Okur Postası

Bilim Kurulu üyelerinin dikkatine; Biz de infaz düzenlemesi istiyoruz!

Gazetemiz okurlarından Akın Akyol, "Bilim Kurulu üyelerinin dikkatine; Biz de infaz düzenlemesi istiyoruz!" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Bilim Kurulu üyelerinin dikkatine; Biz de infaz düzenlemesi istiyoruz!
-

Ben 68 yaşındayım. Bir aydan fazla süreden bu yana dışarı çıkamıyoruz. Evde hapis hayatı yaşıyoruz. Hayatım boyunca yolum hiçbir hapishaneye uğramadı. Bunun için Allah’a şükrediyorum. Hapse düşen kardeşlerime de sabırlar dileyip Allah kurtarsın diyorum.

Bildiğim kadarıyla hapishaneler üç gruba ayrılıyor; kapalı cezaevleri, yarı açık cezaevleri, açık cezaevleri. Kapalı cezaevlerinde her yer kapalı, dışarı çıkmak, tabiatı, çevreyi görmek, insanlarla konuşmak, çalışmak, iş yapmak yasak. Odaların veya hücrelerin dışında, belirli zamanlarda çıkılıp volta atılabilen ve malta denilen yerlerin haricinde başkaca gezinti yeri yok.

Halen yaşamakta olduğumuz “65 yaş ve üzeri ihtiyarlara uygulanan sokağa çıkma yasağı” bunları bana hatırlattı. Bir de bu memlekette daha önceleri şair, yazar ve şiir okuyanlara müstehak görülen hapishaneleri, mahkûmiyetleri bana hatırlattı. Hapishane, şair, yazar denilince de rahmetli Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i hatırladım. Üstad, zindandan oğlu Mehmed’e yazdığı mektupta şöyle diyor:

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yol da tutuktur hapse düşeli…

Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

***

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;

Sayım var, maltada hizaya dizil!

Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!

İnsanlar zindanda birer kemmiyet;

Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Bizlere uygulanan sokağa çıkma yasağı sebebiyle, biz de bizim evim maltasında, pardon koridorunda volta atıyoruz. Bizim evin maltası, Üstad’ın git ve gel yüz adımlık maltası kadar geniş ve uzun değil. Bizim koridorun genişliği bir adım, uzunluğu onbeş adım. Koridorda bir aydan fazla zamandır attığım adımlara ayaklar da tırnaklar da isyan ediyor.

Kapalı cezaevi veya zindana benzeyen, maltası o kadar da uzun olmayan bizim mekânda volta atmaktan yorulduk, usandık, bıkkınlık geldi. Bu çile ne zaman bitecek diye soruyoruz, cevap veren yok. Belirsizlik, beklemek, karamsarlık da hepsinden büyük sorun. Bu problemler psikolojimizi, dengemizi, huzurumuzu, sinirlerimizi yıprattı, aşındırdı. Sabrın sonu selamettir diyor ve bekliyoruz. Bilim kurulunun sayın üyeleri; kendinizi bir an bizim yerimize koyun ve empati yaparak, değişik bir açıdan olayları değerlendirin. Yaşlıların hepsi yan gelip yatan, tatil yapan, gününü gün evden, ekmek elden su gölden misali yaşayan insanlar değiller. Haftada 7 gün 10-15 saat çalışan, çalışmadığı zaman huzursuz olan, psikolojisi bozulan ihtiyarlar da var. Bunların kurulu düzenleri, işyerleri, müşterileri, borçları, alacakları var. Bu insanlara bir aydan fazla süreden beri 24 saat sokağa çıkma yasağı uygularsanız, bu insanların işleri de, sağlıkları da, düzenleri de, psikolojileri de, huzurları da bozulur.

Bilim kurulunun saygıdeğer üyeleri; 65 yaş ve üstü yaşlılara biraz tolerans gösteremez misiniz? Ömürlerini bu memlekete, millete hizmetle geçirmiş ve halen çalışmaya devam eden bu insanlara hiç olmazsa hafta içi 04.00-09.00 saatleri arasında, maske takmak ve güvenli mesafeyi korumak kaydıyla sokağa çıkma izni verilmesini teklif ediyorum. Günün 04.00-09.00 saatleri arası, insanların genellikle uykuda oldukları, temasların en az olduğu, sosyal yoğunluğun oluşmadığı saatlerdir. Bu şekilde bir izin kararı alınması, hapis hayatı yaşamaktan bıkmış, usanmış, bunalmış insanları bir nebze rahatlatacaktır. Diğer taraftan yaşlı insanlarda oluşan “24 saatlik hapis-zindan-ayrımcılık-işe yaramazlık” fobisinden de kurtaracak ve kendi işleriyle ilgilenme fırsatı doğuracaktır.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.