Okur Postası

Aileye bakmak zor iştir, aileye “Bakan” olmak da...

Gazetemiz okurlarından Sultan Karadağ, "Aileye bakmak zor iştir, aileye “Bakan” olmak da..." başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Aileye bakmak zor iştir, aileye “Bakan” olmak da...
-

Sultan Karadağ/Ankara

Siz hiç, yaşlı hizmetleri ile ilgili yakınlarda bir çalışmaya şahit oldunuz mu ekranlarda?

Peki, aile içinde yer alan çocuklarla ya da Sosyal Hizmetler kapsamında olan korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili güzel bir projeye ilişkin olarak Bakan Hanımın bir anne şefkatiyle, büyük bir heves ve heyecanla demecini duydunuz mu yakın bir zamanda? Peki ya engelliler, sahi onlar ne oldu?... Engellilere yönelik mevzuat ve uygulamalara ilişkin yeni bir haber okudunuz mu?

Peki, her geçen gün eriyen, küçülen, yok olmaya yüz tutan aile kavramının ve aile birliğinin katkısına çalışan güzel bir uygulamaya şahit oldu mu gözleriniz/ kulaklarınız?

Balık baştan kokar” misali, bir bakanlığa bu kadar çok “kavramı” yıkarsanız, o bakanlık da en başta isimden kaybeder: “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı...” Kapsamı o kadar geniş ki bu bakanlığın. Sayın Bakanın göreve ilk geldiğinde yaptığı espri de bunu doğruluyordu. “Bakanlığın kapsamı bu kadar geniş olunca, benim gibi bedenen geniş birini uygun gördüler...” mealinde bir cümle sarf etmişti Sayın Bakan. Sanırım o da baktı ki, hepsine yetişemeyeceğim, en azından ben birine odaklanayım dedi... Ne aile kaldı ortada, ne engelli, ne yaşlı, ne Sosyal Hizmetler. Koca Bakanlığın isminden bir “kadın”, bir de “çalışma” kavramları seçildi sanki.

KADEM’den gelen birinin, yukarıda bahsi geçen konuların her birine tek tek ihtimam göstermek yerine, sadece “kadın” üzerine odaklanması belki de kaçınılmaz bir sondu ve işte biz şu an o sonu ve “ailenin sonunu” yaşıyoruz neredeyse... Aile yıkıma tabii tutularak kadın güçlendirilemez!... Sürekli, “kadının çalışmaya teşvik edilerek güçlü hâle gelemeyeceği” gerçeği gibi... Bu konuda ifrat ve tefritten, aşırı uç uygulamalardan vazgeçilmediği müddetçe, bu sorunlar yumağı artarak devam edecektir.

Kadın ve erkek, karı-koca sürekli çekişen, itişen iki kavram hâline getirildi. Yazık!...

Kadının mutluluğu=Kadının çalışması, Kadının sağlıklı bir şekilde hayatta kalması= Kadının çalışması, Karı-koca arasındaki mutluluk= Kadının çalışması,... hâline getirildi. Yazık!...

İsteyen kadın çalışır, istemeyen çalışmaz. İster, üniversite lisans eğitimini alır, ister yüksek lisans yapar ama ÇALIŞMAZ, bu onun kendi tercihi. İsterse de, “klasik çalışma tabirinin dışında” çalışır; yarım günlük işler, kendi özel işi ya da hayır çalışmaları, sanat vb. çalışmalara katılır. Kadını ille de sabah 8(ya da 9), akşam 5(veya 6) çizgisine sokmak için niye bu kadar çabalıyorsunuz?

Kadın naiftir, ayrıntıları sever, hassas ruhludur, çok yönlüdür, annedir, eştir, komşudur, abladır, evlattır, kardeştir, dosttur, arkadaştır; herkese, her şeye yetişmek ister. Onu ille de bir “işe hapsederseniz” kendisine de, ailesine de çocuğuna da, çevresine de yetemez ve mutlu olamaz. O mutlu olmazsa, ailede bir huzursuzluk, bir mutsuzluk başlar. O zaman, o vereceğiniz 600 küsur liralık para yardımı ne çocuğa, ne anneye, ne aileye merhem olur...

İnsanoğlu, kadın ve erkek olarak farklı mizaçlara sahip olduğu gibi, kadınlar da kendi içlerinde farklı mizaçlara sahiptir. (Günümüz çalışma saat ve koşulları çerçevesinde) Çalışmak isteyen bir kadına “çalışma!” demek ne kadar lüzumsuzsa, çalışmayan kadınlarda adeta bilinçaltında “çalışmadığı için bir işe yaramama” düşünce ve duygusunu oluşturmak da bir o kadar lüzumsuzca bir iştir. Kadına kendini değerli hissettirecek, aileyi ve çocuğa da koruyarak bir bütün olarak bakabilecek uygulamalar varken, masaya hep kadını ve onun çalışma hayatını yatırmak ne kadar mantıklı bir şeydir?... Ha bu arada, çalışan annelere verilecek 650 TL’lik yardım, sabahın 6-7’sinde anne-babasıyla erkenden kalkıp işe gider gibi kreşe giden çocuklara evin sıcaklığını ve kokusunu; okuldan/etütten dönüp de kendi anahtarıyla evin kapısını açan çocuklara mutfakta yeni pişmiş tereyağlı-naneli yoğurt çorbasının kokusunu da verebilecek mi Sayın Bakan?.. Bunların ederini hesaplayabilirseniz, fiyata onu da ekleyin lütfen... Çalışan kadın sayısını getirmek istediğiniz yüzdedeki rakam ile boşanan aile sayısının geldiği yüzdedeki rakamı dört işlem yaparak harmanlayın da, bulduğunuz (ya da bulamadığınız sonucu) kırmızı bir rujla aynaya “AİLE” yazarak bir kenarda bekletin. Erir giderse, zaten “aile hiç olmamıştır”, yazı kalıcı olarak aynada durursa, rujun markası iyidir!. Başka söze ne hâcet??? Anlayan anladı!.. Anlamayan da zaten anlamak istemedi... Aileye bakmak zor iştir, aileye “Bakan” olmak da...

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.