Okur Postası

Enflasyona karşı mücadele oyunları

Gazetemiz okurlarından Süleyman Alp, “Enflasyona karşı mücadele oyunları” başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Enflasyona karşı mücadele oyunları

Süleyman ALP/İstanbul

Geçen aylarda, dolar kurunda yaşadığımız ani ve aşırı yükselişin akabinde, ülke olarak sert bir virajdan daha döndük. Ancak, iyi niyetli imalatçılarımız, marketçilerimiz, demir-çelik ve çimento üreticimiz, inşaatçılarımız, ekmekten kuru soğana oradan domatese kadar üreticimiz, kırtasiyeden mobilyaya kadar hemen her kalemdeki satıcılarımız, çok ciddi fedakârlıklarda bulunarak bu sıkıntılı dönemi atlattık!

Herkes kendi çapında fedakârca(!)  %30’lardan %300’lere kadar “halk için zam” yaptı. Netice de her şey halk içindi ve halk için yapılacak her türlü fedakârlığa da boynumuz kıldan inceydi. Domatesi, kuru soğanı ve her türlü sebze meyveyi (sanki) dolarla üreten üreticim, (sanki)  dolarla alıp satan kabzımalım çok ciddi bir özveride bulunarak %30’luk kur artışının akabinde, çoğu sebze ve meyveye %110’luk fedakarca bir zam yaptı! Bu büyük fedakârlık karşısında gerçekten çok duygulandık. Mobilya üreticim daha büyük bir fedakârlıkta bulunarak, onlar da zammını yaptı. Benim inşaatçım durur mu? Tabii ki onlar da bu fedakârlık yarışına girdiler ve halk için zam yarışına katıldılar.  Konut sattıktan sonra doymayan inşaat şirketlerine ikinci bir ek gelir olsun diye, “… Yönetim A.Ş” diye kurulan şirketler de, aidatlarını güncellediler. Belediyeler ise suskun ve “mevzuat bu şekilde” diyerek göz yumuyor nasıl olsa, siz de “vurun abalıya” gitsin. Gelelim, döviz patlaması sonrası bu kalender işadamlarımızın indirim oyununa. Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak, “halkın çıkmazlarını ve enflasyondaki ani artışı görerek”, haklı olarak fahiş zamların geri alınmasını ve esnaftan indirim yapmasını istedi.

İşte bizim çılgın esnafımızın fedakârlığı burada devreye girdi. Mobilyacım, ayakkabıcım, gömlekçim, inşaatçım televizyonlara reklamlar vererek indirim naraları atmaya başladı. %20’ler, %30’lar, %40’lar indirimler varmışmış da, yapılmışmış da falanmış da, filanmış... Siz insanları aptal mı sanıyorsunuz? Benim insanım; her şeyin fiyatını ay ay ve hafta hafta bilip hatırlıyor. Peki, siz niçin bu yalan dolana hâlâ devam ediyorsunuz?

Bütün ürünler üzerinde, ciddi ve gerçek indirimler yapılsa da ve dahası bu fiyatların indirim değil de, kalıcı gerçek fiyatlar olması daha güzel olmaz mıydı? Sizi gidi komik esnafım sizi, sizi gidi komik imalatçım sizi…

O sevmediğimiz, hep eleştirdiğimiz Amerika’da indirim yapıldığında insanlar niçin geceden sıraya giriyor biliyor musunuz? Çünkü gerçek indirim yapılıyor ve o meşhur Amerikan malı telefonu dahi 200-300 dolara alma şansınız oluyor. Bizde ki indirim anlayışı ise; “önce bindir, sonra indir”...  Esprili ve biraz da sert eleştirilerle dolu bir giriş olduğunun farkındayım, lakin lütfen kimse alınıp, kusura bakmasın. Tek amacım, yokluk ve yoksullukla mücadele eden halkıma yardım edebilmek, onların sesi olabilmek.

Biz, “komşusu aç iken tok yatmaktan ar eden ve iman dolu mücadeleler veren bir ümmetiz.” Savaşta ve barışta el ele, omuz omuza olmamız gerekirken, sadece savaş zamanlarında el ele tutuşuyoruz. Genişlik zamanlarda ise birbirimizi ezmek için, yemek için fırsat kolluyoruz. Trafikte, yolda, camide, bankada hoşgörüsüz olduğumuz gibi, ekonomide de anlayışsız ve vicdansız olduk. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıyor, hiç ölmeyecekmiş gibi insanları ezip geçiyoruz.  Lütfen halkım, lütfen güzel milletim, biraz daha hoşgörülü ve vicdanlı olalım. Birbirimizi sevelim, birbirimizi kollayalım. Güçlünün güçsüzü ezdiği değil, sahip çıkıp, koruyup kolladığı bir ülke olalım. Temel prensibimiz yüksek kazanç değil; makul ve mantıklı, insani sınırlar içinde, helal kazanç olmalı. Unutmayalım, ülkede evine kuru ekmek alırken dahi bunun hesabını yapan insanımız varken, yokluk ve yoksullukla mücadele eden insanlar çok ciddi bir oranda artmışken, hepimiz çok daha dikkatli ve vicdanlı yaşamalıyız. Gerçekten halkın lehine sürekli ve devamlı satışlar yapan dürüst, sevecen ve babacan tüccarlarımızı özledik.

Bizler bu ülkenin ayrı birer rengi, güzel birer yapı taşlarıyız. Bu ülkede hep birlikte varız ve hep birlikte daha ileri gitmeliyiz. Dünyada harcadığımız vakitten çok daha fazlasını ahir ömrümüzde yaşayacağımıza inanan bir millet bir ümmet olarak, oradaki sonsuz ve sınırsız yaşamımızı bu dünyadaki çok kısacık ve sınırlı menfaatler için tehlikeye atmayalım. Yüce ayet gereği, kimseye bir dirhem haksızlık yapılmayacağı bir günden korkup sakınalım.

Ayrıca, ülkemiz üzerinde uzun yıllardan beri hedef ve idealleri olan yabancı ülkelerin, halk içindeki “ekonomik makasın daha da fazla açılmasını”, istediklerini bilmek gerek. Düşmanlarımızın sadece Osmanlı ve eski dönemlerde kaldıklarını zannetmeyin. Onların demokrasi, özgürlük naralarına da asla aldanmayın.

Ülkeyi ayakta tutmak sadece devletin ve hükümetin değil, bütün halkın ortak görevidir, çünkü devletler onu seven halklarıyla var olurlar. Vatandaş vicdanlı ve adil olacak, devlet de aynı şekilde vicdanlı vergiler ve adaletli bir yönetimle sistemi ayakta tutacak. Şunu unutmayalım; devlet halk için vardır ve halkın birlikteliği de, devleti oluşturur. Üç beş kişinin süslü masalarda oturup aldıkları yetki ve mevkilerle, “ben devletim” demelerine, hadlerinden büyük konuşmalarına asla mahal vermeyin, çünkü en büyük devlet halkın ta kendisidir. Kendini devlet zannedenleri 15 Temmuz darbe girişimi gecesinde gördük ve Cumhurbaşkanımızın dediği gibi bu tarz tehlikelerin tekrarının da uzak olmadığını bilmek gerek.

Sonuç olarak; imalatçımdan, pazarlamacımdan, satıcımdan ve herkesten öncelikle de devlet yönetimindeki arkadaşlarımdan ricam, doların bahane edilerek aşırı zamlar yapılmamasını her kesimin, gelecek için “elini taşın altına koymasını” istiyorum. Aksi takdirde çok kişi ezilir gider ve bunun hesabını, hiç birimiz veremeyiz “hem dünyada hem ilahi nizamda”.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.