Okur Postası

Birileri ‘hâlâ dâvâ dediğiniz nedir?’ diyorlar

Gazetemiz okurlarından Nevzat Özpelitoğlu, "Birileri ‘hâlâ dâvâ dediğiniz nedir?’ diyorlar" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Birileri ‘hâlâ dâvâ dediğiniz nedir?’ diyorlar
-

Nevzat Özpelitoğlu

Balıkesir

Adına ilâyı kelimetullah diyerek asırlar boyu dünyanın bir ucundan diğer ucuna at koşturduğumuz şanlı tarihimizdir bizim güç kaynağımız. Çünkü biz Türk milleti olarak gücümüzü silâhımızdan değil, Hak’dan, haklılığımızdan, hakşinaslığımızdan ve mazlumların yanında oluşumuzdan almaktayız. Dün Tuna nehri boylarında at koşturuyorduk adalet ve insanlık için. Bugün tüm dünya mazlumlarının yanı başında oluyoruz, onların insanca yaşamaları ve dünya nimetlerinden insanca ve adilâne faydalandırılmaları için. İşte bunun adıdır DAVA. Dava el cihadı fi sebilillâh diyerek geceli gündüzlü hak yolda halk için çalışmaktır .

Bin yılı aşkın süredir İslâm bayrağını yere düşürmeden kesintisiz en yükseklerde taşıyan bir millet olarak ve bir ümmet olarak elbette iftihar etmek hakkımızdır. Birileri buna ırkçılık yapıyorsun diyebilir. Irkçılık sadece kendi ırkını en üstün görüp diğer ırkları köle olarak kabul etmektir. Bunun en müşahhas örneğini İsrail’de Siyonist Yahudilerde görmekteyiz. Dünyanın en aşağılık ırkı olduklarını Filistin’de yaptıklarıyla ispatlıyorlar. Ekranların önünde 10 yaşındaki çocuğun kolunu taşla kırmak, kadınları kızları yerlerde sürüklemek, bebeklerin karınlarını deşmek, sahildeki yavruları kurşunlamak binlerce masum çocuğu hapishanelerde çürütmek, evlerini, bağ ve bahçelerini işgal edip tek geçim kaynakları olan zeytin ağaçlarını kökten söküp atmak ve her şey Yahudi içindir diyerek mazlumları katletmenin adıdır ırkçılık. Lânetli kavim Yahudi, bütün bu zulümlerini ibadet aşkıyla yaptığı için rahatça hareket etmektedir. Irkperest Yahudilerin yanı sıra kendi ırkını en üst seviyede görerek mazlum milletleri alabildiğice ezen, köle olarak kullanan ve bir sinek gibi öldüren onlarca Batılı Devlet sayabiliriz. Bu zalimliklerinin adına da Modern dünya diyorlar. Modern kelimesi bu barbarların,  bu canilerin maskesidir. İşte bu maskeyi Türk Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan parçalayıp,  bu zalimleri teşhir ettiği için Tayyip beye düşmandırlar. Dün olduğu gibi bugün de bu zalimlerin ve zalimliklerinin karşısında erkekçe ve mert bir şekilde duran Türk Devleti ve Türk milleti olduğu için ne kadar iftihar etsek hakkımızdır.

Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan dünya zalimlerinin yüzlerine karşı, tüm zulümlerini haykırdığı için onu sevmezler. Tayyip Bey Türk ve Müslüman, onlar Haçlı sürüsü (!) oldukları için Tayyip beyi sevmezler. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim öyle demiyor mu? (Onlar sizi sevmezler. Kimler? Yahudi ve Hristiyanlar. Ta ki siz onların dinlerine girinceye kadar. Adına DAVA dediğimiz bu mücadelenin bir diğer adı da Hak Batıl mücadelesidir. Fazla geriye gitmeye gerek yok daha dün Srebrenitsa’daki katliamı unutmadı dünyamız. 11 Temmuz 1995’te barış gücü maskeli Hollandalı cani askerlere sığınan onbinlerce Müslüman, erkek-kadın-çoluk-çocuk-yaşlı demeden Sırp katillere teslim edildi ve ardından Avrupa’nın göbeğinde bu mazlumlar hunharca katledildiler. 60 bin Müslüman kadın Avrupalı köpekler tarafından kirletildi ve doğum yapana kadar bekletilip, doğan çocuklar Sırp askeri olmaları için analarından alınıp çocuk yuvalarında büyütüldü. İşte Modern Avrupa(!).

Peki biz de onlar gibi miyiz? Bugün Bosna Hersek’in doğusunda yer alan Vişegrad şehrinde bulunan Drina, Osmanlının şanlı vezirlerinden Sokullu Mehmet paşanın köyüdür. Drina nehri her zaman taşar binlerce insanın ölümüne yol açar. Köy sakinleri toplanırlar ve o zamanın en şanlı devletine bir köprü için müracaata karar verirler. Ne de olsa Kanuni Sultan Süleyman’ın şanlı veziri Sokullu Mehmet Paşa kendi köylüleridir. Bir heyet Payitahta gelir ve huzura çıkarak dertlerini anlatırlar. Cihan Padişahı kafes arkasından toplantıyı izlemektedir. Toplantı sonucu ortaya çıkan sonuç şöyledir. Her ne kadar Drina nehri taşıp insan telefatına sebep oluyorsa da bu topraklar Osmanlı mülkü olmadığı için oralara köprü için gitmek mümkün değildir(!). 

Sırp heyet mahzun bir şekilde gitmeye hazırlanırken Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın gür sesi ortalığı inletir: Her ne kadar o mülk bizim değilse de derhal bir ordu hazırlana, Drina ırmağına varıla ve  bize müracaat eden mazlumların dinine ırkına bakılmadan o nehrin üzerine bir köprü yapıla. Çünkü dünyanın neresinde bir insanın ayağına taş takılırsa o taşı kaldırmak Müslüman Türk Devletinin, Ali Osman’ın ve hülâsa Müslüman Türk insanının görevidir der.

Yıl 1577...  İşte bu hizmetin adı DAVAdır. Çünkü burada karşılıksız hizmet vardır. Yaratılmışa yaratandan dolayı hizmet vardır ve bundan dolayı da bu hizmetin adı   DAVAdır.  Ardından ordu hazırlanır Vişegrad şehri civarındaki Drina’ya varılır. Osmanlı askerleri Sırplarla savaşırken istihkâm taburu da köprüyü Mimar Sinan’ın dehasıyla 4 yılda tamamlayıp Sırp köylüsüne teslim eder.

Ve ordumuz yine geldikleri gibi savaşa savaşa geri çekilir. İşte meşhur Drina köprüsünün de hikayesi böyle muhteşem bir Türk destanıdır. Bugün, tarihe bıraktığı her eseriyle iftihar ettiğimiz Osmanlı budur. Müslüman Türk ordusu ve Türk insanı budur. Bu âlicenaplığı Hıristiyan Avrupa Devletlerinin hangisinde bulabilirsiniz? Bu bir DAVA aşkıdır.

Bizim DAVAmız millete ve milletlere huzur ve selâmeti tattırmaktır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın her daim dilinden düşürmediği DAVAsı budur. Bundan dolayı Tayyip bey büyük bir dava adamıdır. Esas mesele ise; bu dava adamlığını partisinde kaç kişinin yeterince idrak edebildiği ve hayatına aksettirebildiğidir. Tayyip bey bu sebeple diyor ya; biz millete efendi olmaya gelmedik, biz hizmet etmeye geldik. 

Millet efendi, biz ise AK Parti olarak garsonuz. İşte 16 yıllık AK Parti iktidarının kaim olmasının sırrı.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.