Gündem

Birbirine muhalif isimler aynı yerde buluştu! Bu nasıl duruştur?

Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki'nin sorularını cevapladığı programda Ahmet Davutoğlu hakkında Akif Beki'nin geçmişte yazdığı çok ağır yazı tekrar gündeme geldi. 2010 yılında "ABD ile ters düştük" diyerek Ahmet Davutoğlu'nu yerden yere vuran Akif Beki ile, buna sert bir cevap veren Hakan Albayrak'ın Davutoğlu'nun arkasındaki siyasi isim olduğu iddia edilen Karar'da buluşması "Bu nasıl duruştur" dedirtti.

Birbirine muhalif isimler aynı yerde buluştu! Bu nasıl duruştur?
-

 yeniakit.com.tr 

Son günlerde yeni bir parti kuracağına ilişkin iddialarla gündeme gelen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Radyo Sputnik'te Bidebunu İzle programında Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki'nin sorularını cevapladı.

Programda Akif Beki'nin 2010 yılında yazdığı Davutoğlu'nu çok ağır eleştirdiği yazı da gündeme geldi. Hakan Albayrak'ın sert bir şekilde cevap verdiği Beki'nin Ahmet Davutoğlu'nun desteklediği iddia edilen Karar gazetesinde buluşması "Bu nasıl duruştur" dedirtti.

Akif Beki: Hayatımın en ağır yazısını yazdım, bana olan öfkeniz geçti mi?

Akif Beki, 2010 yılında Davutoğlu ile ilgili yazdığı eleştiri yazısını hatırlatarak, "Geçmişte 2010'da Radikal'deyken, yazı hayatımın en ağır yazılarından birini yazdım. Şu merak ediliyor; bana öfkeniz, kızgınlığınız geçti mi, hain olarak görmüyor musunuz beni? Nasıl oldu da bakanlığınız döneminde, övgüler almış başını giderken benimle medeni iletişime devam ettiniz? Bunu başka bir yazımda yazmıştım ama insanlar benimle ilgili düşüncenizi merak ediyor" diye sordu.

"Öfkem geçmedi, çünkü..."

Davutoğlu, Beki'ye şöyle cevap verdi:

"Öfkem geçmedi çünkü öfkem yoktu. Akademik hayata ve devlet hayatına giren birinin bunun özünde eleştiri olduğunu bilmesi lazım. Devlet hayatını gireyim de hiç eleştirilmeyeyim diyen biri devlet hayatını hiç bilmeyendir. Esas olan sizin o tutum karşısındaki ilkesel duruşunuzdur. Öğrencilerime 'Önce beni eleştirin' derdim. Devlet hayatında da bu böyle. Hamama giren terler. Siyasete de devlet hayatına da giren eleştiriye açık olacak. O bağlamda hele Akif Bey gibi 28 Şubat döneminde aynı gazetede birlikte yazılar yazdık. 28 Şubat'ın o despotik havasına, özgürlük adına birlikte direndiğimiz arkadaşlarımızdan biri bana dönük bir eleştiri yapmışsa, ben ona yönelik kalbimde bir eleştiri beslersem, onda değildir, benim kalbimdedir yanlışlık. Kendisine yöneltilen eleştiriyi bir siyasetçi, bir devlet adamı önce ne kastediliyor anlamak lazım. Belki haklı bir eleştiridir. Çok daha daha ağır yazanlar oldu. Karşılaştığımda nezaket içerisinde davranırım. Mümkün olsa da yüz yüze otursak ve halleşsek diye çok düşünmüşümdür. Bütün gazetecilik hayatı bana ağır hakaret yazanlarla da bugün oturup konuşuruz. Bu devlet hayatının ihtiyacı. Ben o an bir öfke duysam kendime öfkelenmeliyim. Aksi takdirde nezaket olmaz, dostluk olmaz. Bir devlet adamına yakışmayan en önemli şey nezaketsizliktir. Ben tekrar teşekkür ederim 2010 yılındaki yazın için. O yazıyı o kadar iyi hatırlıyorum ki, hiç unutmadım. Bir nefis muhasebesine davet ediyordu beni. Gerçekten öyle mi diye yazıyı okuduktan sonra düşündüm. Akif benden ne kötülük isteyebilir ki? Yatılı okul arkadaşlığı gibi uçakta beraber uyumuşuz, otellerde sürünmüşüz. Niyetine güvendikten sonra tahammül esastır."

Ne olmuştu?

Arkasında Ahmet Davutoğlu'nun bulunduğu iddia edilen Karar gazetesinde yazan Akif Beki, Radikal'de yazdığı o dönemde "Davutoğlu'nun 'ben' idraki" başlıklı o yazısında eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu yerden yere vurmuş, Karar'ın bir diğer yazarı Hakan Albayrak ise Yenişafak'ta yazdığı o dönemde Beki'ye "Yazık" başlıklı yazısıyla sert bir şekilde cevap vermişti.

Akif Beki: Davutoğlu'nun diplomatik zafer hırsı

Dışişleri Bakanı'nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi.
El attığı her işi, illa büyük bir başarı hikayesine çevirmek zorunda.
Manşet atar gibi takdim ediyor dosyalarını.
Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı hissediyor.
Sonuç; gösteri odaklı bir dış politika.
Stratejik derinlik, stratejik endama bırakıyor yerini.
Son örnek, Türk-Arap İş Forumu’ndan.
“Yakında Kudüs başkent
olacak” demiş.
Ve hep birlikte gidip
Mescid-i Aksa’da namaz kılacağımızı söylemiş.
Arap dinleyicileri coşturmak için kafi.
Doğrusu, beni de heyecanlandırıyor bu sözler.
Ama çok sorunlu buluyorum.
Sözün kendisinde değil sorun, söyleyenin kimliğinde!
Ya o coşku ters dalgasını da üretirse...İkisi birlikte sel olup taşarsa...
Ya, ‘pan-İslamizm hortladı’ derlerse...
***
Dış politikanın popülizme tahammülü yoktur.
Kim ne veriyorsa, bir fazlasını veremezsiniz.
Her ‘one minute’ çıkışına ‘two minutes’ eklemek, her yangına benzin dökmek demektir.
Diplomatik başarı hırsı, bakarsınız diplomatik felakete sürüklemiş sizi.
Alın size bundan evvelki örnek;
El-Cezire televizyonunda bir Türkiye belgeseli yayınlanmış.
Sözümona, Türkiye’nin modern yüzünü tanıtacaklarmış.
Davutoğlu ve aile efradı görülmüş orada, bir de Pakistan’ı andıran arka sokak manzaraları.
Türkiye’yi, gerikalmış bir
3. dünya ülkesi şeklinde
gösteren o belgeselin mesuliyetini bakalım kim üstlenecek?
Merak ediyorum; acaba dışişlerinde self-promosyon
bütçesi mi var?
Masrafları hangi ödenekten ve ‘ben’ davası uğruna mı karşılandı?
İran’la uranyum takası
anlaşması, aynı misal.
Davutoğlu’nun, imza törenindeki aşırı sevinç gösterisinin karşılığı, Güvenlik Konseyi’nde çekimser kalamamak oldu.
ABD ile ters düştük.
Bu işlerin hepsi, uhuletle suhuletle götürülemez miydi?
Yani şova dönüştürülmeden, yani fazla uçmadan, yani en son söylenecekler en başta sarf edilmeden, yani hayal ile vizyonu karıştırmadan...
***
Hakkını yemeyelim; hükümetin dış politikasını görülmemiş ölçüde başarılı buluyorum.
İran politikasını da, Filistin yaklaşımını da esasta destekleyenler arasındayım.
Gereksiz fazlalıklardan söz ediyorum.
İtirazım, fazladan söylenmiş sözlere, ayarı kaçmış kahramanlık hikayelerine, kıvamı tutturulamamış tavırlara...
Giderek kabaran ‘derin benlik’ idrakine...
‘Bir ben vardır bende, benden içeru’ edasına...
***
Davutoğlu’nun ‘stratejik derinlik’ öğretisi kadar revaçta bir çalışması daha var.
Başlığı, ‘Medeniyetlerin ben idraki.’
Tavsiye ederim, muhakkak temin edip okuyun.
Medeniyetlerin ‘ben’ idraklerini mukayeseli olarak tahlile tabi tutuyor.
Çok aydınlatıcı, istifade edeceksiniz.
Ben okudum şahsen ve işte çıkardığım netice; Medeniyetleri bilmem ama, Ahmet Davutoğlu’nun ‘ben’ idrakinde sorun görüyorum.
Gösteri merakı baldan tatlıdır nefse, anlarım.
Fakat derler ki, balın bile fazlası zehir...
‘Ben’ idrakindeki en ufak bir maraza, çok gaileler açar başa.
Davutoğlu’nun birikimini ve Türk dış siyasetine katkısını önemsiyorum elbette.
Lakin dost acı söyler.
Övgülerin çoğaldığı bir zamanda, acizane hatırlatmak geldi içimden.

Hakan Albayrak: Beki, “ABD ile ters düştük” paniğe kapılıp Davutoğlu''na ve Erdoğan'a  saldırıyor

Akif Beki o yazıyı yazmak için klavyenin başına geçerken “Bugün olabildiğince çirkinleşeceğim” diye niyet etmiş olmalı. Tebrikler; gönlünden geçen çirkinliği daha ''güzel'' bir şekilde yazıya dökemezdi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan''ın tam desteğiyle, Türkiye''nin etrafında bir güvenlik çemberi oluşturmak, bölgesel entegrasyon marifetiyle barışı / istikrarı / kalkınmayı teminat altına almak ve küresel meydan okumaların üstesinden gelebilecek bir Türkiye''nin –küresel aktör olan bir Türkiye''nin- temelini atmak için canla başla çalışıyor, önümüze çıkan fırsatları çok geç olmadan değerlendirmek için akla karayı seçiyor, bu toprakların selameti için varını yoğunu ortaya koyarak ve gecesini gündüzüne katarak didiniyor, didiniyor, didiniyor... Ulvi bir dava yolundaki olağanüstü gayretlerden, fedakârlıktan, adanmışlıktan söz ediyoruz. Üstelik, mütemadiyen destan yazdığı halde tevazuu asla elden bırakmayan, sadece Türkiye''nin izzeti ve şerefi öyle gerektirdiğinde ''meydan okuyan'' dengeli bir siyasetçiden söz ediyoruz. Ama Akif Beki''ye bakarsanız Ahmet Davutoğlu bir ihtiras abidesi ve yaptığı şeyler de kişisel şovdan ibaret!

Dışişleri Bakanı “diplomatik zafer hırsı”yla hareket ediyormuş! “El attığı her işi illa büyük bir başarı hikâyesine çevirmek zorunda” olduğunu düşünüyormuş! “Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı” hissediyormuş! “Sonuç; gösteri odaklı bir dış politika”ymış! “Ben idrakinde sorun” varmış Ahmet Davutoğlu''nun! “Gösteri merakı” Türkiye''nin başına çok gaileler açabilirmiş!... (Bkz. “Davutoğlu''nun ''ben'' idraki” / Akif Beki / Radikal, 15 Haziran 2010)

Bütün bunları nereden çıkarıyor Akif Beki? Mesela, Davutoğlu''nun, Arap dışişleri bakanlarına hitaben yaptığı konuşmada söylediği iddia edilen “Yakında Kudüs (Filistin devletinin) başkent(i) olacak” sözünden çıkarıyor. “Çok sorunlu” buluyormuş bu sözü. Dünyadan haberi olmazsa elbette sorunlu bulur! Uluslararası siyaset literatüründe “Batı Şeria ve Gazze topraklarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devleti” diye bir şeyin geçtiğini, bunu İsraillilerden başka kimsenin yadırgamadığını, asıl yadırganan söylemin “Bölünmez Kudüs İsrail''in ebedi başkentidir” söylemi olduğunu, Amerika Birleşik Devletleri''nin bile “bölünmez Kudüs”ü İsrail''in başkenti olarak tanımaya yanaşmadığını, İsrail''in 1967''de işgal edip 1980''de ilhak ettiği Doğu Kudüs''ün (yani Mescid-i Aksa, Kabir Kilisesi ve Ağlama Duvarı''nın bulunduğu kadîm Kudüs''ün) Birleşmiş Milletler''e göre İsrail''e ait olmadığını ve buranın bir barış anlaşmasıyla ''Arap tarafı''na bırakılması gerektiğini bile bilmeyen Akif Beki''nin, Dışişleri Bakanı''na diplomasi dersi vermeye kalkması ne komik!

Akif Beki, bir de, İran''la uranyum takas anlaşması imzalandığında “sevinç gösterisi” yaptığı için eleştiriyor Davutoğlu''nu. “ABD ile ters düştük” diye üzülüyor. Yahu, bu anlaşma zaten ABD Başkanı Barack Obama''nın önerdiği şey değil miydi? Davutoğlu, “Sonunda Viyana Grubu''yla İran''ın uzlaşması için gerekli zemin oluştu” diye sevinmeyecekti de üzülecek miydi? ABD ile ters düşüldüyse ABD''nin ilkesizliği yüzünden ters düşüldü. Bu meseleyi Davutoğlu''nu vurmak için kullanmak ne büyük densizlik!

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu''nun dış politikadaki şahsiyetli hamleleri bizi ''tarihin nesnesi'' olmaktan çıkarıp yeniden ''tarihin öznesi'' haline getiriyor, Türkiye''yi aşağılık kompleksinden kurtarıyor, topluma ve devlete özgüven aşılıyor. “ABD ile ters düştük” diye paniğe kapılıp Davutoğlu''na (ve dolayısıyla Davutoğlu''nun arkasındaki Erdoğan''a) kıyasıya saldırdığına göre, Akif Beki bu aşıdan hiç nasiplenememiş. Yazık.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.