Okur Postası

HDP’ye oy verenler, şimdi ne hissediyorlar?

Gazetemiz okurlarından Ahmed Selim Işıcık, "HDP’ye oy verenler, şimdi ne hissediyorlar?" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

HDP’ye oy verenler, şimdi ne hissediyorlar?
-

Ahmed Selim Işıcık

50 kadar anne, bir aydan beri türlü zorlukları göğüsleyerek HDP binasının önünde oturmuş, ağlıyor, inliyor ve kaçırılan çocuklarını istiyorlar. Bu miktarda anne, birkaç sene önce de böyle oturmuşlardı. Fakat, HDP, onları anlamak ve dertlerini dinlemek yerine, o yaslı ve gariban annelerin üzerine tazyikli su dökmüş, küfür ve tehditlerle  onları dağıtmıştı. Devletin müdahalesi olmasa, şimdi de aynı şeyi yapacaklardı. Bu sefer kovamasalar da, yine dişlerini gösterip düşmanca homurdanıyor ve tehditler savuruyorlar. Şimdiki anneler ve o zamanki anneler ve evinde derdini içine döken benzeri on binlerce anneler Kürttürler. HDP de Kürtlerin hakkını savunmak(!) propagandasıyla Kürtlerden oy almıştır.

Bu propagandanın aslı olsaydı, HDP bu annelerin kandırılmış ve kaçırılmış çocuklarını istemelerini bir hak görüp yanlarında yer almayacak mıydı? Yoksa, bu hak değil midir? O zaman söyledikleri  hak nasıl bir şeydir? Zaten, hak mak derken,  hiçbir zaman onun ne olduğunu açıklayamamış ve tarifini yapmamışlardır. Çünkü, gündemlerinde böyle bir şey yoktur, olmayan bir şeyin tarifi ve tanımı da yapılamaz. Hak dedikleri olsa olsa şudur: Kürtler onların ikbali için ölecekler, onlar da bunların kanı ve cesedi üzerinde  saltanat süreceklerdir. Nitekim, bir ölçüde bunu başarmışlar da. Kürtler ölürken, anneler yas tutup ağlarken onlar,  bu sayede mevki ve makam sahibi olmuşlardır. Kürtlerin önüne de tuzak yemi kabilinden bir hak lafı  koymuşlardır. Fakat, ne çare ki, bir kuru lafa inanacak kadar saflık gösteren Kürtler onların oyununa gelmişlerdir. Şeytanın binlerce olan oyun, hile ve yalanlarını bilmeyen bu saf insanlar şunu düşünmüşlerdir: Kürtler Kürtlerin derdini daha iyi anlar, bunlar yönetimi ellerine geçirirlerse, Kürtlerin derdi, sorunu, çilesi bitecek. Çünkü, derdi olan, yöneticinin makamına engelsiz ve sıkıntısız çıkıp derdini bütün detaylarıyla Kürtçe anlatacak ve kendisi henüz daireyi terk etmeden, sorunu  çözülmüş, dediği yapılmış olacak. Eh, bundan daha iyisi can sağlığı! Can sağlığı ne ki, bunun yanında! Fakat işte, bu düşüncenin nasıl bir ham hayal olduğu, söylenenlerin büyük bir yalan ve çirkin bir tuzak olduğu ortaya çıktı.

Bu yalanda bir parça gerçek bulunsaydı, Türkler değil, HDP mensupları ve milletvekilleri gelip Kürt annelerin yanında oturacak, onlarla birlikte ağlayacak  ve onların sorunlarını çözene kadar yanlarından ayrılmayacaklardı. Var mı böyle bir şey? Yok. Bunlar bunun yerine,  annelere kin kusuyor ve onları tehdit edip üzerlerine vaktiyle tazyikli su sıktıkları gibi, “gençlerini“ süreceklerini söylüyorlar. Buna karşılık, bu biçarelere yine iman kardeşliği hissiyle Türkler sahip çıkıyor ve onları Kürt kardeşlerinin (!) saldırılarından koruyorlar. Halbuki, HDP ve PKK propagandasına göre, bunlar Kürtlerin düşmanıydılar.

Yalan göz kamaştıran temmuz güneşi gibi ortaya çıkmışken, şimdi muhasebe zamanıdır. 

Vaktiyle PKK’ya inananların ve HDP’ye oy verenlerin yaptıkları hatayı görmeleri ve  bundan dolayı Allah’tan af dilemeleri lazımdır. Çünkü,  bunları destekleyip  güçlendiren  ve 40 seneden beri on binlerce  anaları ağlatmalarına ve denizler kadar masum kanı dökmelerine kendileri sebep olmuşlardır. Halbuki sebep olan da fail hükmündedir. Bütün hukuk sistemlerinde de,  Allah’ın dininde de bu böyledir. Onun için Kur’ân-ı Kerim’de  şöyle buyrulmuştur: “Hayır ve takvada yardımlaşın, fakat günah ve zulümde yardımlaşmayın.” (Maide, 2), “Zulmedenlere yanaşmayın. Yoksa, onları yakacak olan ateş sizi de yakacaktır.” (Hud, 111) Buna göre, bunlar bu büyük suç ve günaha ortak olmuşlardır. Bu ortaklık, onların-varsa- bütün amel ve ibadetlerini alıp götürdüğü gibi, imanlarını da götürebilir. Bunlardan bazısının namaz ve niyazlarına, takke ve sakallarına ve hatta hocalık sıfatlarına rağmen, kâfirler gibi düşünmeleri ve kâfirler gibi konuşmaları da bundan dolayıdır. Bunlardan birisine, ”İslâmiyet ümmet dinidir, Kur’ân ırkçılığı reddetmiştir“ dedim. Vaktiyle, İslâmiyet, Kur’ân deyip duran bu adam bana, “Kur’ân’ı bırak!” dedi.

Özetlersek; annelerin bu ciğer yakan çıkışı her türlü yalanı yıkmış ve ölüm uykusunda olmayan herkesin  gerçekleri görmesini  zorunlu hale getirmiştir. Her şey böyle olduğu gibi ayan beyan ortaya çıkmışken, hala,  yalanların ve ham hayallerin etkisinde kalmak, mahşere kadar  ölmüş olmak  anlamına gelecektir.

Bu böyledir, ancak, Kürt halkını Kürt davası tuzağı ve Kürtlük maskesiyle  belalara sürmekten, bu halkın geleceği olan yüz binlerce evladını ölüme götürüp yok etmekten başka bir iş yapmayan ve bir işe yaramayan vicdansızlar, yine pes etmiyor ve  Kürtlerin aklıyla oynamaya devam edip lagalugalarla gerçekleri örtmeye ve saptırmaya çalışıyorlar . Yahu! Bu çileli analar (Kürtçe dadılar, dayılar), kendilerinden izinsiz ve habersiz bir şekilde aldatılarak veya zorlanarak ölmeye götürülen  öz evladlarını istiyorlar?

Dünyada bundan daha tabii, daha doğal ve daha haklı bir istek olabilir mi?

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.