Ekonomi

Çarpıcı ‘tüketim çılgınlığı’ uyarısı: Kapitalizmin beton kalıplarına mahkûm olmayalım!

Psikiyatri Uzmanı Prof.Dr. Erol Göka, ‘Tüketim Çılgınlığı' ile ilgili uyarılarda bulunarak, “Yaşadığımız topluma ‘tüketim toplumu’ diyenler çok haklılar. Tüketim toplumunun ana karakteristiğini metalaşma, şeyleşme oluşturuyor." dedi.

Çarpıcı ‘tüketim çılgınlığı’ uyarısı: Kapitalizmin beton kalıplarına mahkûm olmayalım!
-

 Hasan Üstün  yeniakit.com.tr 

Tüketim Çılgınlığı' ile ilgili mesajlar veren, “Kapitalizm tüketimi esas alıyor, daha fazla tüketime muvaffak olabilmek için her yol mubah görülüyor. Ortamı ‘teknomedyatik’ hale getiriyor" ifadelerini kullanan Psikiyatri Uzmanı Prof.Dr. Erol Göka, "Hayatımız ve zihnimiz teknolojik akıl tarafından belirlenirken yaşama amacımız ve ideallerimiz reklamların,  tüketimin hegemonyasına giriyor. Metalaşma, şeyleşme! Duygu ve erdem gibi insan ilişkisinin unsurları dahi ‘piyasa’ bağlamında değerlendirilmeye başlanıyor. Nasıl bir insan olduğumuzu, kimliğimizi, kişisel itibarımızı, seçeceğimiz tüketim malzemelerine göre belirleyeceğimize dair algı, zihinlerimize beton kalıp gibi dökülüyor. Biz ne kadar bu algıyı benimser, kendimizi tüketimle tanımladığımızı düşünür, bunu sergilemeye kalkarsak o ölçüde tüketim toplumu, aynı zamanda gösteri toplumu haline geliyoruz” vurgusunu yaptı.

Psikiyatri Uzmanı Prof.Dr. Erol Göka, kapitalizmin pençesindeki insanlığın “daha çok tüketebilmeyi” hayatın gayesi haline getirdiğini bunun da insanlığı tükettiğini vurguladı.

Devlet ve toplum olarak kendimize özgü bir modernleşme çabası sürdürüyoruz. Aksamalar, tökezlemeler oluyor ama kervan yoluna devam ediyor. Modern yaşama ve düşünme tarzı bizi de epey zamandır etkisi altına aldı." diyerek Yeni Şafak’taki yazısına devam eden Göka, önemli mesajlarını şu ifadelerle verdi:

Modern hayatın vakumu hepimizi içine çekiyor, modernliğin hem sağladığı imkanlarla hem karşımıza çıkardığı sorunlarla biz de yüz yüze geliyoruz. Evet, bu süreç bir yanıyla kaçınılmaz bir yanıyla da birçok sorun üretiyor hem modernliğin bizatihi kendisinden hem de buradaki yapının uyum sağlayamamasından kaynaklanan sorunlar... Kendine özgü modernleşme çabamıza bir itirazımız yok ama bu süreçte bize ne olduğunu, muhafaza etmemiz şart olan değer ve erdemlerin nasıl etkilendiğini çok iyi düşünmek, olanın bitenin hep farkında olmak şartıyla.

“Onu diyenlerden değilim ama!..”

Göka tespit ve uyarılarını şöyle sürdürdü:

Yok yok ‘Batı’nın ilmini, fennini, teknolojisini alıp kendi ahlaki yapımıza sahip çıkalım” diyenlerden değilim. Zaten bu sözlerin edildiği zamanlardan bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Artık bilimin işleyişiyle, bilim-kültür ilişkisiyle ilgili çok fazla bilgiye sahibiz. Bu arada teknolojinin sadece hayatı kolaylaştırıcı alet-edevattan ibaret olmayıp zihin biçimimize doğrudan etki ettiğini de artık biliyoruz. Modern zihnin olmazsa olmazlarında birisi, ‘kendi üzerine düşünme’ (self-reflection). Kanaatimce modernliğin en çok sahiplenmemiz gereken yanı da burası. Sadece insan-teki olarak kendimiz değil, modernliğe sonradan ve başka bir inanç ve kültür havzasından katılan bir millet olarak da kendimiz üzerine düşünmeyi elden bırakmamalıyız.

“Nereden Gelip Nereye Gittiğimizi Unutmamak!"

Erol Göka yazısının devamında, okuyucularını tefekküre davet etti:

Nereden gelip nereye gittiğimizi, neyi alıp neyi verdiğimizi, karşılıklı etkileşimlerin sonucunda ortaya çıkan hasılayı ve ne yapmamız gerektiğini mütemadiyen gündemde tutmalıyız. 1980 sonrasına tarihlenen, modernlik-sonrası (postmodern) denilen zamanlardan sonra bu farkındalık vazifemiz, iyice vazgeçilmez hale geldi, aciliyet kazandı. Bu süreci belirleyen bilişim ve iletişim teknolojilerindeki devasa ilerlemeler nedeniyle yaşanan değişimler ve özellikle insanın ontolojik doğasının tehdit altında olması bizi buna mecbur bırakıyor. Bunun haricinde ise modernliğin ekonomik alt-yapısını oluşturan kapitalizmin artık üretimi değil tüketimi esas alması, daha fazla tüketime muvaffak olabilmek için her yolun mubah görülmesiyle alakalı büyük dertler var. Bu iki özellik, modernliğin günümüzdeki hallerini önceki zamanlardan farklılaştırıyor, “teknomedyatik” hale getiriyor. Hayatımız ve zihnimiz teknolojik akıl tarafından belirlenirken yaşama amacımız ve ideallerimiz reklamların, gösterinin, göstermenin ve tüketimin hegemonyasına giriyor."

“Tüketim Çılgınlığı!”

Erol Göka “Tüketim olgusu, hayatımızın her alanına sirayet etmiş vaziyette” tespitiyle devam ettiği yazısında şu görüşlere yer verdi:

Yaşadığımız topluma ‘tüketim toplumu’ diyenler çok haklılar. Tüketim toplumunun ana karakteristiğini metalaşma, şeyleşme oluşturuyor. İlk bakışta maddi bir değerle izahı mümkün olmayan duygu ve erdem gibi insan ilişkisinin unsurları dahi “piyasa” bağlamında değerlendirilmeye başlanıyor. Resim sanatı çok önceden piyasada yerini almıştı şimdi tüm sanatlar, kültürel değerler, ürünler ve ihtiyaçlar da büyük ölçüde pazar koşullarında şekilleniyor… Piyasa aynı zamanda kimliğimizin de inşa olduğu yer haline dönüşüyor. Nasıl bir insan olduğumuzu, kimliğimizi, kişisel itibarımızı, seçeceğimiz tüketim malzemelerine göre belirleyeceğimize dair algı, zihinlerimize beton kalıp gibi dökülüyor. Biz ne kadar bu algıyı benimser, kendimizi tükettiğimiz ürünlerle tanımladığımızı düşünür, bunu sergilemeye kalkarsak o ölçüde tüketim toplumu, aynı zamanda gösteri toplumu haline geliyor. Elbette dünyanın her yerinde düşünce ve sanat alanında, akademide, siyasette kötü gidişin bilincinde olan, basiret ve feraset sahibi, mutlaka bir şeyler yapılması gerektiğine inanan sağduyulu insanlar var ama maalesef sayıları da güçleri de gün geçtikçe azalıyor.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.