Yaşam

Boşanmaların ardındaki acı tablo! Bu çocukların vebali kimin boynunda?

Anne-babası boşanmış çocukların, ebeveynleri bir arada olan çocuklara göre suça daha fazla meyilli olduğu bir gerçek. Aile danışmanı psikolog Damla Nur Dolu, ebeveynleri boşanmış çocukların öfkesini bir şekilde yansıttığı bir nokta bulduğunu belirterek, “Boşanmış ailelerin çocuklarında ister istemez suça ve suç kültürüne yatkınlığı olabiliyor ve bunu hızlıca gözlemliyoruz.” dedi.

Boşanmaların ardındaki acı tablo! Bu çocukların vebali kimin boynunda?
-

 Gülnur GÖKSÜN  yeniakit.com.tr 

Son yıllarda artan boşanma vakaları en çok çocukları etkiliyor.

Gittikçe artış gösteren boşanmalarla ilgili yeniakit.com.tr'ye konuşan aile danışmanı ve psikolog Damla Nur Dolu, ebeveynleri boşanmış çocuklarla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Boşanmaların sonucunda ortada kalan çocukların suça yatkınlığının arttığını dile getiren Dolu, yeniakit.com.tr'nin sorularını yanıtladı.

Ebeveynleri boşanmış çocuklarla ilgili yapılmış araştırmalar var. Sonuçları da bize gösteriyor ki, anne-babaları boşanmış çocuklar, anne-babaları bir arada olan çocuklara göre suça daha yatkın. Bu konuda neler söylersiniz?

Son yapılan araştırmalarda da, 'Biz nasıl bir toplum olduk, nereye gidiyoruz, geçmişte neydik?' bunlara yönelik. En son aile yapısında ve pskolojisindeki değişimlerden bahsediyorlar. Biz ne yazık ki gitgide geniş aileden çekirdek aileye, çekirdek aileden de tek ebeveynli ailelere dönüşmeye başladık. Şu anda tek ebeveynli ailelerle ilgili çalışıyorum. Yani birçok sebebi var. Kadın erkek rollerinin değişmesi, şuan Türkiye'de istihdam alanlarının genişlemesi, kadınların bir şekilde meslek hayatına dahil olması, erkeklerin bizim kültürel altyapımızdan da kaynaklı bir şekilde bu rol kargaşasının içerisinde kaybolması gibi bir durum söz konusu. Bu yüzden de boşanmalar bir şekilde artmaya başladı. Bir de aileye yüklediğimiz anlam değişti aslında. Aile kavramı bizim için önceden "biz" kavramı iken şimdi "sen, ben, çocuk" şeklini almaya başladı. Yani biz bir şeyleri bir şekilde ayırdık. Tartışmalarımız olsun, en ufak bir şeyde yıkıcı olmalarımız olsun, önceden yapıcı bir şekilde hareket ederdik ki geçmişte de aslında boşanmalar çok az değildi ama yine de aile yapısını biz nereye kadar götürebilirsek, ne kadar sağlam tutabilirsek bu yönde çabalıyorduk. Yapımız gitgide değişiyor  ve boşanmalarda şöyle bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çocuklar bir çekişme aracı olarak kullanılmaya başlıyor. Maalesef çocuklar anneye veya babaya karşı bir tehdit unsuru haline getiriliyor. Bu yüzden de bence sürekli ve en çok yıpranan çocuklar oluyor. Evet, arada çocuk olmasa bile bireylerde yine de psikolojik olarak, fizyolojik olarak, çevreden dolayı da ekstra bir yıpranma görüyoruz. Ama çocuklu ailelerde maalesef bu yükü daha çok çocuklar kaldırıyor. Onun dışında şunu söyleyebilirim. İnsanlar arasında aile danışmanları, psikologlar, psikiyatristler yeni yeni yaygınlaşmaya başladı ama hayla tabularımız var. İşin içinde olduğum için söylüyorum. Hayla insanlar ön yargıyla yaklaşıyorlar. Psikiyatristin, psikoloğun ayrımını yapamayıp illa ki ilaca bağımlı olacaklarını düşünüyorlar, ya da aileyi kurtarmak adına objektif bir bakış açısı maalesef talep etmiyorlar. Bu yüzden de sürekli bir kargaşa, evde çözülemeyen problemler ortaya çıkıyor. Aslında zihnimizde bitirilmemiş işler dediğimiz nokta. Mesela küçük küçük problemler koca yığınlar haline geliyor ve bir patlamayla sadece bir gecede bile evlilikler artık bitme noktasına gelebiliyor. Bir de şuna değinmeden geçemeyeceğim. Hayatımıza giren medya konusu… Özellikle sosyal medya. Yani evimizin içerisine, özel alanımıza çok fazla girdi. Yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz, gördüğümüz her şeyi paylaşır olduk. Bu bir süre sonra ailelerde şuna yol açmaya başladı. Herkesin maddi durumu çok iyi değil. Yani standart ailelerimiz var. Hatta sisteme dahil olamamış aile ve çocuklar var. Maddi durumundan dolayı çocukları okula gidememiş aileler var. Göçebe kültürler var. Bu yapıya baktığınızda herkes sanki mükkemel yaşıyormuş gibi, her yeri geziyormuş gibi o süslü dünyada yansıtılınca evde problemler başlıyor. 'Falanca şuaya gitmiş, biz niye gitmiyoruz? Şu, şunu yapmış, şu şunu yemiş.' Artık biz kendimizle değil, dış dünyayla ilgilenmeye başladık. "İnsanlar oturunca ne konuşuyorlar, zihninde ne var?" Onları anlamlandırmaya çalışmaktan ziyade "Ne giyiyorlar, nereye gidiyorlar?" Veya "O kadar ülke gezmiş, şehir gezmiş." buna takılır olduk maalesef. Bu da bizi mekanikleştirdi gibi geliyor bana. Üzülerek söylüyorum. Duygudan yoksun, çok fazla maddi boyuta bakıyormuş gibi bir hal aldık.

Bu çocukların vebali kimin boynunda?

Aslında bir suçlu aramıyorum. Bir suçlu arayamayız diye düşünüyorum. Ama dediğim gibi aileler çocukları çekişme aracı olarak kullandıkları sürece ve çocuğun o psikolojisini hiç düşünmeyip sadece süreçte kendisi varmış gibi davrandığı sürece bu çocuklar maalesef arada kaybolup gidiyorlar. Ya kendisini ifade edemeyen çocuklar haline geliyorlar, ya kendilerini suç kültürünün içinde bulabiliyorlar, ya da anneyi veya babayı suçlar halde buluyorlar. ‘Benim böyle olmamın sebebi sensin. Senin yüzünden ben bunları yaşıyorum’ gibi en ufak bir tartışmada bile çocuk, annesine ya da babasına öfkesini, kinini kusuyor. Çünkü biz çocuklarımızı görmüyoruz. Dediğim gibi, tek ebeveynli ailelerle de daha önce çalıştım ve şöyle bir şey var. Bir boşanma süreci, evet yaşanabilir son noktaya gelmişsinizdir, bu da olabilir. Ama biz bunu nasıl sağlıklı bir şekilde atlatabiliriz? Bunun derdindeyiz aslında. Toplumsal olarak da bu süreci sağlıklı bir şekilde ilerletebilmek çok önemli diye düşünüyorum. Çocuklarda şöyle bir durum söz konusu: Bir çocuğun bir anda hayatındaki bütün çevresini değiştirirseniz, yaşadığı evi, odasını, yatağını ya da herhangi bir çevresini değiştirip bir anda alıp gittiğinizi düşünelim. O zaman bu çocukta gerileme yaşıyoruz. Şöyle bir örnek verebilirim. Bir çocuk tuvalet eğitimini almış, gayet güzel ifade edebiliyor, o süreci atlatmışsınız ama bir taşınma olayında bile ya da çocuğunun odasının değişmesi olayında bile çocuk tekrar altına kaçırmaya başlıyor. Yani gelişiminde bir gerileme gözlemliyoruz ki aileler bunu göz önünde bulundurmadan, çocuklarının duygularını ve onları anlamaya çalışmadıkları için önem vermeden devam ediyor. Onun dışında maalesef kreş kültürümüz var. Evet, çalışan anneleriz. Diyelim ki çalışan anneler çoğaldı. Buna bir karşı çıkmışlığım yok ama sabah erkenden çocuğu kreşe bırakıp akşam hatta gecenin bir vakti almaya çalışanlar var. Akşam aldığınızda o çocuk aile yapısını göremiyor. Anneyi, babayı, onlarla vakit geçirmeyi takmıyor. Bu yüzden de çocukların veballeri bizim boynumuza gibi geliyor. Hani derler ya, "Anaokulunda anne yok, huzur evinde huzur yok." Gerçekten bunu yaşar hale geldik.

Anne-babanın boşanması çocuğu suça iter mi?

Bütün çocuklar böyle diyemeyiz. Bütün boşanmış ailelerin çocukları bunu yaşıyor diyemeyiz. Ama bir risk faktörü mü? Evet. Tek ebeveynli ailelerde bir şeylere engel olmak ya da oto kontrolü sağlamak noktasında eksiklikler olabiliyor ve çocuklar özellikle ergenlik döneminde yeni şeyler denemeyi, o suç kültürünü keşfetmeyi isteyebiliyor. Çeşitli dikkat problemleri yaşayan çocuklarda da bunlar gözlemlenebiliyor. Anne ve baba tek başına bunu kontrol edemiyorsa, evet bu çocuklar bir risk faktörü. Bu tarz sorunlar gözlemleyebiliyoruz.

Şöyle bir durum söz konusu: Çocuklar arada kaldığı için, boşanma onlar için ekstrem bir durum olduğu için ve bizim kültürümüzde çocuğa bu durum çok fazla yansıdığı için boşanmış ailelerin çocuklarında ister istemez suça ve suç kültürüne yatkınlığı olabiliyor ve bunu hızlıca gözlemliyoruz. Bu benim kişisel görüşüm aslında. Hatta bazıları çocuklarını şununla bile tehdit edebiliyorlar: 'Ben sana bakamıyorum, o zaman devlet baksın' deyip sosyal hizmet uzmanlarını çağırıyorlar ve çocukları bir şekilde devlete verebiliyorlar. O zaman da çocuk zaten tek ebeveynliden ziyade çift ebeveyn ortada olmayınca, kendi başına suç kültürünün içine daha çok dahil olabiliyor. Bu çocukların öfkesini bir şekilde bir yerlere yansıtması gerekiyor ve maalesef o ortamlarda yansıttığı bir nokta buluyor. Aileyle konuşamıyor. Diyalog yok, iletişim yok. Ona, 'Sen ne düşünüyorsun, sen ne hissediyorsun?' diye soran yok.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.