Teknoloji

DNA, evrim teorisini de çökertti

Genetik konusu insanın maymundan geldiği iddiasını da yıktı.

DNA, evrim teorisini de çökertti
-

"İnsanda 46, şempanzede ise 48 kromozom bulunuyor yani %99 benzerlik var" diye iddialarına gerekçe ileri sürdüler.

Oysa mantık geçerli kabul edilirse, "Patates"in de insan gibi 46 kromozomu var..

KOMEDİYE BAK!

Yani şimdi evrimci kafayla "insan patatesten geldi" gibi bir saçmalık mı söylenecek!

İnsan dışındaki canlılar incelendiği zaman da evrimciler tarafından var olduğu iddia edilen akrabalık ilişkilerinin, moleküler düzeyde varolmadığı görülüyor.

Hem canlılar, hem de binaların projelerinde %1’lik fark olmasına rağmen niçin binalar çok benzemekte, ama canlılar benzememektedir?

Bunun sebebi yaratılıştan genetik yasalarının işleyişi.. Canlıların vücutlarında bulunan bir gen birden fazla özellik üzerinde etkindir. Bir özellik ise birden fazla gen tarafından kontrol edilir. (Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, London: Burnett Books Ltd., 1985, s. 145)

Maymundan geldiklerini söyleyenler Yaratan'ın bazı haddi aşan insanları maymun kıldığını hatırlamalılar. O ayetlerin meali şöyledir: “İçinizden cumartesi günü haddi aşanları elbette bilirsiniz. Biz böyle yapanlara 'Aşağılık maymun olun!..' dedik. Bunu, hem bu hâdiseye şahit olanlara hem de sonradan gelecek olan nesillere bir ibret ve korunacaklara da bir öğüt kıldık.”(Bakara, 2/65-66).

Karbon yaş testi

Kilise'nin putunu yıktı ama hâlâ tapıyorlar!

İnsanoğlu putunu kendi yapar, kendi tapar denmiştir. İlerleyen bilim artık putları da yıkar oldu. Bunun bir örneği, DNA konusu vesilesiyle bahsini ettiğimiz şu Hz. İsa (a.s) yakıştırılan kefen..

Torino Kefeni veya İsa'nın Kefeni olarak bilinen ve Hz İsa'nın çarmıhtan indirildikten sonra sarıldığı ve yüzünün siluetini taşıdığı iddia edilen keten kumaşın sahte olduğunu ispatlama çalışmaları sürüyor ama kime anlatırsın!

İtalya'nın Pavia Üniversitesinden organik kimya profesörü Luigi Garlaschelli, Orta Çağ'da bulunan malzeme ve teknikler kullanarak Hz İsa'ya ait olduğu iddia edilen kumaşı o günün koşullarıyla 2009'da yeniden üretti.

Sonuçları bir konferansta sunan İtalyan bilim adamı, çok sayıda kişinin kefenin "insan tarafından üretilmiş olamayacağı ve doğaüstü açıklanamayan özellikleri" bulunduğuna inandığını, ancak sonucun, kumaşın ucuz malzemeler ve son derece basit bir yöntemle yeniden üretilebileceğini gösterdiğini söyledi.

Garlaschelli, sunumunun sonunda, "Dünyanın en iyi laboratuvarlarında yapılan karbon tarihlemesine inanmayanlar, tabii ki bana da inanmayacaklar" dedi.

İlk defa 1350'lerde Fransa'da sergilenen kefen, 1578'de İtalya'ya getirilerek Torino'da San Giovanni Battista Katedrali'nde muhafaza edilmeye başlandı.

1988 yılında karbon yaş belirleme testine tabi tutulan kefenin 700 yaşındaki keten bitkilerinden yapıldığı belirlenmişti.
1260-1390 arası bir tarihe ait olduğunun belirlenmesiyle gözden düşmesine rağmen, kumaş kilise çevrelerinde hâlâ "inanç istismarı" hesabına korunuyor.

DNA, 'bekâret'in önemini ispatladı

Genetik bilim 'çağdaş yaşam' diye kızlarının cinsel deneyim yaşamalarını öğütleyenlere ağır darbe vurdu.

Bilim dünyası "ilk ilişki"nin önemi karşısında afalladı. "Çağdaş Yaşam" aldatmacası ile genç yaşlarda fuhşa yöneltilen kadınlar, ağır bedelini yıllar sonra doğan çocuklarında fark ederek yıkılıyorlar.

Genetik bilimin ortaya koyduğu sonuçlara göre, ilk ilişkisinden bir çocuğu olmasa da o kadın, yıllar sonra dünyaya getirdiği çocukta ilk ilişki yaşadığı erkeğin genetik izleri bulunabiliyor.
Olay sadece bununla kalmıyor. İlk kocasından ayrılan bir kadın, yıllar sonra ikinci eşinden sahib olacağı çocuk, -Allah takdir ederse- ilk eşine ben-ze-ye-bi-li-yor.

"Benzeme" rahime DNA bulaşmasından!

Benzeme dediğimiz de bir bakıyorsunuz "sima" veya "renk" veya "boy-bos" benzemesi, bir bakıyorsunuz "karakter" veya "ses" benzemesi şeklinde olabiliyor.

Akıllara durgunluk veren olayı ilk Rus genetikçi Dr. Peter Gariaev, genetik araştırmalar yaptıkları cihazlara "DNA bulaşması" ile fark etmiş. Bir çalışmada cihazın potasına numune koyuyor. İşi bittikten sonra potayı temizliyor. Ama bakıyor ki, ilk numuneden kalan DNA izleri hâlâ mevcut. Bu defa cihazın potasını sıvı azotla temizliyorlar. Cihazla çalışmaya başlıyorlar. Her şey yoluna girmiş zannederken birkaç saat geçtikten sonra okuyucu lazer tekrar aynı DNA varlığını göstermeye başlıyor. 40 gün durmadan temizlik işlemi yapmak zorunda kalıyorlar.

Dr. Peter Gariaev bundan sonra şu sonuca varıyor: DNA zinciri sadece klasik anlamda madde değil, aynı zamanda biyomanyetik dalga saçıyor.

SARIŞIN RUS ÇİFTİN SİYAHİ ÇOCUĞU OLDU!

Dr. Garyaev'e göre “Kadın bedeninde hayatı boyunca kullanılacak sayıları 500-600 civarında olan bu yumurta hücreleri ilk cinsel ilişkide fiziki olarak çocuk dünyaya getirmese bile o ilk kişinin DNA siluetini - buna Hologram deniyor- şeklini hafızasına bulaşma yoluyla kaydediyor.

Dr. Garyaev kendi ülkelerinde rastladıkları örneği şöyle anlatıyor: “Rusya’da Slav ırkından karı-koca dünyaya siyah çocuk getirdi. Genetik testlere göre çocuk çiftindi. Derinlemesine bir araştırmaya girildiğinde kadının 10 yıl önce üniversitede Afrikalı bir erkekle kısa süreli ilişki yaşadığı ortaya çıktı”.

DNA nedir?

Deoksiribo Nükleik Asit veya kısaca DNA, tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. DNA'nın başlıca rolü o canlıya ait olan bilginin uzun süreli saklanmasıdır, diye biliniyordu ama, bu saklama işinin artık binlerce yıl bile devam ettiğini anlıyoruz.

DNA’yı bir döner merdiven olarak düşünün. Merdivenin sağında ve solundaki trabzanların şeker ve fosfat gruplarından, basamakların da baz çiftlerinden ( A-T/G-S ) oluştuğunu söyleyebiliriz. “Şimdi biraz daha hayal gücünüzü kullanıp DNA’nın bir ansiklopedi hayal edin. Bu eser, 4 harften oluşmaktadır. 4 harfin milyarlarca farklı kombinasyonundan, o kombinasyonların da yine trilyorlarca konbinasyonunudan, tekrar tekrar sonsuz kombinasyondan meydana geliyor. Bu harfler; Adenin (A), Timin (T), Guanin (G) ve Sitozin (C)' dir.

Varoluş ansiklopedimiz 46 ciltten (kromozomdan) oluşmakta ve bu kitabın 23 cildi annemizden ve diğer 23’ü ise babamızdan gelen kromozomlardan oluşuyor. 46 cilt diyoruz ama lazer okuyucular bile okumakla başedemiyor!

Kefen Hz. İsa'nın mı, değil mi, sorusu binlerce yıllık el izlerinin DNA'sı yüzünden çözülemedi.

DNA testleri, önceleri kan örneği ile başladı, daha sonra saç teli ve tükürükle de yapılır oldu.

Günümüzde "dokunma izi" ile bile genetik araştırma yapılabiliyor.

Tükürükle yapılan testler komik bir olaya sahne olmuştu. Bilim adamları bir grup insana kamera önünde en sevmedikleri "milletleri" sormuşlardı. Onlar da içtenlikle ve hatta öfkeyle nefret ettikleri milletleri sayıp döktüler. Sonra her birinden tükürük örnekleri alındı. Testler sonucunda, bu şahıslardan bazılarının soyunun sövüp saydıkları milletin bulunduğu coğrafyadan geldiğini ortaya koydu! Durum kendilerine bildirilince şoka girdiler.

BİNLERCE YILLIK KEMİKLERDEKİ KİMLİK

Biliyorsunuz, ilk Yenikapı'da, yakınlarda da Beşiktaş'ta yapılan kazılarda binlerce yıl önce İstanbul'da yaşamış insanların kemikleri bulundu. Bunların 5 bin ve 9 bin yıllık oldukları "karbon testi" ile anlaşıldı.

Artık binlerce yıl toprak altında kalmış kemiklerden DNA testleri ile soylarının oraya nereden geldiği tesbit edilebiliyor. Torino'da bir kilisedeki İsa'nın Kefeni olduğu iddia edilen keten kumaştan geçen yıl bilim adamları DNA örneği aldılar. Acaba Hz. İsa'nın mı, diye! Sonra Hz. İsa'nın kuzeni olduğu söylenen Yahya'nın Bulgaristan'da bir kilisedeki birkaç kemikle soyaçekim eşleştirmesi için DNA testi yaptılar.

Gelgelelim, kemiklerin yüzeyinden alınan örnekler şaşırtıcıydı. Çünki, birileri yakın zamanda, bazıları da asırlar önce bu kemiklere dokunmuştu! El izlerinin DNA'sından anlaşılıyordu.. Papazlar ise kemiğin dokusundan örnek almaya izin vermeyince çalışma tamamlanamadı.

 

 

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.