Tarih

Abdülhamid Han'ın güvenini kazanıp saraya giren İngiliz casusu Vambery kimdir?

Payitaht Abdülhamid dizisinde de yer alan Avusturyalı gezgin Vambery merak konusu oldu. Mim Kemal Öke’nin ''Saraydaki Casus'' kitabı, Osmanlı Devleti’nin son döneminde bu topraklarda cirit atan casuslardan Vambery’nin gözünden devletin yıkılış sürecindeki gelişmeleri anlatıyor. Yazarın İngiliz arşivlerine dayandırarak yazdığı kitap, devletin son dönemlerini, Osmanlı Devleti’nin dışarıda nasıl algılandığını, II. Abdülhamid’in devleti ayakta tutmak için verdiği mücadeleyi başarılı bir şekilde anlatıyor. Sedat Palut yazdı.

Abdülhamid Han'ın güvenini kazanıp saraya giren İngiliz casusu Vambery kimdir?
-

Osmanlı Devleti’nin özellikle II. Abdülhamid dönemi hem içeride hem de dışarıda oldukça sancılı geçmiştir. İçeride Ermenilerin, Rusların desteğiyle Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki hareketlenmeler, Meşrutiyet’in ilanı ve çok geçmeden kaldırılması; dış politikadaki güç dengesini sürekli koruma çabası, devletin yalnızlıktan kurtulma durumu…

Bu dönemde yurt dışında II. Abdülhamid’le görüşmeye gelen çok sayıda insan vardı. İngiliz ajan Vambery bunlardan birisidir. II. Abdülhamid, Vambery’nin ajan olduğunu bilmesine rağmen İngilizleri Rusya’ya karşı bir denge unsuru olarak Vambery üzerinden kullanmaya çalışmıştır. Bunu nereden mi biliyoruz? Mim Kemal Öke’nin “Saraydaki Casus” adlı kitabından. İrfan Yayınları arasından çıkan Saraydaki Casus adlı kitabın alt başlığı şöyle: “Gizli Belgelerle Abdülhamid Devri ve İngiliz Ajanı Yahudi Vambery.” Peki, bu Vambery kimdir, ne yapmıştır da II. Abdülhamid’le sık sık görüşmüştür? İlginç hayat hikâyesini anlatmakta fayda var.

Derviş kıyafetiyle, üstelik Reşit Efendi adıyla seferlere katılmış

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Yahudilerin nüfus kayıtlarını tutmadıkları için Vambery’nin ne zaman doğduğunu bilmiyoruz. Öke, tahmini olarak 1831-32 yılları arasında Macaristan’da doğduğunu naklediyor. Pek de işe yaramaz bir baba ile iş bitirici bir annenin çocuğu olarak engelli (topal) bir şekilde dünyaya gelen Vambery’nin çocukluğunun ilk dönemlerinde oldukça sıkıntılı zamanlar geçirdiğini naklediyor Öke. Açlığı yaşayacak kadar maddi imkânsızlıklar içinde yaşamış. Parklarda yattığı hatta taşlandığı bile olmuş. Fakat Yahudi olduğu için dışlandığı toplumda Almanca, Macarca, İbranice ve İngilizce öğrenmiş. Bulunduğu coğrafyada barınamayacağını anlayınca gemi yoluyla İstanbul’a gelir. Hayatının fırsatını bu gemide bulur.

Gemide Ahmet Cevdet Paşa’nın babası ile karşılaşır. İstanbul’a ilk geldiğinde Osmanlı kahvelerinde meddahlık yapar ve özel dersler verir. Bu özel dersler vasıtasıyla Osmanlı kültürüne vakıf olur. Dil bilmesi ve ilişki ağları vesilesiyle Hariciye Nezaretine tercüman olarak girer. Vambery böylece kendisini toparlar fakat rahat da durmaz. Macaristan’a gidip Osmanlı coğrafyası ve insanları hakkında konferanslar verecek kadar konuya hakim olur. Ardından Asya’ya sefere katılır, derviş kıyafetiyle, üstelik Reşit Efendi adıyla… Bu sefer sırasında paylaştıkları ilginç Vambery’nin. Ona göre Ruslar, Türkleri afyona alıştırmışlar ve alıştırdıktan sonra yaptıkları savaşları kazanmışlardır. Ayrıca bu sefer esnasında Ruslardan ajanlık teklifi gelmiş, Vanbery’nin Ruslara yanıtı şöyledir: “Çarlığın tüm hazinelerini cebime doldursanız, yine Rusya’ya duyduğum düşmanlığı silemezsiniz.” Yaşadıklarını ve gördüklerini memleketinde ve İngiltere’deki gazetelerde ve dergilerde yazılarla anlatıyor. Ardından İngiliz kraliçesi onu törenle karşılaşıyor.

Padişahın güvenini kazanmış tek yabancıydı

Vambery, İngiliz ajanı olarak ilk kez 1889’da II. Abdülhamid’le görüşüyor. Bu görüşmenin neticesinde Öke şu yorumda bulunuyor: “Vambery, II. Abdülhamid gibi vesveseli ve herkesten kuşkulanan, idaresi zor bir padişahın güvenini kazanmış tek yabancıydı.” (S.37) Vambery bu süreçte padişahın kız kardeşi Fatma Sultan’a bir perde arkasında özel Fransızca dersi de vermiş.

İstanbul’daki günlerini çok iyi anlatıyor Vambery, kendisini evinde gibi hissettiğini, çok sevdiği bu ülkenin sıkıntılarına kayıtsız kalamayacağını ifade ediyor.

II. Abdülhamid ile Vambery’nin görüşmelerinde öne çıkan unsur İngiltere’nin Mısır politikasındaki değişikliktir. 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ve 1882’de İngiliz askerlerinin Mısır’da görülmesi Osmanlı Devleti’nin İngiltere’ye bakış açısını değiştirmiştir.

Abdülhamid, Mısır meselesini Vambery’ye şöyle açıklıyor: “Mısır hadisesi dururken ve bu iyi ilişkilere girmek istediğim hükümet bu davranışı ile beni tüm Müslüman dünyasında ve halkımın önünde gururumu kırmışken nasıl yaparım? Ben bu şekilde aşağılanmayı kabul edemem.” Abdülhamid, Vambery’e İngiltere’nin ikili oynadığını söylüyor. (S.45) Vambery, II. Abdülhamid ile birkaç görüşmesinde ısrarla casus olmadığını, gönüllü olarak Türk-İngiliz ilişkilerini düzeltmeye çalıştığını ifade ediyor. Lakin Abdülhamid’in bu duruma inanmadığını gayet iyi biliyoruz.

“İslam’a tüm dikkatini veren ilk Osmanlı padişahı”

Vambery’nin, II. Abdülhamid ile ilgili düşüncelerini önemsiyorum. Paylaşmakta fayda var. “Padişahın zihinsel özelliklerine gelince, onu fazlasıyla zeki ve uyanık buldum. Hazırcevap olmasına rağmen, görüşlerini ancak inceden inceye düşünüp taşındıktan sonra danışmanlarının fikirlerini aldıktan sonra ifade eder. Türkçesi halk diline yakın olup, Osmanlıcanın inceliklerinden yoksundur. İslam’a tüm dikkatini veren ilk Osmanlı padişahıdır. Batı bilimlerinde ise eğitimi çok zayıftır. En ince ayrıntısına kadar Avrupa politikalarından haberdardır. O benim hayatımda tanıdığım en kurnaz Doğuludur.” (S.53)

Vambery, Abdülhamid ile görüşmelerinden istediği sonucu kısa vadede elde edemeyince İngiltere’ye bir teklifte bulunuyor. Osmanlı topraklarının kültürünü, dilini, adetlerini vs. çok iyi bilen özel ajanlar kullanmalarını tavsiye ediyor. Geçmiş padişahlar döneminde sultanların iktidar olduğunu ama muktedir olmadığını, II. Abdülhamid’le birlikte bu durumun değiştiğini İngilizlere gönderdiği mektuplarda dile getiriyor. Burada II. Abdülhamid’in siyasi zekâsını da görüyoruz. Abdülhamid, Vambery üzerinden İngilizlere şu mesajı veriyor: Eğer Osmanlı Devleti’nin çıkarlarına uygun bir dış politika izlemezseniz Almanya’ya yaklaşacağım.

Ayrıca Vambery’ye göre, Osmanlı Devleti Ruslara düşman ve onlara karşı İngilizleri kullanmak istiyor. Bu düşünceler, haliyle Vambery’yi telaşlandırıyor. Durumu İngiliz yetkililer ile paylaşıyor. Zira, Osmanlı topraklarında Alman ve Fransız sermayesi artarken, İngiltere’nin Osmanlı üzerindeki hem prestiji hem de ekonomik kazancı azalıyor.

“II. Abdülhamid devrilmeli”

Vambery’nin mektuplarında zamanla değişen bir dil var. Osmanlı Devleti’nin siyasal olarak iyice köşeye sıkışması ve Abdülhamid’in buna karşın bulmaya çalıştığı çözümler İngiltere aleyhine geliştikçe Vambery’nin üslubu giderek sertleşiyor. Abdülhamid’e açıkça şunları söylüyor: “Avrupa’nın imparatorluğunuzun şu ya da bu parçasını kapmak için sabırsızlandığı acı gerçeğini inkâr etmek gereksizdir. Fakat düşmandan düşmana fark vardır. Ehven-i şer prensibini temel alarak, bütün Avrupa güçleri arasında bir seçim yapmak zorunda kalsanız, inanıyorum ki size en az tehlikeli ve en fazla yararlı İngiltere olacaktır.” (S.129)

Vambery bu dönemde İngiltere’nin Almanya’ya Osmanlı Devleti’ni kendi aralarında bölüşme teklifi ile gittiğini ama Almanların bunu kabul etmediğini paylaşıyor. Ayrıca İngilizlerin doğuda bir Ermeni devleti kurarak, Rusların güneye inmesinin engellenmesi gibi bir politikası olduğunu belirtiyor. 1896’da ise Vambery amacına ulaşamayınca İngilizlere şunu söylüyor artık: II. Abdülhamid devrilmeli. İngilizler, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını hızlandırıp, muhalefeti usulüne uygun bir biçimde desteklemeli. İngilizler politikasını aleni bir şekilde değiştirince Abdülhamid’in de tavrı sertleşiyor.

Vambery’nin gözünden devletin yıkılış sürecindeki gelişmeler

Vambery, Osmanlı ile ilgili gözlemlerini de paylaşıyor okurla. Abdülhamid döneminde ülkede ekonomik anlamda iyi bir ilerleme olmadığına, Türklerin çağdaş kültüre ayak uyduramadığına, Rumların ve Ermenilerin ekonomik ve siyasal anlamda hayatlarından memnun olduğuna, halkın önemli bir kısmının padişahı çok sevdiğine ama ondan izinsiz nefes alamadığına, istibdat rejimini kabul ettiğine, Türk aydınlarının da İngiltere’ye karşı öfkeli olduğuna ama Osmanlı’nın büyük bir savaşla yıkılacağına değiniyor.

Kitabın sonlarına doğru Vambery, Dünya Siyonist Örgütü’nü toplayan Theodor Herzl’in Abdülhamid’le görüşmesine ve ilişkilerinin ilerlemesine aracılık ettiğine değiniyor.

Mim Kemal Öke’nin yazdığı Saraydaki Casus kitabı, Osmanlı Devleti’nin son döneminde bu topraklarda cirit atan casuslardan Vambery’nin gözünden devletin yıkılış sürecindeki gelişmeleri anlatıyor. Yazarın İngiliz arşivlerine dayandırarak yazdığı kitap, devletin son dönemlerini, Osmanlı Devleti’nin dışarıda nasıl algılandığını, II. Abdülhamid’in devleti ayakta tutmak için verdiği mücadeleyi başarılı bir şekilde anlatıyor.

Mim Kemal Öke, Saraydaki Casus kitabından...

Kaynak: Sedat Palut / Dünyabizim.com

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.