Siyaset

İşte CHP zihniyeti... CHP'li Gülüzar Kaya Bektaş'tan İslam, 15 Temmuz ve Erdoğan düşmanlığı!

İmamoğlu devri Beylikdüzü Parti Meclis Üyesi Gülüzar Kaya Bektaş, İslam, Osmanlı ve Müslümanlara bayağı ve süfli paylaşımlarla saldırırken görülüyor. Bektaş’ın bu sırada dehşet boyutta cehalet sergilediğine de şahid olunmakta. 15 Temmuz sırasında ise felaket paylaşımları bulunuyor.

İşte CHP zihniyeti... CHP'li Gülüzar Kaya Bektaş'tan İslam, 15 Temmuz ve Erdoğan düşmanlığı!
-

 yeniakit.com.tr  Faruk Karaman 

Her gün yeni bir skandalı ortaya çıkan CHP’nin HDP-PKK ve İP desteğiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü belediye başkanlığı yaptığı dönemdeki ekip arkadaşlarının da İslam karşıtı tutumu ortaya çıktı. Geçtiğimiz dönem CHP’den belediye meclis üyesi olan Gülüzar Kaya Bektaş; İslam’a karşı saldırgan tutumuyla dikkat çekiyor.

Paylaşımlarından birisinde rahatsız edici görüntüde çizilmiş imam, üzgün bir gelin ve çok eşli duyarsız bir adam resmediliyor.  Nitekim Bektaş, 29 Eylül ve 5 Aralık 2018 tarihlerinde yaptığı paylaşımlarda kadının Cumhuriyet öncesi sadece köle, muta, kuma ve cariye olduğunu söyleyerek zift gibi kopkoyu bir cehalet sergiliyor.

Osmanlı ve çok eşlilik ile tarih hakkında koskocaman cehalet.. Batılı seyyahlar bile böyle düşmedi

Her şeyden evvel muta nikâhı Ehl-i Sünnet’in kabul etmediği bir şey olup ancak Osmanlı’ya en şiddetli düşmanlıklardan birisini sergilemiş İran’ın Şia inancında yer almaktadır. Osmanlı’nın da itikadı olan Ehl-i Sünnet’te mutlak surette gayrımeşru addedilen bu ilişki tarzı dolayısıyla Osmanlı toplum ve idarecilerinde görülmemiş ve yer almamıştır.

Diğer yandan onlarca yıldan beri en ciddi ve önde gelen akademisyenler de dahil olmak üzere yapılan tüm bilimsel çalışmalarla Osmanlı’da çok eşliliğin de çok azı olduğu şüphesiz biçimde tespit edilmiştir. Bu denli kara cehalet sergileyenlere “bilimsel çalışma”, “arşiv kaynakları”, “şer’iyye sicilleri” gibi mefhumlar ifade etmek ağır gelebileceğinden ve adeta koşulsuz biçimde Batı aşkı taşıdıklarından meseleye dair sadece Batılı gözlemleri aktarmakla yetineceğiz.

18. yüzyıl gibi Osmanlı’nın bozulmakta olduğu bir zamanda dahi, 1717-18 yıllarında Osmanlı topraklarında bulunan ve dünyada kadın seyyahların en meşhurlarından olan İngiliz leydisi Leydi Montagu ve eşi İngiliz büyükelçisi Edward Montagu, Osmanlı’da çok eşliliğin neredeyse görülmeyecek derecede az olduğunu beyan etmişlerdir. Osmanlı kadınlarıyla oturup kalkma imkânı bulan Leydi Montagu, onları dünyadaki en özgür kadınlar saymış, kimisinin fevkalade nezaket ve muhabbetinden büyülenip hayran olmuş, pek rahat bir hayat yaşayıp kendilerinin çektiği sıkıntıyla kıyaslayarak gıpta ettiğini açıkça göstermiştir. Yüzyılın ortasında Halep’e gelip 10 yıl müddet kadar kalan Dr. Alexander Russell da çok eşliliğin çok az görüldüğünü gözlemlemiştir. Yüzyılın sonunda gelen İngiliz papaz Dr. James Dallaway de seleflerini teyit ederek bunun varlığının çok az olduğunu anlatmıştır. Türklere ve İslam’a karşı çok olumsuz bakışlarına ve birçok şeyi de yanlış yazmalarına rağmen hemen hepsinin bu konuda ortak bir noktaya gelmekten kaçamayışı, meselenin hakikatini açıkça ortaya koymaktadır.

15 Temmuz’da darbeci savunması, halka karşı paylaşımlar, Tekbir ve Selâdan rahatsızlık!

Ancak Gülüzar Bektaş’ın skandalları burada da bitmiyor. O, 15 Temmuz zamanı halkın sokağa çağrılmasına karşı paylaşım yapmış, camilerde selâ okunması ve sokaklarda tekbir getirilmesinden çok rahatsız olup derhal bitirilmesini isteyerek bunların kutuplaşmaya meydan verdiğini ileri sürmüştü.

Ayrıca o, halkın vahşice kıyıma uğratılmasına doğru düzgün ses vermezken, Deniz Gezmiş’ten “askere kurşun sıkmam” sözü paylaşarak sanki üzerine mermi yağdırılan, tanklar sürülen, bombalar atılan halk değil de mağdur ve mazlum olan darbecilermiş gibi onları koruyup kollamanın derdine düşmüştü.

Atatürk’ün sözünü bozup saçma sapan paylaştı.. Sahte resimlerle cehaleti ve komediyi katladı

Tapınırcasına sevgi gösterdiği Atatürk için de Bektaş’ın tuhaf cahillikler sergilediği görülmektedir. 4 Ekim 2018’de Atatürk’ün “..Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz...” şeklinde bir sözünü paylaşmaya kalkmakla kendisini gülünç duruma düşürmüştür. “Meczup” ifadesi yerine son derece manasız biçimde “mensup” ifadesini kullanması, paylaşımı ayık kafayla yapıp yapmadığını düşündürmektedir.

Gerçi o, 26 Ekim 2018’de “Atamızın nadir fotoğraflarından birisi” diyerek gayet kalitesiz bir photoshop resim paylaşmaktan da ayılıp hicap duymamışa benzemektedir.

İnönü ve Amerika konusunda cehalet.. CHP’li vekil Amerikan başkanını “Peygamber” ilan etmişti!

CHP’li mevki sahiplerinin sergilediği korkunç bir cehalet ise, İnönü ve Amerika konusunda görülmektedir. İnönü’nün Amerikan bayrağı sallamakla alakası olmadığı dolayısıyla Amerika “yalakalığı” gibi şeylerle itham edilemeyeceği imasında, 7 Ekim 2018’de Canan Kaftancıoğlu paylaşım yapmış ve 8 Ekim’de bunu Bektaş da kendi hesabında paylaşmıştır.

Halbuki gerek Millet Meclisi Tutanaklarında yer alan CHP’li konuşmaları, gerekse yayınladıkları/yayınlattıkları bir kısım kitaplar bu konuda oldukça çarpıcı bilgiler sunmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa’nın devrinde milletvekilliği serüvenine başlayan Bursa milletvekili Muhittin Baha Pars, meclis tutanaklarında bulunan 8 Mayıs 1946 tarihli Siyonist İsrail’in destekçisi ve atom bombası atılmasının müdafii Amerikan Başkanı Roosevelt’i şu sözlerle anmaktadır: “Bir ses, yalnız bir ses beşeriyeti felâketten kurtarabilecekti. Kulaklar o sesin geleceği tarafa, gözler oradan uzatılacak ele müteveccihtir. Bu ses nihayet Amerika’dan Peygamber gibi temiz ve kusursuz olan Büyük İnsanın, Büyük Rozvelt’in sesi olarak ufuklarda aksetti... Bundan sonra Amerikalılar açların imdadına ve silahları ellerinde olarak esir milletlerin muavenetine koştular...

İnönü hükümeti tavsiyeli kitapta Amerikalılara inanılmaz methiyeler ve “Tapınma” vurgusu

İnönü hükümeti zamanı, Atatürk’ün 25. Ölüm yıl dönümü münasebetiyle 1963 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Heyeti tarafından şeref kitapları listesine koyulan ve 23 Eylül 1963 tarih ve 1272 sayılı M.E. Bakanlığı Tebliğler Dergisi ile bütün valilikler, okullar ve kütüphanelere tavsiye edilen “Nükte ve Fıkralarla Atatürk” kitabının 3. cildinin 43. sayfasında, Atatürk’ün 1931’de Yalova’da kabul ettiği iki Amerikalı tayyareciye sözleri şu şekilde aktarılmaktadır:

“Ben Amerika’nın kahraman çocuklarını, kahramanlığın bütün evsafına [vasıflarına] mâlik ve bu evsafı bütün cihan karşısında tatbike muannidane [inatçı biçimde] müteşebbis gördüm. Kendileri yüksek kahramanlıklarını, yüksek tevazu içinde gizliyorlar. Ümit ederim ki, beklerim ki, bu gençler bugün yaptıklarından daha büyük fiili eserler sahibi olacaklardır. Bununla zaten çok yüksek olan Amerika camiasının müftehir olacağı gibi, bütün insanlık yüksek heyecanlı iftiharlarla mesrur olacaktır. Bu sevinçlerin en yükseğini, en derin hassasiyetiyle Türk milletinin duyacağına şüphe yoktur. Çünkü Türk Milleti güzel bir şeyi, her medenî şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, her şeyin fevkinde tapındığı bir şey varsa o da yüksek kahramanlıktır...”

Kimi araştırmacılar Atatürk’ün böyle sözler söylemediğini ileri sürmektedir. Öyle bile olsa, bu ancak onu berî kılmaya yeter. En azından İnönü hükümetinin ise bu kadar takdir ettiği ve özel bir zaman diliminde seçme bir eser kılıp her yerde de okutturmaya çalıştığı eser ortadadır.

Okutturmaya çalıştıkları şeylerde ise Amerikalılara büyük kahramanlık ve tevazu yüklenirken, Türk milletinin de en ziyade kahramanlığa tapındığı ileri sürülerek, âdeta Türk milleti Amerikalılara tapınırcasına muhabbet duymaya davet edilmiştir. Gerçi milletvekilleri Amerikan başkanını “peygamber” ilan ederken halkı da tapınmaya davet etmelerinde şaşacak bir durum da bulunmamaktadır.

Amerika’da “İnsanlık Güneşi” doğmuş!.. İngiliz ve Yunanlılar muhteşem “Kahraman”larmış!..

11 Mayıs 1945 tarihinde Mecliste yaptığı konuşmada Saraçoğlu da şu sözleri kullanmıştır: “Gönül isterdi ki Amerika’da doğan bu insanlık güneşinin cesur ve dahî bayraktarı Ruzvelt bugünleri görsün ve kalplere dikilen insanlık âbidesinin gölgelerinde dolaşsın...”

CHP’lilerin bunu sadece Amerika için yapmadığı da bilinmektedir. Meclis tutanakları 7. Dönem 17. Cilt 53. Birleşim s. 44’te yer alan 11 Mayıs 1945 tarihli konuşmasında Başbakan Şükrü Saraçoğlu, “İngiliz Milletinin hiçbir ölçüye sığmayan fedakârlık ve mahrumiyetlere nasıl seve seve katlandığını ve İngiliz ordu ve donanmasının hesaplara sığmayan ne büyük kahramanlıklar gösterdiğini anlar ve böylece dünya tarihinde İngiltere'nin büyüklüğünü gösteren muhteşem bir âbidenin muhterem ve kudretli dikildiğini görürüz” diyerek İngilizleri yere göğe sığdıramamış, meclistiler de “bravo” diye naralar atıp alkışlamışlardır. Halbuki günümüzde araştırmacılar, Churchill’in kirli bir savaş yürüttüğüne dair eserler neşretmektedirler. (Mesela bkz. Giles Milton’un “Churchill’s Ministry of Ungentlemantly Warfare” eseri).

Bugün mecliste yaptığı konuşmada Saraçoğlu ayrıca, Yunanlıların tarihe bir “kahramanlık destanı” hediye ettiklerini de söyler.

Verilebilecek örneklerin haddi hududu kolayca tespit edilemez. Kesin olan ise, CHP mensuplarının devasa bir Amerikan aşk ve methiyesi sergiledikleridir. Dolayısıyla günümüzdeki Kaftancıoğlu ve Bektaş gibi CHP mensuplarının koyu cehaletleri de ortaya çıkmaktadır.

Müslüman aşağılamak için rezil paylaşımlar.. Batı ve Doğu’da bazı büyük şehirlerin hali..

Böyle cehalet gösteren Bektaş’ın Müslümanları ve İslam hassasiyeti taşıyanları aşağılamak yolundaki gayretleri, elbette bilimsel çalışma, hakkaniyet, ilmî ciddiyet gibi mefhumları hiçe sayacak boyuttadır. O 9 Temmuz 2018 tarihli paylaşımında, envai çeşit görüntü içerisinden “Müslüman Türkiye’den” bozuk, “gavur Bulgaristan’dan” ise iyi bir resmi alarak, Müslümanlık hassasiyet ve vurgusu olan yeri rezil bir yer gibi göstermek için debelenmiştir.

Halbuki son haberlerde gördüğümüz üzere, süper güç Amerika’nın San Francisco şehrinin helaya dönüp insan dışkısının ve uyuşturucu iğne atıklarının her yeri kapladığını; Los Angeles’in kendi gazetecileri tarafından bile “çöp şehir” denecek derecede çöp ve pisliğe boğulup sıçanların ve sair haşeratın şehri basarak kent merkezinde bile pislik ve hastalık ile polislerin ölümlerine yol açtığını; en hızlı yükselmekte olan ekonomilerden Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de çöp ve pislik dağlarının havadan geçen uçaklar için tehdit oluşturabilecek boyutlara varıp insanları o bölgelerde yaşayamaz hale getirdiğini bilmekteyiz.

Diğer yandan, aynı Hindistan ve Amerika’dan çok güzel görüntüler almak da mümkündür. Şu halde Müslüman memleketini bu denli çarpık, fikirsiz ve son derece basit usul ve şekillerle aşağılamaya kalkmak; bu ülke değerleriyle ciddi problem ve koyu bir cehalet taşımak dışında ne manaya gelebilir?

Halkı aşağılamalar, Kızıl Devrimi yüceltmeler..

Halkı aşağılayıcı paylaşımlara da yer veren Bektaş, paylaştığı bir karikatürde Erdoğan sanki sırf “bağırıp çağırıyor” diye oy alıyormuş imasına da yer vermektedir.

Erdoğan karşıtı paylaşımda Beylikdüzü CHP Parti Meclisi bir diğer üyesi Ebru Çevik’in de iştiraki görülüyor.

Diğer yandan Bektaş’ın, her yıl Lenin resmi ile Kızıl Devrim kutladığı da müşahede edilmektedir.

Bektaş, “şortlu kızların otobüse binemez, hamile kadınların parkta gezemez ve küçük kızların da sokağa çıkamaz hale geldiğini” söyleyerek de saçmalamada çıtayı görülmesi zor noktalara çıkarmaktadır. Herhalde bütün kamu mekânlarında lebâleb olan böyle kız ve kadınların aslında gerçek olmayıp hepimiz için birer göz yanılgısı olduğunu, o kimselerin aslında var olmadığını bize anlatmaya çalışmaktadır. Niye böyle şeyler yapmaya çalıştığını ise tespit edemedik.

Belediye yönetmek, hele ki İstanbul gibi ülke çapında bir belediyeyi yönetmek tek adam işi olmayıp ciddi ve sağlam bir ekip olmazsa olmaz derecede elzemdir. Kendisinden de sâdır olanlar hariç, İmamoğlu’nun sağında solundakilerden boyuna çıkan bu ve benzeri skandal durumların, ne işler yapa(maya)caklarına dair ciddi ipuçları verdiği düşünülmektedir.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.