın hareketliliğinde, 40 yıl önce 40 yıl sonra sarkacında neler olmuştur? Mütedeyyin kadınlar, günlük yaşamlarından düşünce ajandalarına kadar nasıl bir yürüyüşün içinden aktılar... İdeal olan ile popüler olan arasında giderek derinleşen yarılma bizleri nasıl etkiliyor... Şule Yüksel’i ve kıyafetini, mercek önüne koyan neydi? Bugün için bile statükonun en kırılgan konusu olarak tecrübe ettiğimiz tesettür üzerinden gerçekleşen tabulaşmış yasak, niçin bu kadar kuvvetliydi? Bu günkü serbestiyet ve tesettüre dair yeni nesilin taşıdığı can sıkıntısı nasıl bir paradokstu... Devrimlerle kadın bedeni arasındaki enteresan yapışıklık, hem örtüsüz hem de örtülü kadınlar adına nasıl bir simge ezberciliğine yol açmıştı? Tüm bu soruları, Şule Yüksel’in yazı masasından bugüne bakarak güncelleme yapmak, heyecan verici bir deneyimdi doğrusunu isterseniz...

Şule Yüksel de, tıpkı Necip Fazıl Kısakürek gibi, söylevcidir. Onlar inandıkları davanın sesi, avazıydılar. Durun kalabalıklar! Nidasıyla insanları düşünmeye davet ederlerdi...

Yazmak ve kadın olmak arasındaki ilişkiyi de çok düşündüm Şule Yüksel'in gazeteciliğini gözden geçirirken. Şule Yüksel, şayet yazı yazan ve konuşan bir kadın olmasaydı, biz onu muhtemelen tanıyor olmayabilirdik. Onu etkin bir kadın haline getiren süreç, destekçileri ve muhalifleri ile birlikte düşünüldüğünde, sorduğu sorular, kurduğu cümleler ve cesur konuşmalarıydı kuşkusuz. Florya’daki ilk evinde yaşlanmış bir büyükanne olsaydı mesela, hiçbir sorun çıkmayabilirdi. Çünkü o tipik bir İstanbul Hanımefendisidir. Oysa, yazdığı yazılarıyla, kendini kürsüden kürsüye taşıyan heyecanlı hitabetiyle, soluğu çoğu kez mahkeme kapılarında aldığı bir hayatı sürdürmeyi tercih etti... Onun hayatının özeti, “tercih etmek” kavramının üzerinde oturur... Şule Yüksel’in sistem eleştirisi yaptığı halde, yıkıcı değil fakat dönüştürücü ve sistemin içinde kalarak onu insan onuruna has genişletmeyi, insanileştirmeyi hedefler. Şule Yüksel, Türkiye’cidir, “bu ülke” düşünü kurar...

Şule Yüksel Şenler kimdir?

Mayıs 1938 senesinde Kayseri ilinde dünyaya gelmiştir. Babası Hasan Tahsin annesi ise Mihriban Ümran Hanım’dır. Babası ve annesi teyze çocuklarıdır. Şule Yüksel Şenler altı çocuklu ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası, Tahsin Bey, Sümer Fabrikası'nda görevli iken görevinden ayrılıp çocuklarını da alarak İstanbul’a yerleşmiştir.

Küçükken ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşen Şule Yüksel Şenler Koca Ragıp Paşa İlkokulu'na giderken ailenin ekonomik düzeni bozulunca ortaokulu ikinci sınıfta iken bırakmış, bir terzinin yanında çalışmaya başlamıştır. Annesi kalp krizi geçirip yatağa bağlanınca ev işleri ona kalır boş zamanlarında ise kitap okumakla vaktini geçirmeye başlamıştır.

Daha sonra ilk öykülerini yazmaya başlar ve bu öykülerini Safa Önal'ın çıkardığı "Yelpaze" Dergisi'ne gönderir. İlk eserleri de işte bu dergide çıkmaya başlamıştır. İlk gençlik yılarında ağabeyinin de teşviki ile Nur Cemaatine katılmıştır. Bu yıllarda terzilik de yapmakta moda dergilerini izlemektedir.

21 yaşında gazetecilik yapmaya başlar Peyami Safa gibi devrin ünlü isimlerinin de yazılarının çıktığı "Yeni İstanbul" Gazetesi'nin gençlik köşesinde yazmaya başlar. 1950 senesinde Kıbrıs mitinglerine katılmış ve kürsülerden şiirler okumuştur. Bu arada gazetenin ilanlarını hazırlayan Yüksel Bey'den resim ve müzik dersleri alarak Ney ve kanun çalmayı öğrenir. Huzur Sokağı adlı romanını da bu senelerde gazetede tefrika şeklinde okurlarla buluşmaya başlamıştır.

Bu sıralarda da siyasete atılır. 27 Mayıs 1960 ihtifalinden sonra kurulan Adalet Partisi'ne katılıp AP Bakırköy Gençlik Kolları, Edebiyat ve Kültür Kolu Başkanı olur. Faruk Nafiz Çamlıbel'in çıkardığı "Kadın Gazetesi"nde köşe yazmaya başlar. Asıl adı "Yüksel" dir. Ama kadın olduğunun anlaşılması için adının önüne "Şule" eklemeye başlayınca "Şule Yüksel Şenler" olarak tanınmaya başlamıştır.

1960 ihtilalı sonrasında Nihat Atsız’a yakınlaşır ama ağabeyi Özer'in (Üzeyir) hastalığı ile yaşamı ve düşünceleri değişmeye başlayacaktır. Hasta ağabeysinin dileğiyle Risale-i Nur toplantılarına katılmaya başlamıştır. Bu katılım sonrasında da Nur Cemaatine girmiştir. 1965'te görüntüsü ile düşüncelerinin uymadığını düşünerek tesettürlü giyinmeye ve kapanmaya başlamıştır. Terziliğinden gelen deneyimleri ile "Şulebaş tipi türban"ı bularak takmaya başlar.

32 yaşındaki iken, ilahiyat mezunu tiyatrocu Abdullah Kars ile evlenir. Fakat Şule Yüksel dayakçı kocasının baskısına ancak beş yıl dayanabilir ve kocası ile beş yıl sonra boşanmak zorunda kalmıştır. 1970 senesinde Huzur Sokağı adlı romanı "Birleşen Yollar" ismiyle sinemaya da aktarılmıştır. Tekrar panellere gitmeye; gazetelere, dergilere yazmaya başlar.

"İdealist Hanımlar Derneği"ni kurmuş ve Manevi başkanı olmuştur. Bu derneğe gelen genç kızlar arasında, Emine Gülbaran (Erdoğan) da bulunmaktadır. Bu arada Kanada'da yaşamış bir maden mühendisi ile ikinci evliliğini yapmıştır. Eşinin isteği ile de Nakşı Bendi tarikatına devam etmeye başlar. Artık türbandan çıkıp Kara çarşafa girmiştir. Bu eşi ile on bir yıl evli kaldıktan sonra boşanmıştır.

Yeni İstiklal Gazetesi’ndeki “Ağlayın Ey Müslüman Kardeşlerim Ağlayın” başlıklı yazısında o dönemin Cumhurbaşkanı olan Cevdet Sunay’a hakaret ettiği gerekçesi ile hakkında davalar açılır Anadolu'yu dolaşarak verdiği konferanslarla tartışmalar başlatmıştır.

Hür Söz, Yeni İstiklal, Babıalide Sabah gazetelerinde kadın sayfalarında yazıları çıkmış, Bugün gazetesinde 1967-71'de köşeyazarı olmuştur. Seher Vakti dergisinin de başyazarı olur.1971'de Cevdet Sunay'a yazdığı bir mektup yüzünden cumhurbaşkanına hakaretten tutuklanıp, sekiz ay cezaevinde kalır. 1980'den sonra Zaman ve Milli Gazete'de yazmaya başlamıştır.

Huzur Sokağı adlı romanı filme alınmış Yücel Çakmaklı'nın yönettiği Birleşen Yollar adlı filmin başrollerinde İzzet Günay ve Türkan Şoray oynamıştır.

İlerleyen yaşlarında babasının da yakalanmış olduğu bir akıl hastalığına yakalanmıştır. Şule Yüksel Şenler ilerlemiş yaşına ve rahatsızlığına rağmen ara ara gazete ve dergilerde çeşitli yazıları hala yayınlanmaktadır.

Şule Yüksel Şenler'in eserleri

- Gençliğin Izdırabı

- Hidayet

- Bize Ne Oldu

- İslam'da ve Günümüzde Kadın

- Duyuşlar

- Her Şey İslam için

- Uygarlığın Gözyaşları

- Kız ve Çiçek

- Huzur sokağı

- Sağ El

- Bir Bilinçli Öğretmen

- Yılanla Tilki

Huzur Sokağı eserinin konusu nedir?

Huzur Sokağı, satış rekorları kırmış, her yaştan ve her kesimden insanımızın soluk almadan okuduğu, elden ele dolaşıp, adeta kapışılan bir eser olarak haklı şöhret kazanmıştır. Huzur Sokağı Hasretiyle kavrulduğumuz huzurlu bir cemiyetin, bir çok ana hatlarıyla küçük bir sokakta sembolleşmiş şeklidir.

Huzur Sokağı artık klasik bir roman. Yıllardır, onbinlerce genç tarafından okunup, satış rekorları kırmış, gençlerin hayata bakışlarını değiştirmiş bir kitap. Birçok insan için Huzur Sokağı, çocukluktan sıyrılma döneminde farklı şeyler okuma isteği artarken keşfedilen, bir solukta okunan; ama hiç unutulmamış olmasına rağmen sonraki yaşlarda edebi gücünün yetersizliği nedeniyle geri dönüp okumaya değer görülmeyen bir eser özelliği taşıyor. Ancak, kitabın 30 yılı aşkın sürede 80 baskıyı geçmiş olması zamana karşı durma gücünü ve klasik bir eser olduğunu ispat ediyor.

İlk olarak 1969-70 yıllarında Bugün gazetesinde tefrika edilen Huzur Sokağı, o dönemde büyük yankı uyandırmış, toplum üzerinde yazarının da beklemediği bir etki bırakmıştı. Romanında şehirli, eğitimli, aynı zamanda hayatını İslami kurallara göre şekillendiren alışılmışın dışında genç kadın ve erkek tipleri tasvir ediliyordu.

Romanın kurgusu, duygusal ve sosyal yönü, gençlerin hem merakını cezbediyor hem de hayatı aşkla yaşamayı isteyen idealist yönlerini tatmin ediyor. Romanın kahramanı Feyza'nın yalnız bir kadın olarak ayakta kalma ve dininin gereklerine uygun yaşama mücadelesi, kızını okullarda karşısına çıkan sorunlara rağmen inançlı yetiştirmeyi başarması örnek oluyor. Feyza ile Bilal'in arasındaki duygusal bağ öyle yüceltiliyor ki, romanı modern Leyla ve Mecnun hikâyesi gibi okuyan çoğu kişi benzer muhatabını aramaya başlıyor.

Kitabı, gençlere örnek olması amacıyla yazan Şenler, aradan yıllar geçmesine rağmen yeni nesil tarafından hâlâ okunuyor olmasından mutluluk duyuyor. Bugün olsa daha ılımlı bir üslup kullanmayı tercih edeceğini belirten Şenler, "Bugün kaleme alsam, üniversitedeki birtakım böyle açık kıyafetler, uyumsuz davranışlarda bulunan kızlarımızı öyle resmetmezdim. Biraz şematik buluyorum şimdi. Ama değiştirmeye de imkan yok artık." diyor. 1970'li yıllardan bu yana her yıl standart satışlarını koruyan ve binlerce kişinin hayatının şekillenmesinde önemli basamaklardan biri olan romanın hâlâ satış listelerinin başında yer almasını kitabın gençliğin meselelerine, toplumun ahlak ve inanç meselelerine yer vermesiyle açıklıyor Şenler.

‘Bize ne oldu’ kitabının konusu

‘Bize ne oldu’ Bu bir Şule Yüksel sorusudur.

Şule Yüksel’in, “manevi” olana, ruha, tinsele, iç duyarlılığa, psikolojiye has yaptığı vurgular, bugünün reflektif ve temel hak/hürriyetler üzerinden devam ettirdiğimiz liberal söylemiyle kıyaslandığında... Kendimi ve çağdaşım kadın yazarları, daha seküler bulduğumu itiraf etmeliyim. Yazıları, Bediüzzaman ve Alexis Carrel etkisini haizdir. İmani hakikatler, ahiret bilgisi, insan ruhu, iç huzur ve tinsel dinginlik gibi konular, yeni nesil için maalesef duygusal mevzular... Ama bugün için nasıl da güncel ihtiyaç olduğu önümüzde... Şule Yüksel’in “maneviyat” temalı yazıları, 90'larda bizlere geleneksel gelirdi ve saygılı bir unutkanlıkla anı defterlerimizde dururdu. Ama ben o defterleri 20 yıl sonra yeniden açma ihtiyacı ile dopdoluyum. Kendi yazı masamı karıştırıp düzenlerken beni çarpan; gelenekten kopukluğumuzdur, paramparçalığımız!

“Bize ne Oldu” adlı kitapta Eşref Edip gibi son Osmanlı/ ilk Cumhuriyet aydını ile iki muhalif olarak mektuplaşmaları yer alıyor. Sebil'ül Reşad gibi devasa bir edebi/siyasi birikimin, o dönemde başı örtülü, genç bir kadın yazarı bu derecede ciddiye alması çok anlamlı...

Yorumlara Git

Başkan Erdoğan'dan Arafat’taki Türk hacılara sürpriz

Özgür Özel'den Kemal Kılıçdaroğlu'na rest

Gürsel Tekin’den Özgür ve Ekrem'in kirli çarkına yaylım ateşi

Başkan Erdoğan'dan kritik görüşme

MHP'den çok net Terörsüz Türkiye mesajı