Tarih

Diktatörlük görmek isteyen Takrir-i Sükûn’a baksın

Takrir-i Sükûn Kanunu’nun kabul ediliş yıl dönümünde Yeni Akit’e konuşan Araştırmacı Tarihçi Mehmet Yıldız, “Bugün ülkemizin dört bir yanı ateş çemberi altında. Cumhurbaşkanımıza her türlü saldırı yapılırken onun ‘diktatör’ olduğundan dem vuruyorlar. Eğer diktatörlük görmek istiyorlarsa tarihin kaydettiği en büyük vahşete Takrir-i Sükûn’a baksınlar” dedi.

Diktatörlük görmek isteyen Takrir-i Sükûn’a baksın
-

 Taha Emre Özdemir  Ankara 

Araştırmacı Tarihçi Mehmet Yıldız, Mart 1925’te Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek hükümete olağanüstü yetkiler veren Takrir-i Sükûn Kanununu Yeni Akit’e değerlendirdi. Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda hilafetin kaldırıldığını hatırlatan Yıldız, “Cumhuriyetin kurulması ile halk arasında birtakım huzursuzluklar yaşandı. Bu huzursuzlukların sebebi milletin manevi değerlerine karşı savaş açılmasıydı” dedi.

“İrticayı ilk defa inönü öne sürdü”

‘İrtica’ kelimesinin ilk defa İnönü tarafından kullanıldığını belirten Yıldız, “İnönü ilk defa 1924 yılında dinsel irtica tehlikesi ile karşı karşıya kalındığını söyledi. İnönü burada, ‘halk için halka karşı bir kanun çıkarırken önümüze çıkan engelleri aşmak zorundayız demek istedi” diye konuştu. “Şeyh Said kıyamını bahane edenler vahşet niteliğindeki Takrir-i Sükûn’u çıkardılar” diyen Yıldız, şöyle konuştu: “Şeyh Said kıyamının başlaması ile totaliter rejim bunu fırsata çevirmek istedi. Meclise apar topar bir kanun teklifi getirdiler. Bu kanunun yürütülmesi tamamen tek adama bırakıldı. Hemen akabinde aynı gün içinde de iki tane İstiklal Mahkemesi kuruldu. İstiklal Mahkemeleri öyle mahkemelerdi ki, bu mahkemelerde hiçbir şekilde delile ihtiyaç yoktu. İstiklal Mahkemelerinin temyizi de yoktu. Bu kanuna da adalet ruhuna da aykırı bir düşünceydi. Takrir-i Sükûn Kanunu ile birlikte cumhuriyet tarihinde ilk defa basına sansür uygulanmaya başladı. Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un kurucusu olduğu Sebilürreşad Dergisi de o dönemde kapandı.”

“Takrir-i sükûn, cumhuriyetin demokratik olmadığını gösterdi”

“Takrir-i Sükûn Kanunu’nu tek adam ve tek parti cumhuriyetinin esaslarından birisi olarak değerlendirmek mümkündür” ifadelerini kullanan Gazeteci Yazar Kenan Alpay, “Takrir-i Sükûn Kanunu, cumhuriyetin niteliğinin hiçbir zaman demokratik olmadığını; topluma, halka dayanmadığını; farklı görüşlere müsaade etmediğini gösteriyor. Kaldı ki o dönemde Türkiye’de günümüzdeki gibi bir iç veya dış tehdit söz konusu değildi” ifadelerini kullandı.

Şenocak: Takrir-i Sükûn, Cumhuriyetin müslümanlara ilk “susun” ihtarıdır

Hilafetin kaldırılması ile Ümmetin sahipsiz bırakıldığını vurgulayan Fıkıh Doktoru İhsan Şenocak, “Böyle bir süreçte Takrir-i Sükûn Kanunu çıkartılarak Müslümanlara Hilafet-i İslamiye’nin kaldırılması gibi teşebbüslerin olduğu girişimlerde ses çıkarmaması ihtarında bulunulmuştur. Bununla alakalı düzenlemeler yapılmış, nitekim aynı yıl içinde Şapka Kanunu çıkarılarak adına devrim denilmiştir. İtalya’dan getirilen şapkalar 50 lira karşılığında bir memurun bugün iki kat maaşı olacak şekilde dağıtılmış ve dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan şekilde o şapkalarla millet sömürülmüştür. Bütün bu yapılanlara çağdaşlık denilirken Takrir-i Sükûn Kanunu ile Müslümanlar susturulmuştur” şeklinde konuştu.

Takrir-i Sükûn ile temeller atıldıktan sonra İslam’ı dava edinenlerin darağacına götürüldüğüne dikkat çeken Dr. Şenocak, sözlerine şöyle devam etti: “İskilipli Atıf Hoca’nın idam kararı yüzüne okunduğu zaman dudaklarından şu ifadeler dökülmüştü: “Zalim ve katillerle elbette mahşer gününde hesaplaşacağız.’ Şehid Atıf Hoca’nın dediği gibi bütün bu meselelerin nihai bir hesabı mahşerde görülecek.”
Yeni Akit Gazetesi

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.