Okur Postası

Kadına haddini bildirmek, KHK’ya faciadır demek doğru mudur?

Gazetemiz okurlarından Alaettin Köksal, "Kadına haddini bildirmek, KHK’ya faciadır demek doğru mudur?" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Kadına haddini bildirmek, KHK’ya faciadır demek doğru mudur?
-

Alaettin Köksal

Ülkemizin siyasi gündemi çok hızlı değiştiğinden, her bir mesele hakkında gün içinde yazı yazma imkânımız olmadığı için yazımızı bu iki konu üzerinde bina etmeye çalışacağım. Birinci konu “Bu kadına haddini bildiriniz” diğer konu Kanun hükmündeki kararname hakkında olacaktır. 

Düşünmeden kullanılan bazı cümleler, insan zihninde iz bıraktığı için özür dilense de silinmez. Devlete isyan eden bay, bayan vatan hainlerine,  teröristlere, insan onuruna yakışmayan ahlaksızlara, zinacı tecavüzcülere,  haksız bir şekilde insan öldüren alçaklara, temel insan hakkı olan, mal, can, akıl ilim ve nesil emniyetine müdahale eden soysuzlara, hukuk içinde kalarak medenice hadlerini bildirmek ayıp değildir. 18-Nisan-1999 tarihinde İstanbul milletvekili olarak seçilen ve seçim kurulundan milletvekili mazbatasını alan Merve Kavakçı, yemin yapmak üzere TBBM’ye geldiğinde, merhum Bülent Ecevit meclis kürsüsüne çıkarak, “Türkiye’de özel yaşamda kadınların giyim kuşamına kimse karışmıyor. Ancak burası özel yaşam alanı değildir. Devletin gelenek ve kurallarına burada görev yapanlar uymak zorundadır. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildirin” diyerek, Sayın Merve Kavakçı’yı hedef göstermesi doğru değildi. Merve Kavakçı yemin etmek üzere meclise gelmişti. Hiçbir şekilde devlete meydan okumamıştır. Meydan okuma, Kavakçının şahsında İslam dininin emri olan başörtüsüne okunmuştur.

20-11-2019 tarihinde, TBMM’de Sayın Erdoğan’ı tutarsız bir şekilde eleştiren CHP’lilere, dünkü Türkiye ile bugünkü Türkiye’yi anlatan bir fotoğraf hatırlatmasıyla cevap vermeye çalışan, başörtülü Özlem Zengin’e, CHP milletvekili Engin Özkoç tarafından, “Ulan böyle bir grup başkanvekili olmaz. Sayın başkan bu kadına haddini bildirin”  cümleleriyle hakaret etmesini vicdan ehli hiçbir insan tasvip etmemiştir. Merhum Ecevit, Türkiye’nin milli çıkarları için ABD’ye gitmesi, Amerika devletinin başkanı Bill Clinton tarafından küstahça karşılanmasını Türk milletinin hiçbir ferdi tarafından hoş karşılanmamıştır. Unutmayalım ki, merhum Ecevit o küstah Başkana, büyük boy bir Kur’an-ı Kerim hediye ederek Müslüman bir ülkenin Müslüman bir Başbakanı olduğunun mesajını vermiştir. Sayın Özlem Yıldırım, merhum Ecevit’e yapılan o küstah muamelenin tekrarlanmamısı için güçlü bir Türkiye’nin önemini vurgulamaya çalışmıştır. Rahmetli Vecihi Hürkuş’un ve Nuri Demirağ’ın kurdukları milli uçak fabrikaları, kapatılmasaydı, Nuri Kilikil’in kurduğu silah fabrikası, yakılmasaydı. Necmettin Erbakan imal ettiği milli otomobilin üretilmesine engel olunmasaydı, Türkiye sanayileşmiş güçlü bir devlet olacaktı. Böyle bir ülkenin Başbakanını Bill Clinton küstahça karşılayamazdı.  CHP’li Engin Özkoç ve arkadaşlarının sıkıntısı, batılı liderlere karşı dik duran ülkenin kalkınmasına önem veren, Sayın Erdoğan’ın şahsında Türkiye’yi batı ülkelerine şikâyet etme ezikliğini yaşadıklarından, çareyi Sayın Özlem Zengin’e hakaret etmekte bulmuşlardır. Mütedeyyin olan bay ve bayanlara hadlerini bildirme cesaretini gösterenler, her nedense ülkemizin bölünmesini isteyen, terör örgütlerini açıkça destekleyen, Amerika’ya, Avrupa’ya, İsrail’e ve onlarla işbirliği yapan hainlere, hadlerini bildirecek cesarette bulunamıyorlar. Kanun hükmündeki kararname, olağanüstü hallerde ilgili bakanlara geçici olarak verilen kanun kuvvetinde bir yetkidir.  Bu yetki kararnamesi, 1982 anayasasının 87. Maddesine uygun olarak hazırlanarak, TBMM’nin onayına sunularak yürürlüğe girer. Gücünü meclisten yetkisini anayasadan alan, KHK üzerinden fırtına estirenlere soruyorum.

1-Kanun hükmündeki kararname olağanüstü bir hal olmadan, Sayın Erdoğan tarafından iş olsun diye mi çıkarılmıştır.  KHK’nın çıkarılmasına 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasına alet olan F. Gülen ve müritlerinin sebep olduğunu neden söyleyemiyorsunuz?

2- Bu çirkin ve ahlaksız kalkışmayı destekleyen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öldürmeye niyetli olanlarını ve onları destekleyenlerin 251 insanımızın ölümüne 2521 insanımızın yaralanmasına vesile olanların, hesaba çekilmeleri için çıkarılan Kanun hükmündeki kararnameden neden rahatsız oluyorsunuz?

3-  Hesaba çekilme sırasında bazı insanların mağdur edildiklerini ısrarla söyleyerek, KHK üzerinden hükümeti, özelikle Sayın Erdoğan’ı eleştirirken, terör yüzünden evlatlarını kaybeden ve sakat kalan insanların vicdanlarını kanattığınızı neden düşünemiyorsunuz?

4- KHK sayesinde mağdur edilen insanlar, noter aracılığıyla F. Gülen cemaatiyle ve diğer terör örgütleriyle hiçbir alakalarının olmadığını, geçmişte ve bundan sonra sözü edilen cemaat ve terör örgütleriyle bir şekilde bir bağlantımız tespit edilirse, her türlü cezaya razı olacaklarını ifade eden bir tek mağdur insan gösterebilir misiniz?

5- Kanun hükmündeki kararnameyle bazı haksızlıkların yapıldığını söylemek ayrı bir şeydir.  KHK ile görevlerden alınma ve cezalandırma işlevini, istiklal mahkemesinin kararlarından, 28 Şubat 1997 sürecinde yaşananlardan çok daha ağır olduğunu söyleyen hastalıklı zihniyetli insanlarla aynı paralelde konuşmalar yapmanız vicdanlarınızı rahatsız etmiyor mu? Hem nalına hem mıhına vuran sizin gibiler, gerçekten mağdur olan insanların mağduriyetini konuşmuyorsunuz.  Mağduriyet edebiyatı üzerinden Sayın Erdoğan’a gizli muhalefet yapıyorsunuz.  Gerçekten mağdur edilen insanlara mesaj vermeye çalışırken, insanları mağdur eden maşalara alet olmayınız.  Ne olur, televizyon ekranlarına çıkıp, doğru ile yanlışı birbirine karıştırarak gerçek mağdurların hakkını gasp etmeyiniz. Kendi nefsinizi, çevrenizi ve yakınlarınızı mutlu etmek için Pollyanacılık yapmayınız. Suret-i haktan görünme psikolojisiyle,  milletin aklıyla alay etmeyiniz.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.