Gündem
Siyonist İsrail ile Hizbullah gerginliğini değerlendiren uzmanlar: İsrail Hizbullah geriliminde Türkiye temkinli olmalı
Filistin’de terör estirmeye devam eden Siyonist İsrail, bölgede yıktığı evlerin ardından camilere de saldırmaya başlarken, bir taraftan da Lübnan-İsrail arasında yaşanan gerginlik tırmanıyor. İsrail ile Lübnan merkezli Hizbullah arasında süren gerginliği değerlendiren uzmanlar, “İsrail’i yöneten mevcut hükümet değildir. İsrail’i Genelkurmay Başkanlığı ile İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü (MOSSAD) yönetmektedir. İsrail ile Hizbullah arasındaki artan gerilim, bölgesel düzeydeki kamplaşmaların bir parçasıdır ve Türkiye gelişmeler karşısında temkinli olmalıdır.” dedi.
Murathan Seyitoğlu yeniakit.com.tr
Hizbullah, geçtiğimiz pazar günü vurduğu Siyonist İsrail askeri aracının görüntülerini yayınlamış ve ardından bölgede gerginlik daha daha artmıştı. Uzmanlar, İsrail-Hizbullah geriliminin arka planına ilişkin Ankara Kriz ve Siyaset Merkezi’ne (ANKASAM) dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
“İsrail, ABD ve Rusya’nın desteğini alarak operasyonlar yapmaktadır.”
Siyonist İsrail’in Irak’a düzenlediği hava operasyonlarını hatırlatan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alemdar Yalçın, “İsrail, söz konusu operasyonları gerçekleştirirken hem Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) hem de Rusya’yı bilgilendirmekte ve onların iznini almaktadır. Bu enformasyon paylaşımı çerçevesinde İsrail Ordusu, İran’ın kontrolünde bulunan gruplara ait cephanelikleri ve kampları bombalamaktadır. Bunu yaparken de hava kuvvetlerinde bulunan son derece gelişmiş dronları kullanmaktadır. Hizbullah’a karşı düzenlenen saldırılarda da söz konusu silahlar kullanılmıştır. İsrail, Suriye’nin güneyinde ve Irak’ın güneybatısında yer alan İran destekli grupların kendi ulusal çıkarları için tehdit oluşturduğunu düşünmektedir. Çünkü bölgede başta Hizbullah olmak üzere, çeşitli Şii milis gruplar bulunmaktadır. Tel Aviv, bu grupları düşman olarak görmektedir. Dolayısıyla İsrail, İran faktörüne rağmen arkasına ABD ve Rusya’nın desteğini alarak operasyonlar yapmaktadır.” yorumunda bulundu.
“İsrail’i MOSSAD yönetiyor”
Türkiye’nin Moskova ve Washington’daki diplomatların dikkatli olmaları konusunda uyaran Prof. Dr. Alemdar Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çünkü bölgedeki gelişmeler, Suriye’nin kuzeyine; yani Türkiye’nin güvenli bölge olarak ilan etmek istediği alana yansıyabilir. Eğer böyle bir şey yaşanırsa, Türkiye büyük bir tehditle karşı karşıya kalabilir. Zira İsrail, ABD ve Rusya’yı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebileceğini göstermiştir. İsrail, seçim arifesindedir; fakat bu durum, onlar için pek bir şey ifade etmemektedir. Çünkü İsrail’i yöneten mevcut hükümet değildir. İsrail’i Genelkurmay Başkanlığı ile İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü (MOSSAD) yönetmektedir. Bu iki oluşum, ülkenin ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapmaktadır. Başbakan da onlara uymaktadır. Dolayısıyla gerilimin artacağı öngörülebilir.”
“İsrail, Hizbullah üzerinden İran’ı hedef alıyor”
2006 yılından sonra İsrail ile Hizbullah arasında herhangi bir sıcak temasın yaşanmadığını hatırlatan ANKASAM Kriz Yönetimi Danışmanı Dr. Fatma Anıl Öztop, “Söz konusu bölgede, 13 yıl boyunca donmuş bir çatışma alanı bulunmaktaydı. Ancak son günlerde, her ne kadar İsrail tarafından üstlenilmese de tansiyonu yükselten bazı gelişmeler yaşandı. Buna rağmen 2006 yılında yaşanan savaş gibi bir çatışmanın olacağını söylemek için oldukça erken; lakin çatışmaların şiddetinin artacağını tahmin etmek mümkündür. Söz konusu gelişmeler, bölgede vekâlet savaşı olarak nitelendirilebilir. Yani İsrail’in hamlelerinin Hizbullah’ın çok daha ötesinde İran’ı hedef aldığı iddia edilebilir. Zira İsrail, İran’ın bölgedeki etkinliğini ve nüfuz alanını kırmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla daha önceleri Suriye ya da Irak üzerinden gerçekleşen hamleler, bu kez Lübnan Hizbullahı üzerinden yapılmaktadır. Kısacası yaşananların özü, İran’ın sahadaki etkinliğinin kırılmasıdır.” şeklinde konuştu.
“Türkiye’nin gelişmeler karşısında temkinli davranması gerekir”
Bölgede yaşanan gelişmelerin Türkiye’yi etkilediğini ve Türkiye’nin de temkinli davranması gerektiğine dikkat çeken Dr. Fatma Anıl Öztop, şunları söyledi:
“Ankara, Suriye konusundaki kararlı duruşunu sürdürmektedir. Ancak İran’ı sınırlandırmak isteyen devletler, Türkiye’nin de bölgede etkili bir aktör olmasını istememektedir. Nitekim Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak güvenli bölgenin derinliği konusunda ABD’nin yaptığı baskılar da bu durumu doğrulamaktadır. Bir başka deyişle Ankara’nın Suriye’de Moskova ve Tahran’la birlikte hareket etmesi, Washington’da rahatsızlığa neden olmaktadır. Zira İsrail’in aleyhine olacak bir yapılanmanın içinde Türkiye’nin yer alması, ABD’yi endişelendirmektedir. Çünkü bölgedeki etkinliği artan bir Türkiye’nin İsrail istemeyeceği açıktır. Bunun Suriye’ye yansıması ise Golan Tepeleri’yle sınırlı kalmayacaktır. Bu yüzden de İsrail sahadaki etkinliğini genişletmeye çalışacaktır.”
“Hizbullah, bir realite olduğunu ispatladı”
Siyonist İsrail ile Hizbullah gerginliğini değerlendiren Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ceyhan Çiçekçi, İsrail-Hizbullah hattında yükselen tansiyonun bölgesel siyasetin bir uzantısı olarak değerlendirerek “Lübnan’ın güneyinde kurulduğu yıllardan bu yana Hizbullah’ın misyonu, İsrail’in dengelenmesiydi. Bu vesileyle İran, İsrail’i kuzeyden tehdit edebilmektedir. Kısacası Hizbullah aracılığıyla İran, dolaylı bir ‘yıpratma savaşını’ İsrail’e dayatabiliyor. Hatırlanacağı üzere 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilen İsrail, 2006 yılının yaz aylarında Hizbullah’a karşı kapsamlı bir operasyon başlatmıştı. Özellikle hava bombardımanlarının etkili olduğu bu savaş, 2004-2005 yıllarındaki süreçte Eski Başbakan Refik Hariri’ye yapılan bombalı suikasta ve akabinde Suriye’nin Lübnan’dan fiilen çekilmesine dayanıyordu. İsrail, İran’ın etkisinin sınırlandırılması ve Hizbullah’ın sahip olduğu silah stoklarının minimize edilmesi gibi amaçlarla girdiği bu mücadelede başarısız oldu. Hizbullah, bir realite olduğunu ispatladı. Bahsi geçen savaşla, bölgede stratejik bir denge tesis edildi. Bu denge bağlamında İsrail de Hizbullah da uzun yıllar boyunca gerilimin yeniden tırmanmasına müsaade etmedi.” şeklinde konuştu.
“Hizbullah, bugün çok daha fazlasını yapabilecek kapasitede”
Özellikle Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ın “çatışmaların yeterli olduğu” anlamına gelen açıklamaların önemli olduğuna dikkat çeken Ceyhan Çiçekçi, şöyle konuştu:
“Çünkü taraflar arasındaki dengenin bozulması, 2006 yılındaki gibi büyük bir krize sebep olabilir. Bu nedenle iki oluşum da göreceli maliyetleri hesap ederek yeni bir savaşa taraf olmamayı tercih etmektedir. Üstelik Hizbullah’ın Suriye İç Savaşı boyunca edindiği yeni silahlar ve tecrübeler, İsrail’in karşısında otonom bir ordu olarak konuşlanmasını beraberinde getirmiştir. 2006 yılında bile İsrail’in kuzey kentlerini vurabilmiş olan Hizbullah, bugün çok daha fazlasını yapabilecek kapasitededir.”
“İsrail ile Hizbullah arasındaki artan gerilim, bölgesel düzeydeki kamplaşmaların bir parçasıdır”
İran’ın Hizbullah üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ceyhan Çiçekçi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran’ın bölgesel nüfuzunu önemli ölçüde arttırdığı günümüzde Hizbullah, bir “vekil” aktör olarak İsrail ve Körfez monarşileri nezdinde öncelikle hamle yapılması gereken unsur olarak telakki edilmektedir. Bir başka deyişle Hizbullah, İran’ın Lübnan’daki taşeronu olarak algılandığı için İran’a yönelik hamlelerin hedefi olmaktadır. Dolayısıyla İsrail ile Hizbullah arasındaki sınır çatışmaları ve artan gerilim, bölgesel düzeydeki kamplaşmaların bir parçasıdır.”
“İsrail kendini güvende hissetmiyor”
İsrail’in kendini güvende hissetmediğini söyleyen Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, “ABD, İsrail’in kendini güvende hissetmemesinden dolayı bu ülkeyi desteklemektedir. ABD için İsrail bir yana; diğer herkes bir yanadır. Amerikan dış politikası, İsrail’in güvenliğinin sağlanması hassasiyeti üzerinden şekillenmektedir. İsrail’in en büyük sıkıntısı ise İran’dır. İran’ın yeni füzeler ürettiği bilinmektedir. Söz konusu füzeler, İsrail’i vurabilecek kapasitededir. Dolayısıyla Tel Aviv’in endişeleri her geçen gün daha da artmaktadır. İran’ın Suriye’deki nüfuzu da İsrail’i kaygılandırmaktadır. Hizbullah da İran tarafından oluşturulmuş ve bölgedeki varlığını her geçen gün artıran bir oluşumdur.” şeklinde konuştu.
“Son yıllarda İsrail ile Hizbullah arasında büyük saldırılar yaşanıyor”
İsrail Ordusu’nun bugüne kadar üstünlük sağlayamadığı tek gücün Hizbullah olduğuna dikkat çeken Uluç Özülker, sözlerini şöyle tamamladı:
“ABD’nin İran’a yönelik baskısına paralel olarak İran’ın da İsrail’e saldırabileceği düşünülmektedir. İsrail Başbakanı Binyamin Natanyahu da bunu net bir şekilde ifade etmiştir. İsrail, bu kışkırtmalara karşılık vermek amacıyla Suriye’deki İran destekli grupları bombalamaktadır. Son yıllarda İsrail ile Hizbullah arasında büyük saldırılar yaşanmamakta; sadece küçük çapta çatışmalar meydana gelmekteydi. Çünkü taraflar arasındaki hesaplaşma, Suriye üzerinden gerçekleşmekteydi. Ancak İran’ın Hizbullah’a verdiği füzeler ve tanksavar silahlar, İsrail’in Hizbullah’a yenildiği dönemle kıyaslandığında, Hizbullah’ın en az 10 kat güçlendiğini göstermektedir. Kendisinin mahkemeye intikal etmiş çok ciddi bir dava konusu bulunmaktadır. Yakın dönemde yapılacak seçimlerde başarı kazansa bile, uzun vadede iktidarda kalıp kalamayacağı tartışmalıdır. Ancak Netanyahu, İsrail güvenliği adı altında ABD’nin desteğine güvenerek olumsuz hamleler yapmaya devam etmektedir. Hizbullah’ın yaptığı da seçim arifesinde İsrail Başbakanı’nı kışkırtmaktır. Çünkü Netanyahu’nun seçim arifesinde Hizbullah’a saldırmayı düşünmesi, kendi açısından bir çılgınlık olurdu.”