15 Temmuz

İhanet gecesi ‘zaman’ durmadı!

Yeni Akit Gazetesi Yazıişleri Müdürü ve Yayın Kurulu Genel Müdürü Mehmet Duvarbaşı, FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişiminin 3. yıl dönümüne ilişkin bir yazı kaleme aldı.

İhanet gecesi ‘zaman’ durmadı!
-

Dershane düzenlemesi ile başlayıp, 17-25 Aralık yargı darbesiyle devam eden ve MİT TIR’ları ihaneti ile iyice ayyuka çıkan Fetullahçı Terör Örgütü gerçeği sonrasında, devletin bütün damarlarına sızan, yargının içinde hücrelenen, TSK ve Emniyet bünyesinde ahtapot gibi yayılan bu alçak yapılanmayı çökertmeye yönelik bir dizi adımlar atıldı.

Bu adımlardan biri de yayınları ile halkı zehirleyen, devlet-millet düşmanlığı sergileyen, iktidarın altını oymak için iç ve dış odaklarla sinsi işbirlikleri yapan FETÖ’cü medyanın fişini çekmek için harekete geçmek olmuştu. Bu kapsamda TMSF önce Bugün ve Millet gazetelerine kayyım atamış, ardından da bunu Samanyolu TV, Cihan Haber Ajansı ve ihanet şebekesinin en büyük yayın organı Zaman takip etmişti.

Zaman’da yolculuk

İşte tam da bu dönemde, ailevi sağlık sorunları sebebiyle gazetem Akit’ten ayrılmak zorunda kalmış, zorlu iki ameliyat geçiren ve akabinde enfeksiyon teşhisi konulup antibiyotik tedavisi sebebiyle hastanede yatmakta olan eşim ile ilgileniyor, yanından ayrılamıyordum. 21 günlük enfeksiyon tedavi sürecinin henüz 15. gününde idik ki, hastane odasında çalan telefonumu alıp kendimi dışarıya attım. Arayan Akit Gazetesi Haber Müdürü, sevgili dostum Kenan Kıran idi. Selam ile başlayan ve hastane sürecini içeren kısa bir muhabbetin ardından, “Mehmet Abi, beni arayıp kayyım atanan Zaman gazetesinin başına geçmemi istediler. Ekrem Dumanlı ve ekibi malum kaçtı gitti ama içerisi malum hâlâ Gülenciler ile dolu. Hem onlarla mücadele edebilmek hem de gazetenin mutfak işleri için sana ihtiyacım var. Sen ‘tamam’ dersen kabul edip başlayacağım” dedi. Ben içinde bulunduğum sıkıntılı süreci ve eşimin hâlâ tam olarak sağlığına kavuşamadığını ifade ederek bu teklife sıcak bakmasam da kadim dostumun ısrarları üzerine, “Peki ama günde sadece 5 saat sana yardımcı olabilirim. Sonrasında eşimin yanına dönmem gerekir” diyerek Zaman’da yolculuğa start verdim.

Gülen’in muhbir tayfası

İşe başladığım ilk gün gazeteye atanan 3 kayyım ile tanışmanın ardından yazı işleri ekibi ve editörler ile ilk toplantıya girdim. Firari Dumanlı ve gazetenin büyükbaşları çekip giderken gazeteyi tarumar etmiş, yüklü tazminat ödemeleri ile kasayı tam takır bırakmıştı ama editör, yardımcı editör, sayfa sekreteri gibi elemanlarını ortada bırakıvermişti. Kimisi kendilerine verilen görev gereği, kimisi de ekmek mücadelesi sebebiyle Zaman’ı birden terkedememişti. İlk toplantıda meraklı gözlerin üzerimde olduğunu hissettim. Toplantı sonrasında sağımdan solumdan yağan sorular, bu hissimde haklı olduğumu ortaya koydu. Aralarında Kenan Kıran’ı ve beni tanıyanlar vardı ama çoğunluğu nereden geldiğimizi, daha önce kimler ile çalıştığımızı merak ediyorlardı. “Mehmet Bey hayırlı olsun. Daha önce hangi gazetelerde bulundunuz ve ne görevler yaptınız” diye seslenen bir şahsa, “Yeni Şafak ve Vakit/Akit gibi gazetelerde çalıştım. Bu yeterli sanırım” şeklinde verdiğim cevap çoğu cemaate gönül vermiş editoryal tayfa içinde homurdanmalara sebep olmuştu.

Temizlik ve 80’ler ruhu

Evet, Zaman macerası böylece başlamış ve eşimin de hastaneden sağlıklı bir şekilde taburcu olmasıyla kendimi, “kayyım-yeni ekip-cemaatçi ekip” sarmalının ortasında bulmuştum. Göreve “Yayın Koordinatörü” sıfatıyla başlasam da çalıştığım her gazete olduğu gibi birinci sayfayı yapma işi yine bana kalmıştı. İçeride resmen soğuk bir savaş yaşanıyor, FETÖ’cü ekibin artıkları yeni ekibin işlerine takoz koymak için ellerinden geleni yapıyordu. Bizler de tabii ki boş durmuyor, gece 12’lere kadar mesai harcayıp gazeteyi ihanet matbuatı olmaktan çıkarıp, milletin yayın organına dönüştürmek için çalışıyorduk. Her geçen gün ya Dumanlı ekipten birileri bir bahane bulup işi bırakıyor, ya da biz kendilerine teşekkür edip gazete ile ilişiklerini kesiyorduk.

Gazete bir yandan FETÖ’cü tayfadan arındırılırken diğer yandan da 1980’li yıllardaki ruhu yakalamak, gerçekten halkın gazetesi olmak için bir dizi hamleler yapıyorduk. Derleme bir ekiple, zor maddi şartlar altında iyi bir gazetecilik örneği sergileyen ekip, İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırıdan 6 yıl sonra tazminat ödemeyi kabul etmesini ve üzgün olduğunu dile getirmesini, “…Ve otorite boyun eğdi!” başlığıyla vererek, terör devleti için “otorite” diyen Gülen’e kendi yayın organı olarak bilinen Zaman’dan ilk yumruğu atıyordu.

Tirajın canlandığı, yazı işleri ve teknik ekip ayağının cemaatçi tayfadan büyük oranda arındırıldığı bir süreç yaşanıyor, gazete yeni logosu ve yeni yayın politikası ile dikkat çekmeye başlıyordu.

Allah’a emanetsiniz

Ve o gece… 15 Temmuz günü de her zamanki gibi yoğun bir mesaiden sonra saat 21.00 gibi eve gitmiş, yorgunluğumu atmak için biraz uzanmıştım ki, eşimin “Bir şeyler oluyor. Asker köprünün bir ayağını kesmiş, geçişlere izin vermiyormuş” sözüyle yerimden fırladım ve direkt televizyona odaklandım. Saat 21,35 sularıydı ve hakikaten köprüde hiç de hayra alamet olmayan bir hareketlilik vardı. Önsezilerim ‘birileri darbe için düğmeye bastı’ derken, sağduyulu tarafım “yok canım köprüde yaşanan bir sorun ile ilgilidir bu durum” diyordu. Birkaç arkadaşı aradım, kimse olup bitenin ne olduğunu tam olarak bilmiyor ama herkes dilinin altında bir yerde “darbe” ifadesini saklıyordu.

Hemen kalktım, tekrar üzerimi giyindim. Eşim, “Dur canım nereye? Dışarıda durumlar kötü olabilir, ne olur bir yere gitme!” dese de onu alnından öpüp, “Gitmem lazım canım. Bugün evde durulmaz. Çocuklarım önce Allah’a sonra sana emanet” diyerek kapıyı çekip çıktım.

3 kez yol değiştirdim

Gazeteye gitmek için aracıma atlayıp, Haliç yönünden her zamanki gibi Cevizlibağ yönüne girmek istediğimde, yolun tanklarla ve silahlı üniformalı bir grup tarafından kesildiğini gördüm. Geri geri gelerek bu defa otogar yolu üzerinden İstoç’a oradan da Basın Expres yolu ile Yeni Bosna’ya gitmeye karar verdim. Ancak 212 AVM’yi geçip havalimanı yoluna doğru ilerlerken, o yolun da askerlerce kesildiğini, birçok aracın geri döndüğünü farkettim. Bazı vatandaşların da ellerinde Türk bayrakları ile yol kenarından havalimanına doğru yürüdüğüne şahit oldum.

Yolumuz yine kesilince, alternatif bir yol arayışına girdim ve çok da bilmediğim Mahmut Bey yolunu kullanarak Şirinevler üzerinden gazeteye gitmeye karar verdim. Şirinevler civarına vardığımda, marketler ve bankamatikler önünde uzunnnn kuyruklar oluşturan gruplar dikkatimi çekti. Saat 23.00 civarı olmuştu ve yaşananların darbe girişimi olduğu artık aşikardı. Vatan millet sevdalıları, abdestini alıp bayrağını kaparak sokaklara inerken, bir grup da yiyeceğinin, parasının derdine düşmüştü belli ki…

Yazıişlerine FETÖ’cü baskını

Neyse zar zor da olsa saat tam 23.40 gibi gazetenin önüne vardım. Görevli arkadaşlar kapıyı açıp beni içeriye aldılar. İçeriye girip yazıişleri birimine çıktığımda, ne yapacaklarına karar veremeyen gececi iki arkadaşın telaşlı haline şahit oldum. Telefonlaştığım Genel yayın Yönetmenimiz Kenan Kıran da yolda olduğunu yarım saate kadar gazetede olacağını söyledi. Hemen ajanslara, internet sitelerine ve televizyon kanallarına dalıp olayı netleştirmeye çalışırken, 23:50’de TRT spikeri Tijen Karaş’ın ağzından ekranlara yansıyan korsan bildiri olayın kimler tarafından yapıldığını net bir şekilde ortaya koşmuştu. İşte tam da o sıralarda bulunduğumuz kat adeta matbaacıların baskınına uğradı. Evet yazıişlerindeki FETÖ’cü personeli tasfiye etmiştik ama matbaa ayağına hâlâ dokunmamıştık.

Bulunduğumuz kata çıkan 15-20 kişilik grup gözlerini televizyona dikmiş, yaşananları bıyık altından tebessümle izlerken, çalışanlar, “Abi ne yapacağız. Bunlar niye geldi?” diyerek tedirginliklerini dile getiriyorlardı. O sıralarda gazeteye gelen Kenan Kıran’a, “Bunları siz mi görev yerine gönderirsiniz ben mi müdahale edeyim” dedim. “Mehmet Bey siz ilgilenin, burada olmaları doğru değil” diyerek topu bana attı.

Başkan’ın tarihi çağrısı ve düşen suratlar

Tam darbe girişiminden mutluluk duyan bu tayfaya doğru yaklaşırken, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın o tarihi çağrısı geldi ve millet sokaklara dökülüp, darbeci hainlerin ensesine binmeye başladı. Bir anda keyifleri kaçan matbaa ekibi, “Haydi arkadaşlar, herkes görev yerine. Yazıişlerini meşgul etmeyelim” sözümü ikiletmeden, somurtarak aşağıya indiler.

İhanet gecesinin satır başları

Birkaç arkadaşın daha gazeteye ulaşması ile o kanlı, o alçak ihanet gecesini ve aziz milletimizin o muhteşem destanını satır satır, en ufak ayrıntısıyla haberleştirip sayfalarımıza yerleştirmeye başladık. FETÖ’nün kalesi Zaman, ihaneti ilmek ilmek işliyor, taşraya verdiği gazeteye 4 tam sayfa ekleyerek o alçaklığı tarihe not düşüyordu. Boğaz Köprüsü’nden, Ankara Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan ve bir çok bölgeden şehit haberleri geliyordu. Yıllarca birlikte çalıştığım değerli dostum Mustafa Cambaz’ın şehadet haberi ile yüreğim parçalanırken, gazeteci refleksi ile görevimi yapmaya da devam ediyordum.

Darbeci hainlerin TRT binasına ve CNN Türk binasına girdikleri yönündeki haberler, kayyım dönemi sonrası Zaman ve Cihan Ajans’ta çalışan personeli endişelendiriyordu. Havalimanına yakın olan gazetenin üzerinden geçen her jet, binayı silkelerken, çalışanların bazıları gayri ihtiyari kendilerini masaların altına atıyor, bazıları salavat getiriyor, bazıları da sıradan bir durummuş gibi davranıp işine devam ediyordu.

Kanı bozuklara tokat gibi cevap

Dışarda F-16’lara kafa tutan, tankların önüne yatan, darbecileri yaka paça aşağıya indiren millet bir destan yazarken içerde işinin başında olan bizlerin de yürekli olması gerekiyordu elbette. Herkes birinci sayfadaki manşet başlığının ne olacağını düşünüp tartışırken, ben başlığımı belirlemiştim bile. Saat sabah 5 sularında sayfanın başına toplanan arkadaşlar, “Ne başlık atacağız abi” derken ben yazıvermiştim bile, “KANI BOZUK ALÇAKLAR!”

Sabah 6,5 gibi gazeteden çıkıp eve giderken, Haliç Köprüsü üzerinde namlusu denize doğru çevrilmiş bir tank, yol kenarlarında bayraklarla yürüyen bazı vatandaşlar, uzaktan yüzünü gösteren gün ışığı vardı. Eve vardığım ve yorgunluktan bitap düştüğüm halde uyuyamadım. Aklım köprüdeydi. Birçok bölgede alçak darbeciler, vatansever askerlere, polislere ve sokaklara dökülen millet boyun eğerken, Boğaz Köprüsü’nde onlarca kişiyi şehit eden hainler ve Ankara’da Meclis’i bile bombalayan alçaklar güruhu direnmeye devam ediyordu. Nihayet Boğaz’daki (15 Temmuz Şehitler Köprüsü) FETÖ’cü hainler de teslim olunca kafamı yastığa koyup uyuyabildim.

Son gün 27 temmuz

Tabi yaşanan bu süreç, geçmişte FETÖ’ye ait olan ancak TMSF tarafından kayyım atanan medya organlarının 27 Temmuz tarihli KHK ile kapatılması ile son buldu. Zaman macerasından geriye, 15 Temmuz gecesinin belgesi olan tarihi sayfalar kalırken, yolumuz yeniden çalışmaktan büyük gurur duyduğum Akit ailesi ile kesişti. ‘Allah bir daha bu millet böyle ihanetler yaşatmasın, böyle büyük acılar tattırmasın’ diyor ve yazımı “Ya Rabbi, sen bu milletin başını asla yere eğdirme. İç ve dış odaklı hainlerin tezgahlarını boşa çıkar. Ölümü bile öldüren bu milleti, yeniden bölgeye ve dünyaya hakim kıl. Devletimize ve başımızdaki büyüklerimizin yar ve yardımcısı ol” yakarışıyla tamamlıyorum.

Allah’a emanet olunuz.

Yeni Akit Gazetesi

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.