Tarih

Girdiği 100'den fazla savaştan hiçbirini kaybetmedi! Muhteşem komutan

Tarihte bugün; insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından biri olan Hz.Peygamberimiz (a.s.)’ın “ Seyfullah = Allah’ın Kılıcı” olarak nitelendirerek övdüğü sahabei kiramın büyüklerinden Hz.Halid Bin Velid (r.a.)’ın müslüman oluş yıl dönümüdür. İşte o büyük komutanın hayatı ve mücadelesi...

Girdiği 100'den fazla savaştan hiçbirini kaybetmedi! Muhteşem komutan
-

Tarihte bugün (31 Mayıs 629) Hz.Halid bin Velid (r.a.), 590 senesinde dünyaya geldi. Annesinin adı Lübabe, babasının adı Mahzum kabilesinden Velid bin Muğire'dir. Ailesi askeri konularda uzmanlaşmış, imtiyazlı bir Kureyş kabilesi olup kendisi de çok iyi bir askeri eğitim alarak yetişmiştir.

Müslümanların müşriklerle ilk savaşı olan Bedir Savaşı’nda (13 Mart 624) katılmayan Halid bin Velid, Uhud Savaşı'nda (25 Mart 625) ilk kez Müslümanlara karşı savaşmıştır. Bu savaşta emrindeki süvarileri Müslümanlara arkadan saldırabilecek şekilde konumlandırmıştır.

Buna karşılık Hz. Muhammed (a.s.) bu atlıların yolunu savunmaları için elli okçuyu görevlendirmiştir. Savaşın başında Müslümanların üstün gelmeleri ile okçular yerlerini terk etti. Bunun üzerine Halid fırsatı değerlendirip Müslümanlara arkadan saldırdı. Bu hareketiyle Halid bin Velid savaşın seyrini değiştirmiş ve Müslümanlar ağır kayıplar vermiştir. Bu savaştan sonra Hendek Savaşı'nda (627) Kureyş ordusunun süvari birliği komutanı olarak son defa Müslümanlara karşı savaşmıştır.

Kardeşinin İslam'a davet mektubunu okuyunca Müslüman olmaya karar verdi

Bu büyük komutan, Mekkeli müşriklerle müslümanların yaptıkları tarihi bir barış antlaşması olan Hudeybiye Antlaşması'ndan (628) sonra daha önceden Müslüman olan kardeşi Velid aracılığıyla İslam ile şereflenmiştir. Kardeşinin islama davet mektubunu okuyunca müslüman olmaya karar veren Hâlid b. Velîd, Osman b. Talha ve Amr b. Âs ile birlikte (31 Mayıs 629) tarihinde Medine’ye gitti. Mescid-i Nebevî’de Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın huzurunda kelime-i şehâdet getirerek müslüman oldu. Bunun üzerine Resûlullah, “Seni doğru yola ulaştıran Allah’a hamdolsun! Seni yalnızca hayra ulaştıracağını umduğum bir aklın olduğunu biliyordum” buyurdu.

Hz.Muhammed Aleyhisselam Gassani yönetimindeki Suriye'ye bir elçi göndermişti. Gassaniler Hristiyan Araplardı. Elçi, Bizans imparatoruna İslamiyet çağrısı yapan bir mektup taşıyordu. Fakat Mute yakınlarında elçinin yolu kesildi ve elçi katledildi. Haber Medine'ye ulaştığında Hz.Halid bin Velid (r.a.) oldukça öfkelendirdi. Bunun üzerine Gassaniler üzerine bir sefer düzenlenilmesine karar verildi.

Mute Harbine (Eylül 629) sebep olan bu Seferde ki - onun müslüman olarak katıldığı ilk savaştır - Hz.Muhammed Aleyhisselam, Zeyd bin Harise (r.a.)’ı ordunun başına komutan olarak atamıştı. Zeyd ölürse, komuta Cafer bin Ebu Talip (r.a.) ve eğer o da ölürse, komuta Abdullah bin Ebu Revaha (r.a.)’a geçecekti. Eğer üç komutan da ölürse aralarından seçecekleri kişi komutan olacaktı. İşte o savaşta her üç komutan da şehit olmuş ve komutayı Hz.Halid Bin Velid (r.a.) almıştır.

O gün elinde tam 9 kılıç parçalanan Hz.Hâlid (r.a.) bu fırsatı da değerlendirerek kendisi de düşmana his­settirmeden orduyu geri çekti. Bu siyâsî manevra, onun askerî dehâsını perçinleyen ikinci bir hareket oldu. Böylece iki ordu yenişemeden savaşı bırakmış olarak geri çekilmişlerdi. Hz.Hâlid, fazla bir zâyiat verdirmeden orduyu Medîne’ye getirdi. Yedi gün süren savaşta şehît olanların sayısı on dörttü. Düşmandan öldürülenler ise pek çoktu.

İşte bahsettiğimiz bu Mûte Harbi, ehl-i kitâbdan olan Hıristiyanlarla yapılan ilk İslâm harbi oldu. 3.000 kişilik bir îman ve inanç ordusu, 100.000 kişilik bir bâtıl güç karşısında aslanlar gibi dikilmiş ve savaşmıştı.

Bir sene sonra 11 Ocak 630 tarihinde Müslümanlar Medine'den ilerleyerek Mekke üzerine doğru yola çıktı. Hz.Halid bin Velid, süvari birliğinin komutanı olarak ordusu ile şehre girerek fethi böylece tamamladı. Sonraki senelerde ise Hz.Peygamberimiz Aleyhisselam henüz hayatta iken Huneyn Muharebesine ve Taif kuşatmasına katıldı. Hz.Hâlid b. Velîd’in Resûlullah’ın emrinde katıldığı son gazve ise 630 senesinde gerçekleşen Tebük Gazvesi olmuştur.

"Hâlid Allah'ın Kılıcıdır"

Hz. Muhammed aleyhisselam onun hakkında "Hâlid Allah'ın Kılıcıdır" buyurmuştur. Yine Halid hakkında: "Halid bin Velid'e gelince, o her şeyini sizin için vermiştir, nesi var nesi yok harplerde Allah yolunda sarfetmiştir." buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Sünen, I, 163).

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in vefatından sonra halife seçilen Hz.Ebu Bekir (r.a.) yeni doğan dinde başlayan dönme ve isyan hareketlerinin önüne geçebilmek için Hz.Halid Bin Velid'i çeşitli seferlere göndermiştir. Ridde Savaşları olarak geçen bu seferde aldığı başarı ve galibiyetlerden sonra Hz.Ebu Bekir (r.a.), “Analar Halid gibisini doğurmakta acizdir." sözüyle onun ne kadar büyük bir kahraman olduğunu hem de bir peygamber diliyle ifade buyurmuşlardır.

Arabistan yarımadasında huzur ve güvenin sağlanmasından sonra Hz.Ebu Bekir (r.a.), Hz. Muhammed (s.a.v.)’in İslamiyeti yaymak için gösterdiği gayreti devam ettirerek Hz.Halid Bin Velid (r.a.)’ın oluşturacağı 18.000 kişilik bir islam ordusunun başında, Sasanilerin denetimi altındaki Mezopotamyaya sefere gönderir.

Hz.Halid, 633 senesinde bu bölgede Sasani ve Hristiyan Araplarla yaptığı Zincirler Muharebesi, Walaja Muharebesi ve Ullais Muharebesi'nden galibiyetle ayrılmış, el-Hira'daki (şimdiki Necef) kaleyi fethetmiş, bölgenin İslamiyet'le şereflenmesini sağlamıştır.

Bu büyük mücahit ve muhteşem komutan, Ordusunu Haziran ayında dinlendirdikten sonra Anbar Kalesini kuşatmış, şiddetli direnişle karşılaşmışsa da Temmuz ayında kaleyi teslim almıştır. Sonrasında Sasanilerin vasalı olan göçebe Arap kabileleriyle yapmış olduğu Ayn el-Tamr Muharebesiyle onları geri püskürtmüştür.

Hz.Halid Bin Velid (r.a.) göstermiş olduğu başarılarla Mezopotamya'nın büyük bir bölümünü kontrol altına almıştır. Onun bu başarılardan memnun olmayan Sasani Kisrası (hükümdarı) III.Yezdigirt, bölgeye takviye kuvvetler göndererek Müslümanları durdurmayı amaçlamıştır.

Sasani ordusu Fırat nehri kıyısındaki Hanafiz, Zumail, Saniyy ve Muzayyah bölgelerinde kamp kurdu. Böylesine büyük bir orduyla tek seferde baş edemeyeceğini anlayan Hz.Halid (r.a.) mevcut ordusuyla kamp kurmuş olan düşman birliklerine karşı gece baskını yapmaya karar vermiştir. Koordineli saldırılarla yapmış olduğu Muzayyah Muharebesi, Saniyy Muharebesi ve son olarak Zumail Muharebesiyle Sasani ordusunu imha etmiştir.

Bu muharebelerde büyük başarılar elde eden Hz.Halid Bin Velid (r.a.) Sasani İmparatorluğu'nun güney ve batısındaki ordu bakiyelerinin neredeyse tamamını yok ederek başkent Tizponu’yu savunmasız bırakmıştır. Sasani başkentine doğru sefer düzenleyerek bu işe de son noktayı koymak istiyordu.

Fakat Sasani hükümdarı, Doğu Roma (Bizans) İmparatoruyla anlaraşak büyük bir orduyla üzerine geldiğini öğrenince bu kararından vazgeçti. Sasani hükümdarı III.Yezdigirt, Doğa Roma imparatoru Heracliusa gönderdiği mektupta; baş edemediği Halid Bin Velid'e karşı birlikte hareket etmeyi önermiş, sıranın kendi İmparatorluğuna da geleceğini bildirmiş ve aralarında asırlardır devam eden düşmanlığa da son vermeyi teklif etmiştir.

İmparator Heraclius da bu teklifi kabul ederek Sasanilerle birleşmek üzere Suriye'den destek birlikler göndermiştir. Oluşturulan ordu Hz.Halid'in üzerine gönderilmiş ancak Firaz Muharebesinde Müslüman ordusu tarafından ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Bu son savaşla birlikte Mezopotamya'nın kontrolünü tamamen eline alan Hz.Halid, ordusunu dinlendirdikten sonra Tizpon yolu üzerinde bir kaleyi kuşatmaya gideceği esnada Halife Hz.Ebu Bekir (r.a.)’dan aldığı mektupla, Doğu Roma (Bizans) orduları üzerine yürümek için Suriye cephesine gönderilmiştir.

Hz.Hâlid, Bizans İmparatoru Herakleios’un kardeşi Theodoros kumandasındaki 80.000 kişilik ordu ile yapılan ve müslümanlara Filistin ve Suriye kapılarını açan 30 Temmuz 634 tarihinde yapılan Ecnâdeyn Savaşı’nda büyük bir zafer kazandı Bozulup Fihl’e kaçan Bizans ordusunu takip eden Hz.Hâlid 23 Ocak 635 tarihinde vuku bulan Fihl Savaşı’nda da Bizanslıları mağlup etti.

Hz.Ömer (r.a.), Hz.Halid bin Velid'i başkomutanlıktan azlettiği mektubu Yermuk Muharebesi (15 - 20 Ağustos 636) devam ederken orduya gönderir. Mektupta Hz.Halid başkomutanlıktan azledilir, yerine Hz.Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.) başkomutan olarak tayin edilir. Savaş sırasında mektup Hz.Ebu Ubeyde'ye ulaşır. Bu haber askerlerin moralini bozabilir endişesiyle Hz.Ebu Ubeyde mektubu saklar. Savaş bittikten sonra da mektubu Hz.Halid'e gösterir. O büyük komutan da hiç kırgınlık yaşamadan emre itaat edip yeni komutanın emrine girer.

Hz.Halid bin Velid (r.a.), 642 senesinde Humus'ta hastalanarak vefat etti. Hz. Muhammed aleyhisselam tarafından Seyfullah (Allah'ın Kılıcı) ismi verilen Halid, Suriye ve İran'ı üç sene gibi bir süre içerisinde İslam devletine bağlamıştır. Yaşamı boyunca 100'ü aşkın savaşta yer almış ve bu muharebelerin hiçbirini de kaybetmemiştir.

O, Müslümanlığından önce ve Müslümanlığından sonra bütün bir ömrünü at üzerinde savaş meydanlarından geçirmiş ve vücudunda kılıç ve ok yarası olmayan tek bir yer kalmamıştı. Fakat bu bu büyük bahadır ve muhteşem komutan, Hicret’in 21. yılında, bugünkü Suriye’nin Humus bölgesinde hastalandı. Yatağında yatar vaziyette ahiret yolculuğuna hazırlanırken ağlıyordu. Bütün ömrünü cenk meydanlarında at kişnemeleri ve kılıç şakırtıları arasında geçiren bu aziz komutan gözyaşları içindeydi.

Bu esnada yanında bulunan silah arkadaşlarına seslenerek kılıcını istedi. Kılıcının kabzasını tutarak, tüm içtenliğiyle onu okşadı. Sonra kılıcına eğilerek kulağına bir şeyler fısıldadı: “Nice kılıçlar parçalandı elimde. İşte, sen, benim ölümümü görecek olan son kılıcımsın. Beni böylesi mahzun eden, hayatı hep savaş meydanlarında geçmiş, yatak yüzü görmemiş bu Hâlid’in, yatakta ölüyor olması.” “Ey ölüm” diye seslendi Hz.Hâlid bin Velid, “Seni her zaman, harp meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken, şehit olmak için bekledim.” Onca duasına rağmen, ölüm onu cenk meydanında bulmamıştı.

Son demlerinde dudaklarını kıpırdatarak şöyle diyordu: “Şu kadar savaşta bulundum. Vücudumda kılıç, mızrak, ok yarası bulunmayan bir tek karış yer yoktur. Fakat görüyorsunuz ki, develer gibi yatağımda ölüyorum. Korkaklar dünyada rahat yüzü görmesin!” Takati iyice azalan Allah’ın Kılıcı, Yermük Savaşı’nı hatırlayarak buyurdu:“- Ah Yermük günü! İnsan kanlarının vâdide sel gibi aktığı Yermük! Şiddetli bir kırağının olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altında gecelediğimi unutamıyorum. O gece Muhâcirlerden kurulu akıncı birliğimle baskın yapmak için sabahı zor etmiştik. Ah Yermük harbi! Üç bin yiğitle, yüz bin kâfire karşı zafer kazandığımız Mûte’yi bile unutturdun! Ey yakınlarım! Cihâda sarılın! Bu topraklar ancak cihâd etmekle korunabilir. Yermük, Rumlarla yaptığımız ilk büyük savaştır. Bundan sonra, daha nice savaşlar birbirini takip edecektir. Sakın gaflete düşmeyin! Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, Allah Allah nidâlarıyla insanlara dar gelen Yermük Vâdisi’nde hissediyorum. Vallahi Rabbimden, beni her gazâda diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim.”

İyice kuvvetten düşen Hz.Hâlid bin Velid (r.a.) “Beni ayağa kaldırın!” diye buyurdu. Bir müddet sustuktan sonra, “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın” diyerek tekrarladı sözünü. Yanındakiler koluna girerek, koca komutanı ayağa kaldırdılar. Hz. Hâlid bin Velid son sözlerini söylüyordu: “Beni bırakınız! Şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın. Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım. Öldüğüm zaman, atımı, savaşta tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz! Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim. Mezarımı, bu kılıcımla kazınız! Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alır.”

Bu sözlerden sonra yatağına doğru uzandı ‘Seyfullah’. Kelime-i Şehâdet getirdi ve dostların en büyüğü olan Allah’a kavuştu.

Hz.Hâlid bin Velid (r.a.) Hz. Peygamber Aleyhisselam’dan 18 hadis i şerif rivayet etmiştir. Ona nisbet edilen “mirseb, edlak, kurtubî” adlı üç kılıç Topkapı Sarayı Müzesi’nde muhafaza edilmektedir.

Velhasıl; günümüzde de islam ümmetinin Hz.Halid Bin Velid (r.a.) gibi bahadırlara ve kahramanlara ihtiyacı var. Duamız ve ümidimiz odur ki çok zor bir süreçten geçtiğimiz şu devirde rabbimiz böyle muhteşem mi muhteşem kahramanları bu ümmete tekrar lütfeyler. Mekanın Firdevs’i Âlâ olsun insanlık tarihinin unutulmaz mücahidi ve yeri doldurulamaz muazzam bahadırı!

Bir sonraki makalemizde görüşmek üzere ALLAH (C.C.)’a emanet olunuz!

Bilgiler Av. Mustafa TAŞBAŞI tarafından derlenmiştir...

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.