Okur Postası

“Ahmak gerçeği görünceye kadar, düşman onun işini bitirir”

Gazetemiz okurlarından Kubilay Ertekin, “Ahmak gerçeği görünceye kadar, düşman onun işini bitirir” başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

“Ahmak gerçeği görünceye kadar, düşman onun işini bitirir”
-

Kubilay Ertekin/Kuşadası

Bu atasözünün çok derin, çok ince, çok geniş mânâsı vardır. Adam ne diyor!? “O benim Cumhur başkanım değil, onu tanımıyorum!” (22/10/2019 Basın) Bu hezeyanları ve binlercesini her gün “koyunun kaval dinlediği gibi dinleyen” ve şu an rehâvet içindeki onca Müslüman(!) geçinen bir sürü insan, yıllarca o zihniyetin dışlama, fişleme, tahkir ve tezyiflerine mâruz kalmalarına rağmen bunun ne demek olduğunu ve hangi kesimi kast ettiğini, özellikle de kapsadığı mânâyı biliyor ve düşünüyorlar mı dersiniz? Hiç sanmam.

Öyle bir ferâsete sâhip olsalardı; Bir sürü sakallı, sarıklı, hacı-hoca takımı ile türbanlı, çarşaflı, poturlu, cüppeli, adamlar üzerlerindeki o kisvelerin, maskelerin ve inançlarının yıllarca ve hâlâ düşmanlığını yapan bir zihniyetin, ideoloji sâhiplerinin peşine düşer ve etrâfında temerküz etmezlerdi... Cadde ve sokaklarda hiç gereği ve lüzûmu yokken, öyle bir görevde değilken sarık-cüppe, şalvar-çarşaf seremonisinde bulunmak bir üstünlük, takvâ ve fazilet timsâli midir? Şâyet öyle ise o tür kisvelere ölümüne düşman olan siyâsi bir yapının içinde ne işleri var!? Aslında ondan daha önemli olan; Kendi dâvâsını, inanç değerlerini savunan bir dergi, gazete alıp okusalar, ona abone olsalar ya da bir devrimbazın, ateistin içinde bulunduğu fâsit ideolojisinden vazgeçirme gibi işlerle meşgul olup, İslâm câmiasına bir adam kazandırmış olacakları için bu çok daha iyi değil midir!?...

Adamı gördünüz, duydunuz. Zirvesinden, zırvasına kadar hep aynı zihniyetin ürünü ve zerre kadar bu fâsit ideolojilerinden taviz vermiyor, vazgeçmiyorlar… Oysa yapılan bütün darbeler, oluşturulan cuntalar, verilen muhtıralar sâdece o şekil ve zihniyetteki, kıyâfetteki, görüntüdekiler, meşhur tâbirle dindar(!)kesimlerin kılığı, kıyâfeti, takkesi, tesbîhi, inançları için yapılmıştı... Fakat aynı kıyâfet ve zihniyettekilerin bu zulümleri yapan ve yaptıranların safında, yanında yer alma zilletinde bulunmaları ve onlara maddî-mânevî müzâhir olup, siyâsi destek vermeleri nasıl bir garâbet ve aymazlıktır!!??...

Fâcir ve fıskını açıklayan, bunu her alanda gösteren, inanç ve halkın değerlerine karşı olan bir bozguncuya her hangi bir Müslümanın müzâhir olması, o zulmü ve barbarlığı tasvip ediyor, kabulleniyor ve destekliyor demektir. Özellikle 28 Şubat olayında yürütülen o tanklarla bu kesimdekilerin tüm maddi-mânevi değerlerini ezip geçmişlerdi…

İşte yukarıdaki sözün mânâsı ve muhâtabı, önce bu kesimler, sonra da o kitleyi temsil eden ve 26/10/2019 Cuma günü namaz sonunda Cumhurbaşkanı tarafından “Mü’mine şefkatli, Kâfire şiddetli davranmak bizim şiârımız olmalıdır” Âyetini okuması ve de 29 Ekim Cumhuriyet bayramındaki kısmen dînî muhtevâlı törenler, âyetli-hadisli konuşmalardır. Olayın aslı, içteki ve dıştaki devlet-millet düşmanlarının saldırı gerekçesi budur...

Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki, Çankaya köşkünü temsil eden bir mevki ve makamda namaz kılıyor, yetmiyor, Kur’an okuyor ve mânâ veriyor. 29 Ekim’de de dînî muhtevâlı törenler düzenliyor, konuşmalar yapıyor, yaptırıyor...  25-30 yıl evvel bunlar hayal bile edilemezdi; Çünkü o zaman; irticâ hortlar, şeriat gelir(!) şeyhulislâmlar fetvâ verir, tüm kadılar adam asmaya başlar ve ortalığı kan götürürdü(!)…  Devrimler, ilkeler, izimler, inkılâplar târumâr olur, ülke batar(!) ve ânında CHP eşliğinde kalpaklılar zuhur eder, tanklar yürür darbeler yapılırdı… Bu tür âdî ve alçakça yalan ve tezvirâtlarla 80-90 yıl bu milleti suçladılar, (hâlen de aynı haltı yiyorlar)itham ve iftirâlarda bulunarak töhmet altında tuttular. Sonunda istedikleri oldu ve bugün ülkemiz, bir sürü nankör soysuz ve sayısız anarşist, terör, PKK ve dinsizler üretir hâle geldi…   

Bu durumda laik-devrimbazlar kudurmasın, çıldırmasın, çatlamasın da ne halt etsinler? Onlar işin farkındalar. O yüzden yenilme acıları, millete duyulan öfkeleri ve düşmanlık hisleri hiç dinmiyor. Hem millî irâdeye, hem de Cumhurbaşkanına en hafif tâbirle saygısızlık yapıyor ve bunu da her alanda açık-seçik söyleme küstahlığında bulunuyor ve 20 yıla yakın iktidarda olan devletin başını, millî irâdeyi tanımadığını(!) söyleme densizliğinde ve zilletinde bulunarak makâmına gitmiyorlar, dâvetlerine katılmayıp, icâbet etmiyorlar. Bu ne demektir biliyor musunuz!!?  Bunun adı resmen siyâsi ve ideolojik bir savaştır!. Onun için uyanın ey! o zihniyete hâlâ payandalık yapma zilletinde, gafletinde bulunanlar ve Müslüman geçinenler!... Bu açıdan o zihniyettekileri uyarmak ve yaşanan acı gerçekleri göstermek için yıllar evvel merhum M. Âkif şöyle demiştir;

Dilinden Müslümanlık lafı hiç düşmüyor lâkin. 

Onun hakkında âtıl bir heves mahsûlü idrâkin”…

İşin farkında olmayanlar sâdece düşünme ve tefekkür yoksunu olanlar ve Müslüman(!) geçinen fakat geçmişin acı ve ıstıraplarını unutan, mâruz kaldıkları onca mezâlimi yok sayan rehâvet sâhipleridir. Mevcut iktidârın sağladığı huzur ortamından, maddi-mânevi sâhip olduğu tüm imkânlarla semiren nankör ve soysuzlar, başka vâdilere savrulan bir takım zibidi ve pespâyeler-türbanlı da-olsa bunları bilmezler ve habis hayatları başörtü-türban düşmanlığı ile geçen bir müptezelin, sırf reklamını yaptırmak için eline verdiği ’nutuk’u okuma zilletinde bulunur, sonrada iktidar ve Tayyip düşmanlığı yaparlar…

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.