Okur Postası

“İlimsiz din topal, dinsiz ilim kördür”

Gazetemiz okurlarından Güngör Ulusoy, “İlimsiz din topal, dinsiz ilim kördür” başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

“İlimsiz din topal, dinsiz ilim kördür”
-

Güngör Ulusoy/İzmir

Allah, insana yaratma fiilinin haricinde her şeyi yapabilme kudreti bahşetmiştir. Âlim olan Allah, insanı da ilim ehli kılmıştır. Verdiği akıl ile kainat denizinde yelken açıp keşifler yapan insanoğlu, kendisine verilen ilmin anahtarıyla Allah’ın hazinesinde sırlarla dolu sandıkların kilitlerini bir bir açmak suretiyle Allah’a olan imanı, büyük bir aşka dönüşüyor ve bu sayede yaratılmasındaki gaye ve hikmetleri öğrenerek kendisini insan olarak yaratan Rabbine şükrediyor.

Yunus Emre’nin dediği gibi, “ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır” Yani kâinatın minyatürü olan insan, kendini okumakla başlar hikmet yolculuğuna... Ancak zannedilmesin ki, âlimin cahili olmaz. Elbette olur. Bunun en tipik örneği Peygamberimizin döneminde yaşamış olan Amr bin Hişâm’dır. Peygamberimize ve İslamiyet’e düşman olmadan önceki lakabı Ebû hakem yani hikmetin, ilmin babası idi. Ne zaman ki, Peygamberimize ve İslamiyet’e düşman oldu işte o zaman Müslümanlar ona cehaletin babası anlamına gelen Ebû Cehil lakabını taktı.

Bu nedenledir ki; kendini okumaktan aciz, Allah’a ve Resulüne savaş açmış olan bir âlim, sırtında ciltler dolusu kitap yüküyle dolaşan merkebe benzetilmektedir.

Biz insanlar hiç kuşkusuz Allah’ın muhteşem sanat tablosunun içinde birer fırça izleriyiz. Allah’ın sanatında kusur aramak insanın kendisini inkar etmesi anlamına gelir. Oysa inkar, kibrin tezahürüdür. Kibir ise şeytanın vasıflarından biridir. Kim ki, şeytanı dost edinirse lütuf sahibi olan Allah’ın ikramından mahrum kalır. Şeytan da ilim ehlidir. Ancak bu ilmi insanların ıslahı için kullanmaz. Euzübillahimineşşeytanirracim diyemeyen ve şeytanın ilmine tabii olan âlimlerin ise istikametlerini kaybetmesi ve bozguncular olarak zikredilmesi boşuna değildir.

Aslında insanoğlunun elinde öyle bir güç vardır ki, çoğu zaman bu gücün farkında olmadan hayatını yaşar. Oysa bu gücü harekete geçirdiği anda meleklerin üstünde bir mertebeye ulaşma imkanına sahiptir. Bu güç, iman ve ilim gücüdür.

Hayatları Kur’an ile özdeşleşmiş Müslüman âlimlerin keşifleriyle İslam dünyası hayat bulmuş ve birçok Batılı ülkelere referans kaynağı olmuştur. Bu Müslüman âlimlerin buluşlarıyla hemhal olmuş Batı dünyası, bizim atalarımızın ilmiyle kendi kültürlerini sentezleyip medeniyetlerini kurmuşlar ve bugün ne yazık ki, Müslümanlar üzerinde otorite sahibi olmuşlardır. Yani doğunun ilmini alan Batı, elde ettiği bu güçle kendi kültürlerini doğuya ihraç etmeyi başarmıştır.

Böylelikle atalarının ilmine sahip çıkmayan, Batı’nın kültür değerleriyle yetişmiş Müslüman toplumlar, 21. yüzyıl medeniyet yarışında, Batı’nın gerisinde kalmıştır.

Düşünün ki İslami kültürden uzak, hayatımızın her alanına nüfus etmiş Batı’nın materyalist yaşam tarzıyla yetişmiş mana aleminden bihaber “bilim” insanlarının toplumun sorunlarını çözme hususunda fayda sağlamalarını beklemek ne kadar gerçekçi olur.

Örneğin sizi, hastalandığınızda tedavi edecek hekimlik ilmini tahsil etmiş ruh ve sinir hastalıkları uzmanı, bahse konu olan psikolojik sorununuzun çözümünde madde ve mana denklemini kurabilmesi mümkün mü ?

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.