Okur Postası

Bardağın dolu tarafı mı, boş tarafı mı?!

Gazetemiz okurlarından Güngör Ulusoy, "Bardağın dolu tarafı mı, boş tarafı mı?!" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Bardağın dolu tarafı mı, boş tarafı mı?!
-

Güngör Ulusoy/İzmir

Hayvanlardaki bazı davranış biçimleri insanlarda, insanlardaki bazı davranış biçimleri de hayvanlarda zuhur etmeye başladı. Fıtratı gereği fare kediden, kedi köpekten korkardı. Şimdi üçü bir arada canciğer kuzu sarması. Balık yiyen keçi !! Et yemeyen insan (vegan)!!  Doğan yavrusunu koruyan hayvan; doğan yavrusunu boğan insan. Klonlanmış hayvan, slikonlanmış insan, kısırlaşmış tohum, kronikleşmiş psikolojik ve biyolojik hastalıklı hayatlar, daha neler neler tam bir fetret, nefret, şehvet ve cahiliye dönemi. İnsan!!!, insanın ve hayvanın  rüyasındaki kabusu haline dönüşmüş. İnsan ısıran köpek gitti. Köpek ısıran insanlar türedi. Kedi pisliğini toprakla kapatırken, parklarda bahçelerde herkesin gözünün içine baka baka işeyen, gece yarısı içip içip anıran, cinsel ilişki öncesi sevişmeyi sokaklarda başlatan, sınırsız özgürlük naraları atan, kamusal alanları (sokak, cadde, meydan ) düğün dernek adına kapatıp geç saatlere kadar sokak diskoları kurarak gürültü kirliliğine neden olan, lamalar gibi yere tükürmeyi istemdışı davranış haline getiren, kayıtdışı sokak satıcılarının olup olmadık yerlerde kulakları patlatırcasına megafonla bağırmaları, ayak üstü yürüyerek yenilen yiyeceklerin atıklarını gelişi güzel yerlere bırakan, trafikte kornayla mesajlaşan, küfürü ağız tiryakiliği haline getiren, hayvan hakları diye çılgına dönen fakat insan haklarını görmezden gelen, kadının yüzünde patlayan erkeğin tokadı, erkeğin gururunu rencide eden kadının zehirli dili........ velhasıl buna benzer hak, hukuk, kural tanımaz örnekler o kadar çoğaldı ki saymakla bitiremeyiz. Normalde ahlaklı, vicdanlı, merhametli bir toplumken, gayriahlaki zaafları çoğalmış bir topluma dönüşmemizin sebebi atamız hayvandır diyen bir sistemin  (Darwinizm) komplikasyonları olarak düşünülmelidir. Çünkü bu ayıpların, günahların, haramların, kul hakkı ihlallerinin yüzümüzün kızarmasına bile gerek kalmadan işlenilebiliyor olmasının başka izah edilebilir bir tarafı yoktur. Hatta bu rahatsız edici insan ilişkilerini bozan söz, eylem ve davranış biçimlerinin yaşam tarzı haline dönüşüp rutinleşmesi, insandaki hayvanımsı dürtülerin açığa çıkması bunun en açık delilidir. Beşeri ilişkileri dumura uğratan bu hastalıkların mikrobu laboratuvar ortamında üretilen biyolojik savaşın etki ajanları gibidir. Vücuda enjekte edildi mi insanı hayvanlaştırır. Böylelikle Halil İbrahim sofrası kalkar, kurtlar sofrası kurulur. Ancak soyolojik dönüşümlerin ruhunda tedricilik vardır. Yani bu bozulma ve çürüme dünden bugüne olmuş olan bir şey olmadığı gibi; düzelmede, iyileşmede bugünden yarına olacak olan bir şey değildir. Bu durumda yapılacak olan tek şey devlet marifetiyle atamız Adem aleyhisselamdır diyerek işe başlayıp son peygamberimiz Hz. Muhammed’in evrensel nitelikli güzel ahlak öğretileriyle  yolumuza devam etmek olacaktır. Buna, farklı dünya görüşlerine sahip de olsak geleceğimiz için, çocuklarımız ve torunlarımız için tüm insanlığın kurtuluşu için ihtiyacımız olduğunu anlamamız gerekiyor. Aksi halde idam idam diye bağırmaya devam edeceğiz. Çünkü bu düzende Peygamber tavsiyesi yetimin başını okşamak sapıklık olarak algılanacaktır. Çünkü bu düzende bir insana yardım etmek hele hele bu insan birde bayansa istismar mı ediliyoruz kuşkusu hep zihinleri meşgul edecektir. Alışkanlık haline getirilmiş bu kadar kötülüğe el, dil, buğz formülüyle bireysel müdahalenin başka sorunlar oluşturacağı aşikardır. İster din adamı, ister alim, ister akil insan olsun bunun bedelini linç edilmek suretiyle ödemek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle karşı tarafta kişi bazlı alerjik reaksiyona neden olacak bireysel bir dil kullanma yerine; kollektif, kurumsallaşmış bir dil  kullanarak sorunların çözümüne katkı sağlanmalıdır.

Yine de biz her şeye rağmen, Peygamberimizin sahabeleriyle beraber yolda yürürken karşılaştıkları bir köpek leşinden sahabelerin tiksinmeleri üzerine ‘ne kadar da güzel dişleri varmış’ demesini ya da cami duvarına bevleden birine öfkelenen cemaati yatıştırmak için bevledilen yere bir kova su dökün demesindeki mesajı iyi okuyup kötülüklerle mücadele etmenin şifresi olarak anlamalıyız. Yani insan nefsine zor da gelse size taş atana siz gül atacaksınız. Aman haa yanlış anlaşılmasın sağ yanağınıza tokat atana sol yanağınızı da dönün demek istemiyorum. Çünkü kısasta hayat hakkı vardır. Yoksa postu deldirirsiniz.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.