15 Temmuz

15 Temmuz’un teşhisi ve tahlili

Gazetemiz yazarlarından Yaşar Değirmenci, FETÖ'nin hain 15 Temmuz darbe girişiminin 3. yıl dönümüne ilişkin bir yazı kaleme aldı.

15 Temmuz’un teşhisi ve tahlili
-

Yazımın başlığı 15 Temmuz’un nasıl konuşulup, nasıl değerlendirilmesi gerektiğinin başlığıdır. Sadece yazı başlığı değil, yapılacak çalışmaların bilhassa yeni yetişen gençlerin haberdar edilmesinin Din/Dil/Tarih şuuru almalarının gündemidir.

15 Temmuz belli günlerde hatırlanan gün ve gece yapılan günlerden değildir. Bu gün ile ilgili yapılan/yapılacak olan bütün programlar, olaylar, hatıralar, çekilen sıkıntılar, verilen şehitler, gaziler ile süslenir, ibret almaya vesile olur, dersler çıkarmamızı sağlar.

15 Temmuz’ mâzi/hal/istikbal çizgisinde değerlendirip, darbe ve darbe teşebbüslerinin sebeplerini mutlaka fikir, ilim, yetişen/yetiştirilen kadro açısından da değerlendirilmesi, sebep sonuç irtibatının da unutulmaması gerekir.

15 Temmuz, dünya tarihinde gerçekleştirilmesi imkânsız gibi görünen inanılmaz bir destanın yazıldığı gündür. O gece insanlar düğüne bayrama gider gibi gitti. Vatanı, milleti, ümmeti için canını vermeye/şehit olmaya.

Meydanlarda haftalarca sabahlanarak tutulan nöbetler, uykusuz geceler, yaşanan teyakkuz hali tam bir uygulamalı yaygın eğitimin nasıl yapılacağının da göstergesidir. “Allah’ın bir kuldan azıcık rızası her şeyden büyüktür” âyetinin de tecellisidir.

FETÖ meselesinde meydana gelen ifrat, sapıklık, yanlışları, gayrı meşrûlukları doğru ve meşrû kabullenmelerin temeli; “Allah ve Rasulü” ölçüsüne uyulmayıştır. Kendilerine emanet olarak verilen bu milletin evlatlarını kendi düşünce ve yetiştikleri yerin ölçüleriyle zehirlediler. Bu millet “Allah’a isyanda kula itaat edilmez” hadisinin gereğini yaptı. Hayatın her kesiminde, sevgi ve nefrette de ölçüyü kaçırmadı.

“Allah için sevmek, Allah için buğz etmek” düsturu da unutuldu.

15 Temmuzda şehitlik ve gazilikle bedel ödeyenlere bile karşı olanlar; cezayı sadece katillikten, mütecavizlikten ibaret görenler, FETÖ çetesiyle irtibatlı olmanın da suç olduğunu kabullenemez hale getirildiler. PKK’yla CHP ile Türk Devletinin düşmanlarıyla beraber hareket eder hale gelmişlerdir. ABD’nin, Almanya’nın, Fransa’nın ve diğer Türkiye Devletinin düşmanı olan devletlerin uşaklığını yaptılar.

Dindarlık kılıfıyla hareket edenlere ‘mutlak itaatın Allah’a ve Resulüne yapılacağı’ dini eğitimin temelinde öğretilmesi gerekmez mi? Hâlâ âyet ve hadis gölgede kalırken darbe teşebbüslerini dini, ilmi, evrensel değerlere dayandıramayıp algı, beyin, kendi değerlerinden uzaklaşma/uzaklaştırma operasyonlarıyla elde edilirken, 15 Temmuzlar sadece yaşananların konuştuğu gün olarak mı hatırlanacak?

15 Temmuz! Devletin, milletin, ümmetin menfaatini şahsi menfaatten üstün görme, değerlerimizi kaybetmeme, aidiyetimizi unutmama, milli kimlik ve kişiliğimizi kaybetmeme özelliklerimizi ihya hareketidir.

15 Temmuz! Gerek Türk tarihine gerekse dünya tarihine geçen bir olaydır. Ayrıca ‘liderlik dersi’ de vermiştir. Bu millet 100 senedir öncü lider beklemektedir. Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihi davetine icabet ederek milletinin oyuna sahip çıkmış, milletinin verdiği iktidarı yıktırtmamış, milletine rağmen hiçbir gücün hâkim olamayacağını da göstermiştir.

Dikkat edilmesi gereken mesele; 15 Temmuz’un festivale, merasime çevrilmemesidir.

Bütün askerî darbeler, Türkiye’nin durdurulması için Batılıların desteğiyle gerçekleştirildi. Türkiye, darbe üstüne darbe yedi ama asla pes etmedi.

28 Şubat saldırısı, “irtica” maskesini kullanarak İslâmî omurgaya büyük darbe vurdu.

15 Temmuz saldırısı ise daha sinsi ve son derece tehlikeli bir yol izledi, bir “cemaat” kiralandı ve ülkenin darbe ile işgal edilmesinde kullanıldı. İslâm’ı hayattan uzaklaştıracak ve küresel sisteme hizmet edecek “paralel din” icat etme ve böylece “İslâm’a Karşı İslâm Savaşı” stratejiyle İslâm’ın içerden çökertilmesi projesi devreye girdirildi.

Bize düşen, 15 Temmuz gecesi tankların önünde dimdik durarak yazdığımız destansı tarihi, ortaya koyduğumuz tarihî direnişi, bir diriliş ruhuna dönüştürerek tarih yapmaktır.

15 Temmuz darbe ve işgal girişimi başarıya ulaşsaydı, bu ülkenin nasıl paramparça edileceği, bize bel bağlayan, dua eden mazlumların umudunun nasıl söndürüleceği, zalimlerin zulmünün önüne geçilemeyeceğine inanılır hale gelecekti.

Şunu aslâ unutmayalım: İslâm, bu toplumun yegâne omurgası ve tarih-yapıcı ruhudur.

İslâm’ı kaybedersek, hiç bir şeyi kazanamayız.

15 Temmuz direnişi, bir milattır: Emperyalistlere ve uşaklarına verilmiş tarihî ve destansı bir cevaptır. 15 Temmuz saldırısını, Türkiye’nin milletin, ümmetin, insanlığın ümidi haline gelen devlet olma temsiliyetinden ürken Batılılar (özellikle ABD, İngiltere, Fransa Almanya, İsrail, onların emrine giren Ortadoğu, vs.) tezgâhladı!

15 Temmuz’un failleri hep maskeli balo oynadılar. Müslümanların oluşturdukları birlikteliklere asla destek vermediler. Hep mağdur edilenleri bu iktidarın yaptığını dile getirip bütün vatan, millet, devlet düşmanlarıyla ittifak ettiler.

Asıl mağdur iki yüz elli şehidin aileleri değil miydi? Asıl dağıtılan haneler, bu örgütlerin farkına vararak desteklemedikleri için çocukları tarafından terk edilen, hain olarak görülen/gösterilen anneler babalar değil mi?

Tayyip Düşmanlığı’ ortak paydaları oldu. Erdoğan’ı da indiremeyince, başaramayınca küffarı da arkalarına alarak, Türkiye sancağını düşürmek istediler. Filistin şehitlerine hiç rahmet okumadı, kendilerinden olmayanların müesseselerine (kurulan hizmet evlerine) ‘Mescid-i Dırar’ dediler. Milyonlarca genci mağdur eden soru hırsızlığı başta olmak üzere ne hırsızlıklar ortaya çıktı.

Şu iki âyet hatadan dönmeye, pişman olmaya yeter. Düşünüp ‘nefs Muhasebesi’ yapılıp amel edilirse…

“Allah insanlara zerre kadar zulmetmez, lakin insanlar kendi kendilerine zulmederler” (Yunus 10/44).

Bu hakikat bireyler için de, gruplar ve cemaatler için de, bütün bir insanlık için de geçerlidir. “Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız sebebiyledir. Allah pek çoğunu da affettiği halde” (Şura 42/30).

Düşman, meseleyi Türkiye’nin büyümesi ve güçlenmesi meselesi olarak değil, Tayyip Erdoğan meselesi olarak göstermeye çalışıyor. Çünkü bu hızlı yükseliş onunla başladı. ‘Güçlüyüz, büyüğüz, daha büyük olacağız, İslam dünyasını ayağa kaldıracağız, silahımızı kendimiz yapacağız, vatandaşlarımız dünya genelinde onurlu ve saygın olacak, ezilmişlere yardım eli uzatacağız, biz büyük bir medeniyetin devamıyız’ dedi. Bu dik duruş, İslam dünyasında da gerçekten öyle miyiz diye kıpırdanmaların başlamasına sebep oldu.

Hasta adam sayılan Osmanlı’nın kendine gelme emareleri, artık sadece emare olmaktan çıktı.

Başta Yusuf KAPLAN ve diğer ilim, fikir ve entelektüellerimizin özetlediği şu maddeleri de okuyucularıma zikredeyim:

15 temmuz saldırısı’nın 2. dalgası: İslâm’ı İslâm’la vurmak ve laikliğin önünü açmak!

Buradan geleceğim nokta hayatî: Türkiye’ye saldırının hedefi, Türkiye’nin yeniden tarihî bir yürüyüşe soyunmasını önlemekti!

Bunun için de, yapılması gereken, nihâî olarak, bu toplumun, İslâmî bir ruhla yeniden tarih yapmasını imkânsızlaştırmak, yani İslâm’ı, İslâm’la vurmak ve Türkiye’de fosilleşmiş laiklerin / devşirmelerin / celladına âşık köle ruhlu tasmalı çekirgelerin önünü açmaktı!

İslâm’ı İslâm’la vurmak’tan kastettiğim şey şu: Sözümona İslâmî bir “cemaat”in önünü küre ölçeğinde açmak! Bu şebekeyi, İslâm’ı dönüştürecek ve Batılılara boyun eğdirecek şekilde tanınamaz hâle getirmek!

Sonunda ortaya şöyle bir manzara çıkacaktı:

1- FETÖ’nün ihanetiyle, İslâm, diriliş ve silkiniş gücünü, dolayısıyla özünü ve ruhunu yitirecek/ti;

2- Bu teslim alınmış ve tahrif edilmiş sahte din, İslâm dünyasına dayatılacak/tı;

3- En ürperticisi de, FETÖ’nün Türkiye’ye yaptığı saldırıdan sonra kitleleri İslâm’dan uzaklaşmak, İslâm’ı temsil eden hem Ehl-i Sünnet’i hem de Ehl-i sünnet cemaatleri ve tarikatleri hedef tahtasına yatırmak kolaylaşacak/tı;

4- Ve sonunda laikliğin önü alabildiğine açılacak/tı!

Geldiğimiz nokta itibariyle bu dört amaca da ulaşılması konusunda başarılı olunduğu gözleniyor! İşte ürpertici olan nokta burası ve bunun henüz görülmemiş olması!

15 Temmuz’da uyanan ruh, bin yıldır tarih yazan bu coğrafyaya aslını hatırlattı; bir asır boyunca unutturulan bir damar yeniden hatırlandı. 15 Temmuz’da uyanan ruh, “Biz daha ölmedik” cümlesini şehitlerin kanlarıyla yazdı. Bir milletin dirilişine sebep olan bu ruh, görenleri şaşkına çevirdi. Şanlı bir direnişti, tarihin sayfalarına altın harflerle yazıldı. Bu şanlı direnişin ardından ise 15 Temmuz ruhunu nasıl diri tutarız telaşı başladı. Çünkü o ruh olmasaydı, o ruh işgalci teröristlere, hainlere karşı canı pahasına dimdik durmasaydı, bugün başka şeyler konuşuyor (veya hiç konuşamıyor) olacaktık. Anlaşıldı ki o ruhu diri tutmak tek şansımız.

İki açıdan isyan edelim:

Birincisi: Herhangi bir toplum kesiminin gece gündüz hedef gösterilmesinden ötürü!

İkincisi ve daha önemlisi de, 15 Temmuz saldırısının ikinci ayağının bu toplumun bin yıllık omurgasını, ruhunu, ruh köklerini oluşturan, bizim bin küsur yıl dünya tarihini yapmamızı mümkün kılan bütün cemaatlerin ve tarikatlerin şaşmaz kaynağı olan Ehl-i Sünnet Omurga’nın çökertilerek bu toplumun boynuna yeniden laiklik tasmasının geçirilmek istendiğinin görülmemesine isyan ederim!

Bu ne demektir? Türkiye’nin akîdevî ve fikrî, sosyal ve siyasî, kısacası tarihî bir intiharın eşiğine sürüklenmesi demektir!

Disiplinli, devletine, milletine ve demokrasiye sadık askerler vazifelerini yaptılar. Medya da önemli ve etkili şeyler yaptı. Ancak bana göre bu belanın def’inde en büyük pay sokağa dökülen ve göğsünü kurşunlara, bedenini tanklara siper eden halka aittir.

Hangi halk?

Recep Tayyip Erdoğan’ı ailesinin bir ferdi ve büyüğü bilen ve böyle seven, her türlü vesayete karşı kişilik, onur ve hakkını korumayı ibadet bilen, bu yolda ölmeyi şehadet, kalmayı gazilik telakki eden halk kesimi.

Emri bil maruf, nehyi anil’ münkeri (iyi, güzel olanı emretmek, yanlışı, ifrat ve tefride düşenleri vazgeçirmek) amelini her hal ve şartta yapalım. Mazeretlere sığınmayalım.

Allah için canını veren şehitlerimize Allah’tan rahmet, Peygamberimizden şefaat diliyor, gazilerimize şifalar, ailelerine de sabr-ı cemil vermesini Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Yeni Akit Gazetesi

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.