Gündem
Terörle mücadelede "özel güvenlik bölgeleri"nin önemi
Sivil halkı terör eylemlerinden ve çatışmalardan korumayı, terör gruplarıyla daha etkin mücadele sağlamayı amaçlayan "özel güvenlik bölgeleri", ilan edildiği yerlerde vatandaşın can ve mal güvenliğinin korunmasında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Özel güvenlik bölgeleri, "2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu" uyarınca oluşturuluyor.
Terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar nedeniyle meskun mahal dışında, can ve mal güvenliğinin korunması bakımından girilmesinde sakınca bulunan yerlerde operasyonun devam ettiği süreyle sınırlı olmak üzere, Genelkurmay Başkanlığı veya İçişleri Bakanlığının göstereceği lüzum üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde vali kararıyla 15 gün ila 6 ay gibi sürelerle güvenlik bölgesi ilan edilebiliyor.
Özel güvenlik bölgesi, bölücü terör örgütünün yaptığı terör ve yıldırma eylemleri nedeniyle ilin sosyal ve ekonomik gelişmesinin olumsuz etkilendiği, bu eylemler sonucunda vatandaşların, ekonomik, sosyal faaliyetlerini yürütme ve seyahat etme haklarını kullanmaktan yoksun kaldıkları ve günlük hayatları etkilenen vatandaşların büyük mağduriyet yaşadıkları gerekçesiyle ilan ediliyor.
Bu bölgeler, vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması, mevcut huzur ile güven ortamının sürdürülmesi, devlet ile milletin her türlü terörist tehdit ve saldırıdan korunması amacıyla belirleniyor.
Kanunun, kamulaştırma yapılabilmesine de olanak tanıdığı güvenlik bölgelerine izinsiz girilemiyor, buna aykırı hareket edenler hapis ve para cezalarına çarptırılabiliyor.
Son zamanlarda artan terör saldırılarına karşı güvenlik güçlerinin operasyonel etkinliğini artırmak için birçok şehirde "özel güvenlik bölgeleri" ilan edildi.
Özel güvenlik bölgelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Güvenlik Çalışmaları Direktörü Murat Yeşiltaş, bir yerin özel güvenlik bölgesi ilan edilmesindeki ilk amacın sivillerin zarar görmesini engellemek olduğunu söyledi.
Teröristlerin alan kontrolü sağlamaya çalışırken sivil halkı bu sürecin içine dahil etmeye çalıştığını belirten Yeşiltaş, bu kapsamda sokağa çıkma yasağı ilan edilebileceği gibi başka önlemler de alınabileceğini aktardı.
Terör örgütü PKK'nın genel olarak çatışmaları şehirlere taşımaya çalıştığına işaret eden Yeşiltaş, şöyle konuştu:
"Özel güvenlik bölgesi ilanıyla hem güvenlik kuvvetlerinin daha sağlıklı operasyon yürütmesini sağlamak hem de sivillerin zarar görmesini engellemek amaçlanıyor. Bunların başarılı olup olmadığını, bugüne kadar gelen örneklere bakıldığında tam olarak söylemek mümkün değil. Birtakım sivillerin zarar gördüğü ancak bunun tabii ki örgüt tarafından yapıldığı da açık aslında. Doğrudan TSK'nın ya da özel harekat polisinin sivilleri hedef alması söz konusu olamaz. Ancak örgüt bundan faydalanmaya ve bu atmosferi bir anlamda propagandaya çevirmeye çalışıyor. Dolayısıyla özel güvenlik bölgesi ilanının amacı sivilleri korumak olsa da örgütün özellikle şehirdeki yapılanma karakteri sivillerin zarar görmesiyle sonuçlanabiliyor."
Örgütün bu durumu uzun vadeli şekilde sürdürecek kapasitesi olmadığını belirten Yeşiltaş, şunları söyledi:
"Zaten örgütün amacı çok sembolik bir amaç, bazı yerlerde bazı sokak aralarında bayraklarını dikmek suretiyle birtakım engeller ortaya koyuyorlar. Bariyer, taş, kum torbası koyuyorlar. Bu elbette sürdürülebilir değil. Burada Türk Silahlı Kuvvetlerini daha fazla üstüne çekmeye, dolayısıyla daha fazla zararın ortaya çıkmasını sağlayarak uluslararası medyaya böyle bir görüntü sunmaya çalışıyorlar. Burada Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok dikkatli olması gerekiyor. Hatta hükümetin bu tuzağa düşmemesi gerekiyor."
- "PKK, sivil nüfusu canlı kalkan olmaya mecbur etmek istiyor"
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur ise Türkiye'nin PKK terör örgütünün yoğun saldırılarına maruz kaldığını, terör örgütünün yeni stratejisinin "terörü kırsal bölgelerden kentlere taşımak ve mümkün olduğunca fazla sivil nüfusu canlı kalkan olmaya mecbur etmek" olduğunu söyledi.
Terör örgütünün bunu değişik yol ve yöntemlerle gerçekleştirmeye çalıştığını ifade eden Okur, Türkiye'nin bu atmosferde terörle mücadele etmek zorunda olduğunu dile getirdi. Terörle mücadelede "sivil nüfusa mümkün olduğunca zarar vermemek ve sivil nüfusu çatışma bölgesinden uzaklaştırmak" gerektiğini vurgulayan Okur, şöyle devam etti:
"Dolayısıyla bu iki hedefi aynı anda gerçekleştirmek istediğinizde elinizde fazla seçenek kalmıyor. O yüzden de çatışma alanı olarak ortaya çıkan bölgelerden sivil nüfusu çatışmadan zarar görmemesi için uzaklaştıracak tedbirlere başvurmak zorunda kalıyorsunuz. Özel güvenlik bölgeleri, makul süreler içerisinde kalmak kaydıyla sokağa çıkma yasağı gibi önlemleri bu çerçevede düşünmek lazım. Bu türden tedbirlerde temel hedef sivillerin çatışmadan mağdur olmalarını engellemek ama devletin en temel görevi olan terörle mücadele ve güvenliği sağlama vazifesini de aynı zamanda ifa etmek."
Terörle mücadelenin uzun soluklu bir süreç olduğuna işaret eden Okur, terör örgütünün altyapısı tahrip edildikçe, terör yapma imkanları ortadan kaldırıldıkça, örgütün yeni elemanları bünyesine katması engellendikçe terör yapma kapasitesinin de azalacağını kaydetti.
Okur, güvenlik tedbirleri konusunda ısrarlı olundukça terör örgütünün de eylem yapma yeteneğinin törpüleneceğini söyledi.
- "Türkiye'nin yüz yüze olduğu şey Amerika'da yaşanandan farklı ve tehlikeli"
ABD'de Ferguson ve Baltimore'da yaşanan olaylardan sonra da olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini hatırlatan Okur, Türkiye'deki "özel güvenlik bölgesi" ile ABD'deki uygulamanın temel bazı farkları olduğunu belirtti.
ABD'deki gösterilerin anlık biçimde halk tarafından gerçekleştirildiğini ancak Türkiye'de tepeden tırnağa silahlı bir yapı, terör örgütünün planlı biçimde kitleleri sokağa dökmeye çalıştığını anlatan Okur, "Dolayısıyla Türkiye'de yaşanan mesele daha ciddi tedbirleri beraberinde alınması gerektiğini gösteriyor. Çünkü kitlelerden kaynaklanan bir tehditle değil, kitleleri sokağa dökmeye mecbur etmeye çalışan, kitlelerin içerisine girerek sivil nüfusu kalkan haline getiren organize bir örgütle yüz yüzeyiz. O yüzden Türkiye'nin yüz yüze olduğu şey Amerika'da yaşanandan farklı ve tehlikeli" değerlendirmesinde bulundu.
- Geçici güvenlik bölgeleri
Suruç'ta 20 Temmuz'da yaşanan terör saldırısında 34 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından yaşanan süreçte, bölgedeki halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması için farklı iller ile bu illere bağlı ilçelerde, belirli sürelerle geçici güvenlik bölgesi ilan edildi. Bu yerleşim yerleri arasında Diyarbakır'ın Silvan ve Lice, Mardin'in Nusaybin ve Kızıltepe, Siirt'in Pervari ve Eruh, Şırnak'ın Uludere ve Cizre, Gaziantep'in Karkamış, Şanlıurfa'nın Akçakale, Hakkari merkez ve Yüksekova ilçeleri de bulunuyor.
Bunun dışında Kars, Tunceli, Van, Erzurum, Ardahan ve Kilis ile bu illere bağlı bazı ilçelerde de farklı tarihlerde, farklı süreler için geçici güvenlik bölgeleri ilan edilmişti.