İSLAM

İmanla seçilen hayat programı!

“..Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara,85)

İmanla seçilen hayat programı!
-

Bugünün en önemli problemlerinden birinin dinin kapsamı yani Müslümanın hayatında dinden bağımsız bir alanın bulunup bulunmadığı konusundaki yanlış anlayışların olduğunu ve bu bağlamda da dikkate alınması gereken önemli bilgileri sizlerle paylaşmış ve sözlerimizi şu veciz tanımla noktalamıştık.

İslâm:

Hak ve hakikat imanı;

Saadet ve selâmet ilmi;

Fert, cemiyet, hukuk ve ahlak nizamı;

İktisad, sıhhat ve san’at düzeni;

Huzur ve Beka duygusudur” (M. Sâmi Ramazanoğlu (rh.a.), Adab eserinin giriş bölümü)

Burada şu güzel tarifi de unutmayalım:

“İslâm makinesinin beş esası vardır ki bunları muntazam olarak çalıştırmak gerekir.

1- İtikâdât. [İman ve esasları]

2- İbâdât.  [İbadetler]

3- Muâmelât. [İnsanî ilişki ilke ve hükümleri]

4- Münâkehât. [Evlilik ilke ve hükümleri]

5- Ukûbâttır. [Suçların dünyada uygulanacak ilâhî cezaları]

Bunlardan herhangi birisi bozuk olur işlemezse tıpkı bir saat gibi bir makine, bir tren, bir tayyarenin esaslarından biri bozulunca âkıbet ne ise İslâm da böyledir.” (Mehmet Zahid Kotku,Tasavvufi Ahlâk,İstanbul-1976, c.5, s.13)

İslam’ın insan hayatının bütününe hitap ettiği ve bu bütünlüğün asla  parçalanamayacağı hususunda şu satırlarda sunulan örneklendirme de çok dikkat çekici bir güzelliktedir:

Duvardaki saate bakın: birbirine bağlanmış pek çok küçük parçası vardır…

Eğer kurmazsanız zamanı göstermez. Eğer gerektiği şekilde kurmazsanız ya durur ya da zamanı yanlış gösterir.

Bazı parçalarını çıkarmanız veya onları bir dikiş makinasının parçalarıyla değiştirmeniz hiçbir işe yaramaz; bu defa ne zamanı gösterir ne de dikiş diker.

Eğer saatin bütün parçalarını içine atar fakat bağlantılarını sağlamazsanız kurduğunuz halde hiçbir parçası çalışmaz…

İslâm’ın da bu saat gibi olduğunu farz edin. -Ahlâki değerler ve inançlar; günlük yaşamdaki kurallar; Allah’ın, kulların ve bu dünyada gözünüzle görebildiğiniz her şeyin hakları, para kazanmanın ve harcamanın kuralları, savaş ve barış kanunları; devlet düzeni ilkeleri ve devlete itaatin sınırları- bütün bunlar İslâm’ın parçalarıdır. (Mevdudi)

Allah dostlarından bir “..veli, sonsuz yolculuğa yelken açmadan hemen önce halkını geniş bir meydanda toplayarak, gerçekleri son bir kez hepsinin huzurunda dile getirir. Halkla arasında nefis bir diyalog kurulur. Halktan biri öne çıkarak ‘bize’ der ‘sevgiden söz et’ ve başlar veli söz tesbihine gerçekleri inci gibi dizmeye. Bir diğeri ‘bize evlilikten söz et’ der.

Bunu ‘alışveriş hakkında ne dersin?’ diyen biri izler. Çocuklardan, eğitimden, çiftçilikten, vermekten, adalet ve daha günlük hayatın türlü sorunlarından söz edilir.          

Konuşmasının sonuna doğru biri ‘bize dinden bahset’ deyince veli şaşırarak, ‘Ben size deminden beri dinden başka neden söz ettim ki’ der ve devam eder.

‘Siz zamanınızı, bunlar Tanrı’nın saatleridir, bunlar bizim saatlerimizdir diye ayırabilir misiniz?’

Öyleyse din, yaşadığımız hayat ve tüm davranışlarımızdır.

Her an Tanrı huzurunda olduğunun bilincinde, öylesine titiz, doğruyu gözeterek temiz bir hayat yaşamaktan daha güzel bir din olur mu?” der. (Necmettin Şahinler, Tarihe Adanmış Sözler, s.24-)

İslâm’ı parçalamaya yeltenenlere Kur’an şöyle sesleniyor:

..Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara,85)

Bugün İslam için yapılması gereken ilk iş  dinin anlam ve kapsamı hususunda ki şu ıespit ne kadar manidardır: 

“Çağımızda müslümanların ilk işi ise müslümanlığın gerçek anlamından haberli olmaya çalışmaları olmalıdır.

Haberli olmak ve haberdar etmek. Ölünceye kadar ödevimiz budur.(Sezai Karakoç)

Bu nedenle “Amentüyü yeniden yaşamaya başlamak. İslâm âleminin muhtaç olduğu ilk uyanış budur.

Allah’a inanmak, Kur’an-ı Kerime inanmak, Peygamberlerin doğruluğuna inanmak, getirdikleri yolun eskimezliğine inanmak, İslâm hükümlerinin her zaman geçerli olduğuna inanmak, öteye inanmak, hattâ ötenin her zaman beride de bulunduğuna inanmak, hesaba inanmak, elde olmaksızın başa gelene sabretmek, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmak, yani kısaca İslâm’ı toplumda elle tutulur gözle görülür hale getirmek.

Bu inanış, bu ahlâk toplumun ruhunu doldurmadan yeni bir oluştan söz edilemez...” (Sezai Karakoç, Sûr, s.152, 160)

Müslüman Kelime-i Şehadet getirerek kendi hür iradesiyle bir seçim yapmış kişidir. O bu imanıyla yaşam biçimi olarak İslam’ı seçmiştir. İslam, onun yaşantısının her boyutuna kendi ilke, ölçü ve sınırlamalarını koymuştur. Müslümanın kişisel ve toplumsal hayatını tüm boyutları ile İslamlaştırması inancının gereği olarak boynunun borcudur.

Tabii ki bu batılıların ve onun gönüllü acentalarının asla kabul edemeyecekleri bir konumdur. Şu adeta bir itiraf gibi ifadeler ne kadar acı ve çarpıcıdır:

Muasır (çağdaş) Tarihte İslam” adlı kitabında Wilfrad Cantwell şöyle der:

Modern dünyada varlıklarını muhafaza edebilmeleri için müslümanlar, inanç sistemlerindeki ana fikirden vazgeçmelidir” dedikten sonra ilâve eder:

Bu ana fikir şudur: ‘Müslüman ancak İslâmî bir cemiyette (toplumda) yaşayabilir.’

İşte bu kanaat şu şekilde değiştirilmelidir: Müslümanlar, İslâm esaslarına dayalı olmayan bir cemiyet içerisinde ancak inançlarıyla birlikte yaşayabilir.”…

Avrupalıların, bütün bu mücadelelerden sonra, vardıkları netice:

-İsminden başka İslâm nizamına dair hiçbir bilgileri olmayan,

-İslâm’ı sadece bir ibadet manzumesi şeklinde anlayan,

-Bu manzumeye uyulduğu takdirde bütün vazifelerini yerine getirdiğine inanan,

-Ve şüphelerden başka İslâm’a ait hiçbir bilgiyi havsalasına yerleştirmeyen, bir neslin yetişmiş olmasıdır.

“Madem ki namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, o halde müslümanım. Ayrıca düşüncelerimi, adet ve an’anelerimi, iktisadî ve içtimaî sistemimi İslâm’ın fikir ve nizam çerçevesinden devşirmeye ihtiyacım yoktur” diyen bir neslin yetişmiş olması da Avrupalıların başarıları cümlesindendir. (Muhammed Kutub, Biz Müslüman mıyız?, Hilal Yay. S.159,160)

Sözlerimizi N.F. Kısakürek merhumun ruh dünyasını ve dava aşkını yansıtan şu satırları ile noktalayalım:

Üstüme, beni örtebilecek bir takım palaspâreler atabilseydim… Bun şehrin, o şehrin, insanlık şehrinin büyük meydanında, dilenciler gibi bir köşeyi tutsaydım…

Yine insanların ayak bastıkları noktalara bakıp boyuna ağlasaydım, durmadan ağlasaydım…

’Ne oldun ayol, nen var, ne istiyorsun?’ diyenlere, ‘Aman Müslüman olun, aman Müslüman olun’ diye mırıldansaydım, durmadan ağlasaydım… Kuruyuncaya, dökülünceye, dağılıncaya kadar ağlasaydım..

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.