Okur Postası

Dîne-dindar kesime yaptıkları hakâretleri yazıp-söylemekten bıktım

Gazetemiz okurlarından Hâlis Arlıoğlu, "Dîne-dindar kesime yaptıkları hakâretleri yazıp-söylemekten bıktım" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Dîne-dindar kesime yaptıkları hakâretleri yazıp-söylemekten bıktım
-

Buna ‘şükür’ ve hüzün mü demek gerekirdi bilmiyorum. Ama kalem öyle yazdı... Yaklaşık iki aydan sonra milletimizin mâbetlere, câmilere koşarak büyük bir aşk ve muhabbetle Huzûr-u İlâhide saf tutup secde-i Rahmâna kapanmaları, sokak ve cadde leri, spor sahalarını, yeşil alanları doldurmaları ve ülke sathını secde hâline getirmeleri kelimenin tam mânâsı ile muhteşem ve muazzam bir manzaraydı…

Yüce Mevlâ’ya, kâdiri mutlak olan Allâh’a kul ve onun habîbi edîbine (s.a.) ümmet ve  bu aziz milletin bir ferdi olmanın mutluluğunu yaşadım… Evet, bütün bunlar gerçekten her şuurlu Müslüman’ın; özellikle ayrılık ve tefrikadan, anarşi ve terörden, bilhassa hıyânet cephesini destekleyen ve onların peşinde giden şuursuz yığınlardan yüreği yanık olanların büyük bir hasretle beklediği çok mutlu olaylar, gurur ve şükür edilmesini gerektiren şeylerdir…      

Bir milletin dînine, imânına bağlı, câmiye, cemaate düşkün olması elbete gıptta ve övgüye değer bir durumdur. Fakat işin çok acı ve hüzün verici bir yönü daha var.

Bu ülkede en az o topluluğun yarısı kadar bir kısmının yurdumuzda bütün kurum ve kuruluşlarıyla, medyası ve siyâsi yapısıyla faal olan, görevleri sürekli olarak bu milletin inanç, ibâdet ve mâbetlerine saldıran, düşman olan bir yapı var. Ve işte asıl merak konusu olan öylesi bir toplumun yarısına yakın bir kısmının bu inançsızlara maddi ve mânevi ideolojik ve siyâsi olarak destek vermeleridir. Aslında onların inançsız olmaları bizi ilgilendirmiyor. Ama asıl mesele, işte bu muhteşem topluluğun tüm kutsallarına saldırıp, inanç düşman lığı yapmaları ve böylesi inanç sâhiplerine hayat hakkı tanımama zihniyeti ve her alanda her şekilde tahkir ve tahrikte bulunup sürekli saldırma hayâsızlıklarıdır…

 Şimdi bu muazzam topluluk Müslüman ve inançlarının gereğini yaptıkları halde, inanç düşmanlarına hayat veren, öylesi kurum ve kuruluşların yaşamasına sebep olan kesim ler, topluluklar nereden geliyor!?  Moskova ve diğer kâfir ülkelerden mi gelip bu şer cephesine destek veriyorlar!? Yoksa bu topluluğun içinde olan ve inandığı o yüce dînin gereğini yapıp Allah’a (CC) dua ve niyazdan sonra gidip her türlü bozgunculuğu yapan, iman, ahlâk, hayâ ve haysiyet düşmanlığında bulunan, terör ve anarşinin tüm çeşidini içinde barındıran, faaliyetlerine doğrudan, yada dolaylı olarak resmen destek veren bir yapının, siyâsi kurumun içinde olup o habislere yardım ve yataklık mı ediyorlar!?..       

İşte insanın beynini çatlatan, vicdânını yaralayan, İslâm’ın yüceliğine sığmayan, Müslüman’ın onur ve haysiyetini sıfırlayan o türlü yaşantılar ve benzer soruların cevâbıdır...

Eğer bir Müslüman kendi ülkesinde böyle bir yapının farkında değilse, ferâset ve basiret yoksunudur. Farkında ve bilerek, isteyerek o şerirlere, din-iman düşmanlarına destek veriyorsa gaflet ve dalâlet içindedir. Burada o habislerin siyâsi militan ve şerirlerinin, bağlı bulunduğu medyalarının, inançlı halkımızın kutsallarına her gün ve her saatte ve değişik vasıtalarla, medyalarıyla, TV’leriyle, basın yoluyla kuduzca saldırdıklarını tekrar etmek istemiyorum... Zâten teknolojinin bu kadar geliştiği, her insanın evinde televizyonu, cebinde görüntülü telefonu olduğu halde, bu hayâsız ve haysiyetsiz  saldırıları  ve saldırtanları bilmemesi ve görmemesi imkânsızdır.

O zaman aynı soruyu tekrar etmek gerekir… Öylesi bu tür siyâsi yapıları kimler destekliyor.? Medyasını kimler dinliyor.? Her gün dîne ve dindar kesime onlarca pislik atan, millî irâdeye kin ve nefret kusan basın denen paçavralarını kimler okuyor, kim dinliyor!? O sefil ve rezillerin milletin kutsallarına saldırmayı görev sanan onca yazıları kim okuyor? Onların yaşamasına, bu türlü küfür ve hakâretlerine devam etmesini sağlayan aymazlar kimler ve hangi topluluktur!?    

Artık bunları tekrarlamaktan gına geldim, usandım ve o rezillerin Dine, dindar kesime yaptıkları hakâretleri yazıp-söylemekten bıktım ve onlardan iğrenir oldum. Allah(c.c.) Peygamber (s.a.) din, iman, câmi-ezan düşmanlığını yazan, söyleyen sefillerin bunca hezeyanları bu kesimin, o muhteşem topluluğun dikkatini neden çekmiyor!? Mümkün değil ama. Haydi bunların hiç birisinden haberleri yok diyelim. Pekiyi 21/5/2020’de İzmir’in minârelerinde bir devrimbaz sürtüğün şarkısını ve İtalyan komünist parti marşı olan “Cav Bellâ” yı çaldırıp-dinletme rezâletlerinde bulunan eski CHP İzmir İl Başkan Yard. Bânû Özdemir denen edepsizin, ezan düşmanının yaptığı rezâletten de mi haberleri yok!? ( 5/6/2020 Tüm basından).

Çok önemli bir soru. Bu tür inanç düşmanlıkları niçin hep o siyâsi parti bünyesinden ve PKK’nın siyâsi ayağı olan hâin kesimlerden çıkıyor!? Bu hayâti soruyu her Müslüman’ın, her onur ve haysiyet sâhibi insanın, özellikle 29 Mayıs Cuma günü meydanları dolduran o muazzam kitlenin mutlaka kendileri ne sorması gerekir. Çünkü bu ülkenin selâmeti, yıllarca hor ve hakir görülen Müslüman bir toplumun kurtuluşu bu can yakan sorunun cevâbına bağlıdır….           

Eğer bu can yakan soruların sorulmadığı, cevâbı verilmediği, üzerinde derin-derin düşünülmediği sürece Müslüman kesimin dışlanması, aynı zulümlerin devamı sürer gider ve dün olduğu gibi, sâde İzmir’in sokaklarında değil,  ülkenin her yerinde Fidel Castro’nun boy boy posterleri asılır, minârelerinde ise o iğrenç Komünist marşının söylenmesi ve devrimbaz pespâyelerin şarkıları çalınmaya devâm eder… Sâde onlar değil, 27 Mayısların, 12 Eylüllerin, 28 Şubatların, Muhtıra ve Millî irâde düşmanlığı yapılan kara propagandaların, devletin önüne çıkartılan her tür engellerin, siyâset (!) adına yapılan düşmanca tavırların da bu soru ve cevaplarına bağlı olduğu aslâ unutulmamalıdır. Bir önemli konu da yaklaşık yüz yıldan beri o tür iğrenç zulüm ve baskılara, dışlama ve hakâretlere neden ve niçin hep Müslüman kesimin muhâtap oluşudur. İşte o                                                                                             yüzden yalnız ülkemiz halkının değil, dünyânın duyduğu bu düşmanca tavırlardan hiç haberi olmayan bir Müslüman’ın(!) ya da haberi olduğu halde adı ve sanı bilinen o siyâsi yapıya destek verenlerin namaz, niyaz şeklindeki onca yatıp, kalkması ne kadar boş ve mânâsızdır. Ve Allâh’ın (c.c.) hiçbir şeye, özellikle böyle bir ibâdete,  kulluğa ihtiyâcı yoktur. İbâdet ve Allâh’a kulluk; bir şuur ve kendine dönüş, aslını biliş, hikmete râm oluş ve yıllarca yaşanan acı gerçekleri görerek, millî irâde ve inanç düşmanlarına karşı şuurlu bir direniş hâli ve hareketidir.

Nitekim o şuursuz kitlenin onayı ile bir kentin başına getirilen herifin onca seviyesizliği, ülke için yapılanlara ve yaptıranlara karşı hasis ve habis tavrı şu deli zırvaları olmuştur…

“Kanal İstanbul’u konuşmak boşboğazlıktır” (4/6/2020 Yeni Mesaj ve Sözcü. Basından) Aslında, millete yapılan onca hizmeti böyle yaftalamak nankörlük ve sütü bozukluktur...

 Eskiden dinsiz yapılar, kurum ve kuruluşlar için Laisizm ve 163. madde Demoklesin bir  kılıcı gibi Müslümanların başında sallanır dururdu ve “Laikliğin odak noktası” diyerek kapatılır ya da o kişinin dokunulmazlıkları kaldırılırdı.

Buna; 16/1/1998 Anayasa Mah. kararı ile merhum Ahmet Tekdal’ın üyeliğinin düşürülmesi, partisinin kapatılması en canlı ve ibretli bir örnektir ve o tür zihniyet ve ideoloji sâhiplerinin nasıl çalıştığını gösteren iğrenç bir tarafgirlik göstergesidir…

Şimdi dinsizliğin, terör ve anarşinin tam göbeğinde ve “odak noktasında” olan bir sürü kurum, kuruluş ve siyâsi yapılar harıl harıl çalışıyor ve hiç dokunan olmuyor…

Örneği; yukarıda zikredilen iğrenç olay ve inanç düşmanlıklarının sürüp giden saldırı ve çemkirişleridir…

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.