İSLAM

İslam’da batıni farzlar nelerdir?

İslam Müslümanlara belirli sorumluluklar yükler. Bunlar farzlar denir. Peki, daha önce batıni farz tabirini duymuş muydunuz? Gelin batıni farz ne demek birlikte bakalım...

İslam’da batıni farzlar nelerdir?
-

Batıni farz ne demektir? Batıni farz tabirinden neyi anlamalıyız? Çoğumuzun ilk defa duyduğu batıni farz kavramına dair her şey haberimizin içeriğinde..

Batini farz nedir?

Zâhirî farzların yanında; güzel ahlâk, ihlâs, takvâ, ihsan, huşû, merhamet, cömertlik, adâlet, tevâzu, edep, iffet, hayâ ve sabır gibi nice bâtınî farzlar da vardır.

Meselâ Rabbimiz, kendisiyle mülâkat olan namazı îfâ ederken kulunun huşû içerisinde bulunmasını emreder. Zekât, sadaka ve infâkı muhtâca verirken; başa kakmadan, gönül incitmeden, teşekkür edâsıyla ve nezâketle takdim etmeyi şart koşar. Bütün ibadetlerde yalnızca rızâ-yı ilâhîyi hedeflemeyi, yani ihlâs sırrına riâyeti emir buyurur. Bütün bu emirler, bâtınî farzlara birer misaldir.

Bir mü’minin şahsiyeti de, ancak zâhirî ve bâtınî bütün emir ve nehiylere riâyet etmekle kemâl bulabilir.

Niyâzî-i Mısrî Hazretleri ne güzel söyler:

Savm u salât u hac ile,

Sanma biter zâhid işin.

İnsan-ı kâmil olmaya,

Lâzım olan irfân imiş!

Nitekim Cenâb-ı Hak, insanın yaratılış gayesini “لِيَعْبُدُونِ : Bana kulluk etmeleri için” diyerek ifâde buyurmuştur.[1] Müfessirler ise bu ifâdeyi; “لِيَعْرِفُونِ : Ben’i tanımaları, mârifetullâha ermeleri, irfan sahibi olmaları için” şeklinde tefsir etmişlerdir.

Mârifetullah, Cenâb-ı Hakk’ı kalpte tanıyabilmektir. Bu ise ancak kalbin inkişâfı ile olur. Kalbin inkişâfı için de ibadetlerin zâhirî tarafına dikkat edildiği gibi, bâtınî tarafına da dikkat edilmesi şarttır. Nitekim Yunus Emre Hazretleri ibadetlerde zâhirî şartlara riâyet etmekle birlikte bâtınî edebe de bîgâne kalmamak gerektiğini îkaz sadedinde şöyle der:

Ak sakallı pîr hoca,

Bilemez hâli nice,

Emek yimesün hacca,

Bir gönül yıkar ise!..

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de şöyle der:

“Zâhirimizi şer‘î ölçülere uygun şekilde tezyîn ettikten sonra, amellerimize gaflet bulaşmaması için bâtınımıza yönelmeliyiz. Zira bâtın desteği olmadan, zâhirimizi şer‘î hükümlere uygun hâle getirmek, çok çetin bir iştir…

Bâtına ehemmiyet vermek, zâhire de ehemmiyet vermeyi îcâb ettirir. Bâtınla meşgul olurken zâhiri ihmâl eden kimse zındıktır. Onun elde ettiği bâtınî hâllerin hepsi istidracdır. Bâtınî hâllerimizin sıhhatini gösteren en iyi ölçü, zâhirimizin şer’î ölçülere göre tanzim edilmesidir. İstikâmet yolu işte budur.”[2]

Unutmamak lâzımdır ki ibadetleri, sadece sûretâ, yani sırf şeklen edâ etmekle kulluk tamam olmayacağı gibi; dînin zâhirî emirlerine riâyet etmeyip sadece “Benim kalbim temiz!” gibi, kendinden menkul fazîlet iddialarıyla kulluğu sadece ahlâka hasretmekle de Cenâb-ı Hakk’ın istediği kulluk kıvâmı tahakkuk etmiş olmaz.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.