Okur Postası

Dualite, yani “her şey zıddıyla bilinir”

Gazetemiz okurlarından Ali Uyar, "Dualite, yani “her şey zıddıyla bilinir”" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Dualite, yani “her şey zıddıyla bilinir”
-

Yaşanılan şu süreçle birlikte, insan o kadar yalnız kalıp, kendi canının derdine düşüyor ki, mecburen “birey” (individual (kökü divide: bölmek, bölünmek)) bölüne bölüne, artık “daha fazla bölünemez” bir hale geliyor, getiriliyor. Böylece zavallı insan “tek”leşip “tekil”leşince, o zaman da bu durum, insanı “singularity”(tekillik) gibi şeytanî bir “yeni dünya düzeni”ne götüreceği gibi, aynı zamanda “dualite” nedeniyle, yani her şey zıddıyla bilinir kaidesince, doğrudan insanın normal zamanda uzun bir sürede belki de aracılarla ancak gelebileceği (Müslüman, Hıristiyan, Budist, ateist, bilimci, kozmosçu fark etmez) kendini “aydınlanmış” sayacağı bir seviyeye çok hızlı bir şekilde varabilmesini de sağlayabilecektir. Dijital yeni dünya düzeninin bize vaat ettiği muazzam “karanlık”, dualitenin doğası gereği, demek oluyor ki, aynı zamanda muazzam bir “aydınlanma”yı da vaat ediyor demektir.

“Klasik Din Algısı”; topluma, birarada olmaya, cemaate, birbirine temas ve “dokunma”ya dayanır, fakat “korona”; insanların cemaat olmasını doğrudan engellemektedir. Ve salgın sonrası da bu durum değişerek de olsa temel olarak devam edecek gibi gözükmektedir.

Günümüz gençliği esas olarak kendine “özel bir alan” talep ediyor. Bu alan içinde “özgürce” ve “dokunulmaz” bir şekilde yaşarken, ihtiyaç duyduğu iletişimi de teknoloji üzerinden “temassız” yapmak istiyor. İşte evvelemirde böyle bir alanın olabilmesi için, önce cemaat yapı ve davranışlarının olmaması gerekir. Tam da bu noktada korona, istedikleri özel alanları gençlere veriyor. Bu yüzden önümüzdeki süreçte, cemaat, tarikat gibi yapıların güç kaybedeceği bir dönem olacaktır.

En son hain FETÖ örgütünün yaptıklarıyla beraber, din algısındaki önemli katmanlardan olan tarikat, cemaat yapılarından uzaklaşılarak bir yol “deizm”e, diğer bir yol da aracıların ortadan kalkarak doğrudan “hakikat, hikmet, felsefe, aydınlanma”ya gidilen bir süreç başlamış gibi gözüküyor. Bu süreçte “irade”; cemaat, tarikat, şeyhten alınıp, yerlerini “şahısların özgür iradesi”ne bırakıyor. Kişilerin kendi inançlarını kendilerinin kuracağı bir sürece giriliyor. “Kutsal” olan herşeyin dibine kadar sorgulanacağı bir sürece giriliyor.

“Örgütlü Din”in çökmeye başladığı, insan ile inandığı şey arasında, ahiret-dünya dengesini dünya aleyhine bozan tarikat, cemaat, şeyh gibi aracı örgüt ya da kişilerin giderek azaldığı; sonuç olarak da kişi, inandığını (Allah, tanrı, bilim) doğrudan aklıyla bulabilme sürecine giriliyor. Ahiret-dünya dengesini dünya aleyhine bozan bu klasik tarikat ve cemaat sosyal yapıları yerine, ahiret-dünya dengesini yeniden oturtabilecek olan, daha özel amaçlı sosyal yardım ve kültür derneklerinin, STK’ların öne çıkacağı bir döneme girilmektedir. İnsanın Kur’an’la ve Allah’la arasında öyle ya da böyle, sonuçta engel olan bu yapıların ortadan kalmasıyla gariptir ama Kur’an’ın kendini doğrudan gösterebilme fırsatı, belki de hiç olmadığı kadar doğacaktır. Dualite çalışıyor.

Bir başka deyişle fıkıh, menkıbe, dille zikri esas alan cemaat ve tarikatlar zayıflarken, vahyi rehber alan, aklı öne çıkaran ve kadın-erkek dengesini kuran, yahut imanı önceleyerek, bunun için de ev evvel aklı muhatap alan cemaat ve tarikatlar yükselecek gibi gözükmektedir.

Tarikat ve cemaatlerin bu yeni döneme dair “yeni bir nefes” veya “yeni bir söylem”leri yoktur. Çünkü çoğu, taassup bataklığı içinde bocalayıp durmaktadır.

Klasik “din” algısı yıkılıyor, yerine “inanç” dönemi geliyor. Bunlar zaten vardı. Fark? İnanç demek bir şeye inanmak demek, yani bu “Allah” da olabilir, “tabiat” da olabilir, bir başka “gerçek kişi” de olabilir, bir “ideoloji” de olabilir. Kişinin inandığı şeyi doğrudan hissedeceği, bulabileceği, bunu da muhakkak “aklıyla yapacağı” bir dönem geliyor.

“Kurumsal din” sorgulanacak “bireysel din” yükselecek.

“Ödev yükleyen din” anlayışından “rahatlatan müdahalesizlik vaat eden din” anlayışına doğu gidilecek.

Bu süreç, aynı zamanda yeni bir “insan modeli” vaat ediyor. Bu modelin, insanın Müslüman, Ortodoks, Budist olmasına ihtiyacı yok. Bu aynı zamanda yeni dünya düzeninin “yeni dünya dini”ni de akla getiriyor. Bu durum “küresel merkeziyetçilik”i de akla getiriyor, para da buna dahil. Tefekkür, sorgulama, insanın kendine dönmesi, insanın kendinde cevheri  bulması, kendinde yücelmesi, kendinde evrileceği yeni bir düzen. Bu düzen, bir hocaya, rahibe ihtiyacın duyulmayacağı bir süreç. Tabi bu sürecin insanı “tanrı” yapması da, bilakis tam bir “kul” yapması da söz konusu olabilecektir. Dualite.

Diğer taraftan “yeni norm”, insanı zâhirî (ekzoterik) olarak dijital düzenin mutlak “köle”si yaptığı gibi, bâtınî (ezoterik) olarak da, teknolojinin ona vaat ettikleri sayesinde (herşeyi görmek, bilmek, duymak vb.) kişinin sanki bir “tanrı” gibi yüceldiği bir sürece de işaret etmektedir. Yani yine dualite vardır.

Bu yeni dönemde, “dijital tek dünya devleti” projesi için en kolay avlanacaklar: ateistler, laikler, LGBT, toplumsal cinsiyet eşitlikçiler, (insanın hakkından çok) hayvan hakları, (erkek düşmanlığı yaparcasına) kadın hakları, (insanı doğrudan düşman gösterircesine (meşhur Greta’nın söylemlerine bak) çevre-iklim, hümanizm  vs diyenler olacaktır. Bunlar zaten önlerine sunulan teknolojik her yeni şeye, daha en başta “süpermiş” dedikleri ve tüm bu yenilik ve icatları bilinçaltlarında “tanrıya karşı gelmek, tanrıyı sıkıştırmak”, “bak bunları tanrı değil biz yapıyoruz naber” diye bilinçaltlarına kodladıkları için (oysa bilakis tam da tanrı “ben gizil bir hazineydim, bilinmek bulunmak istedim” diyerek tam da aslında bunların yapılmasını istiyor) en kolay köleleştirilecek olanlar da işte bunlar olacaktır.

Zaten “dijitalizm”in ilk köleleri de ateistler olacaktır. Bunu şurdan anlayabiliriz ki, bugün dijital tek dünya devleti peşindekiler için laboratuvar ve showroom yeri hiç şüphesiz dünyanın en ateist ülkesi olan Çin’dir.

Peki neden Çin? Çünkü şeytanîlerin vaat ettiği yeni düzen, dinlerin olmadığı toplum vaat ediyor. Bu yeryüzünde şu anda buna en uygun yer, hiç şüphe yok ki Çin’dir. Çünkü adamlar zaten doğuştan dinsiz. Çin, çoktandır bu yeni düzene hazırlatılıyordu. Çin’in geleneksel inanç sistemi, Budizm, Konfiçyüs, Taoizm, insanın doğayla ve birbiriyle barışık(?) yaşayıp savunmada kalmasını salık veriyordu (tabi ki Myanmar’da Budistler müslümanları cayır cayır yaktılar). Çin, Komünizmle beraber, bilinçaltındaki bu kültürden de uzaklaşarak, şimdiki şeytanî planının tam da kaldıracı haline getirildi. Tabi bu projenin sahipleri siz “her neye inanıyorsanız” onu yok etmeye çalışırken, bir diğer taraftan da yok ettikleri yerine önce bilim ve teknolojiyi, sonra da doğrudan bilim ve teknoloji “kutsal” aleminin önce peygamberî bir temsilcisi olarak, bilahare de kendi yaptıkları “yapay bir tanrı” olarak Yapay Zeka (YZ)’yı koyacaklar. Tabi bu secde etmek şeklinde olmak zorunda değil. İşte bu düzeni bu kadar kısa bir zamanda, ne Avrupa’da ne de ABD’de kurabilirdiniz.

Salgın, “olmaz olmaz” denilen şeyleri “ol”durduğundan, yeni dönemde komplo denilen konulara kulak kabartılıp daha fazla konuşulacaktır.

En basitinden yıllarca tarım ve gıdanın önemi vurgulansa da, ilk kez bu salgın sayesinde devlet “ekilmemiş bir yer bırakmayacağız, gıda güvenliği birinci önceliğimiz” gibi yeniden doğuşu, bilinç yükselmesini hatırlatan şimdilik sözel bazda da olsa, bir durumu hatırlatıyor.

Her şey zıddıyla bilinir kaidesince, bu süreç, olanca sorgulayıcılığıyla beraber, bir o kadar da doğrudan vahiyle muhatap olmayı da vaat ediyor. Dualite işte.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.