Okur Postası

Kanla beslenen vampirler, onlara destek veren alçaklar!

Gazetemiz okurlarından Kubilay Ertekin, "Kanla beslenen vampirler, onlara destek veren alçaklar!" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Kanla beslenen vampirler, onlara destek veren alçaklar!
-

Tıpkı 27 Mayıs’ta olduğu gibi, inanç ve millî irâde düşmanlığından ve kandan beslenen habisler, onların artığı olan bir takım kansızlar ve kan emiciler son günlerde yine sahnedeler. Bu sefillerden birisi merhum Başbakan A. Menderes ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı aynı karede gösterip, “Kötü sondan ve kaderden kaçış yok, senin sonunda onun gibi olacak!” deme iffetsizliğinde bulunmuş. (6/5/ 2020 basından) Bunları çok kere muhâlefet denen şer örgüt mensupları da söyleme hayâsızlığında bulunmuştu. Şunu aslâ unutmayın. A. Menderes’e ve Tayyip Erdoğan’a olan bu kin ve düşmanlığın altında DİNsizlik ve millî irâde düşmanlığı yatmaktadır. Çünkü yıllar önce Tercüman Gazetesinde hâtırasını anlatan 27 Mayısçılardan bir câni; “Biz onun idâm fermânını, Ezanı Türkçe’den Arapça’ya çevirdiği gün vermiştik” diyerek ezana ve millî irâdeye olan kin ve nefretini belirtmişti. İşte bu câniliği, vandalizmi, barbarlığı, kan emiciliğini sürdüren alçaklar ve bu hayâsızlığı, inanç ve millî irâde düşmanlığını milletin başında demoklesin kılıcı gibi sallama iffetsizliğinde bulunanlarla bu vahşetin özlemi içinde olan cibilliyetsizlerde aynı cinâyetin mücrim ve fâilleridirler…

Bunların kökü; “Avrupa bizi bu dinle kabul etmez. O yüzden Anayasamıza İslâm yerine Hıristiyanlığı yazmamız gerekir “ (M. E. Bozkurt) diyen zihniyetle başlamıştır.(1941 yılı) Nitekim bugünkü kimlik kartlarında İslâm kelimesi yoktur. İşin en hazin ve garip tarafı, bir sürü ehli salât geçinenlerin böyle bir zihniyetin yıllarca peşinde sürüklenmeleridir... Birde askerlerimizin analarını yemin merâsiminde tel örgü dışında bekletilmesine ve katsayı-başörtü zulmüne bostan korkuluğu gibi seyirci kalan ve FETO'NUN hışmına uğrayıp cezaevine düşen ama, onu oradan kurtaran kadroya “Feto’nun siyâsi ayağı” deme densizliğinde bulunan “borucu” eski bir 28 Şubat paşası (!) var… (8/2/2020 basından) Bu hastalıklı zihniyet niçin hep din ve dindarlarla, millî irâde düşmanlığı ile uğraşıyorlar!? Oysa hiç kimse onları dînî bir hayâta zorlamıyor. Eğer Tayyip Erdoğan ve A. Menderes merhum ateist ve solcu biri olsalardı, onların ayaklarını yalarlar ve heykellerini dikerlerdi…

Allah ve din düşmanlığı bunların kanına işlemiş. Şu an bozguncu siyâsi yapının içinde olan bir müfside “Sizin de inandığınız o Allâh’ınızın da belâsını versin!” deme iffetsizliğinde bulunmuştur. (Tüm basından)Ne yazık ki, bu tür müşrik ve müşrikelerin lâşeleri sonunda yine düşman olup tahkir ettikleri o câmilere ve aşağıladıkları mü’minlerin önüne getirilme dalâletinde bulunulmakta ve bunlar adına salâ verilip namazı kılınmakta, dînin ve düşman oldukları şeriatın kuralları uygulanmaktadır. Üstelik hiçbir münkir ve müşrik aforoz edilip (bu dinsizdi diyerek) orada bırakılmamaktadır. Garâbetin en hazin ve en çarpıcı yönü işte burasıdır. Sanırım bunu yapan ve yaptıran bâzı kesimler orasını da tıpkı bir oto yıkama-yağlama yeri olarak görmektedirler. Oysa yalnız Müslümanlara Dînî kurallar uygulanır. İslâm düşmanlarına değil… Ne yazık ki bugün bâzı belediyeler ve siyâsi partiler merhum Menderes’in kanı üzerinde oturmaktadırlar. Bunun sebebi; işlenen cinâyet ve zulümlerin, yapılan haksızlıkların sıklıkla tekrarlanmayışı ve halkın beyni kâtillerin sahte vaat ve mazlûmları suçlayıcı tavırları ve sloganları ile yıkanmasıdır. Bu durum ve Müslüman geçinenlerdeki aynı sorumsuzluklar, râhatizm böyle sürerse, emîn olun ki benzer zâlimler aynı zulümleri tekrar yaparlar ve daha nice mâsumların kanları akıtılır…

 O yüzden bu cinâyet ve hıyânetlerin panzehiri, o cânilerin aynı cezâ ile tecziye edilip bedelinin en kısa zamanda ödetilmesidir. İşte şu anki çemkirişler ve vampirlikler kana susamış olan o habislerin dinmeyen kin ve intikam duyguları, bedel ödememelerinin bir sonucu olan kuduzca çığlıklarıdır. İnsanlar, mazlumların canı pahasına sağladığı onca huzur ve rahatı görünce geçmişin acı ve ıstıraplarını çok çabuk unutur ve zâlimlerin tüm pembe yalanlarına kanarak o habisleri alkışlama zilletinde, iffetsizliğinde bulunur, aynı zulümleri işlemelerine fırsat verirler. Târih bunun acı örnekleriyle doludur... Nitekim; “Hâfızâ-i beşer, nisyân ile mâluldur” denmiştir. Geçmişte ve kısmen de hâlâ inanç sâhiplerinin özel hayatlarına ve kılık-kıyâfetlerine, dînî inançlarına barbarca saldıran, müdâhale eden zihniyetin peşinde gidenler, işte o türlü iyilikleri unutanlar ve onlara nankörlükte zirve yapmış durumda olanlardır. O yüzden “Allah(cc) bizleri iyiliğe nankörlükte bulunma zilletinden korusun” diye duâ edilir. Şer cephesi hayâsızlık ve şirretliği, yalan-iftira ve tezvirâtı, eşcinsellik ve homoluğu, olmayan ve yapılmayan hukuksuzluğu, ahlâk ve din dışılığı, sürekli gündemde tutup birtakım müptezellerin beynini yıkamaktadır. O halde mazlumlar kendilerine ve temsilcilerine yapılan onca zulmü, hayâsızlık ve haksızlığı niçin unutup yok saysınlar!?. Yok saydıkları ve unutulmayan onca zulümleri unutup, bedelini ödetmedikleri için bunca zulümler tekrar, tekrar yapılmaktadır…

“Üzerinde sigara söndürmeye kadar varan âdî ve alçakça zulümlere bedeni tahammül edemeyerek 40 kiloya düşmüş, âdetâ canlı cenâzeye dönmüştü. Kader arkadaşlarından hâfız olan Âgâh Erozan ile İbrâhim Kirazoğlu yüksek sesle Kur’ân-ı Kerîm okuyorlardı..

Sonra koyu bir sessizlik çöktü adaya. Bir kibrit kutusuna doldurduğu 30 kadar Eguanil adlı uyku hapını içerek gûyâ intihar ettiği söylendi. Adnan Menderes’in midesi yıkandı ve hiç gereği yokken, sâde işkence için çırıl-çıplak soyulup hayalarına kadar incelenerek prostat kontrolü yapıldıktan sonra giydirildi. Şimdi hasta ve bitkin bir halde o zayıf  bedeni İmralı Adasının rutûbetli toprağında ağır, ağır sürükleniyordu… Sükûnet ve tevekkül içinde kürsiye çıkan Menderes, cellâdın ipi boynuna geçirmesinden sonra izin istiyor ve o ünlü fotoğrafta görüldüğü gibi, sağına doğru dönüp bir şeyler mırıldanıyor. Bu sırada dudaklarından dökülenler tam bir sırdı... Kimisi hoca ile birlikte kelime-i şahâdet getirdiğini, kimileri de duâ okuduğunu ve N. Ilıcak’ın yazdığına göre cebinden çıkan kağıttaki Tövbe sûresinin son iki âyetini okuyordu... İdam sırasında Menderes’in ALLÂH!!. Dediği duyuldu ve o sırada iki beklenmeyen olay oldu. Birincisi, aniden boşalan yağmurun yağması, ikincisi karaağaçların üzerine tünemiş olan sayısız kuşların hep birden çığlık atarak haykırışla uçuşmalarıdır.”… (Mustafa Armağan’ın “Tek Parti Devri” Sh. 215-216) Bu hazîn konuları anlatan ciltlerce kitap, hâtırat ve eserler yazıldı. Daha ne kadar yazılsa o zâlimlerin ve yardakçılarının vahşetleri anlatılamaz. O barbarlıklar ve Yassı Ada, inançlı milletimiz için çok hazin bir “kerbelâ” fâciâsı, inanç düşmanları için de boyunlarına takılan ebedî bir lânet halkasıdır… Sonuç olarak; bu işkence ve zulümler, sâde Menderes ve arkadaşlarına değil, onların inanç ve ideallerine, maddi ve  mânevi tüm değerlerine ve özellikle temsil ettiği büyük halk kitlesinin temel hak ve hürriyetlerine, demokratik tercihlerine karşı yapılan en âdî ve alçakça zulüm ve işkencelerdir. Bunu böyle anlamayanlar nâmert, nankör ve insanlıktan yoksun olanlardır. İşte bugün bedel ödetilmeyen zâlimlerin hâlâ kudurmuş gibi saldırmaları, bu tür zulümlerin hep karşılıksız kalmasının acı sonuçlarıdır…

Hiç değişmeyen bir kural olarak; Efendimiz (SA) “Zâlime yardım edene-onun yaptığı zulmü hoş görene-Allah (CC) o zâlimi ona musallat eder” buyurmuştur. Tarihler bunun örnekleriyle doludur. Birde başkanın savunduğu inanç ve ideallerden yoksun olanların bâzı sebeplerle alt ve üst kadrolara sızmaları ile kurumun nüfûzunu kullanarak ehliyet ve liyâkatsızların lâyık olmadığı yerde bulunmalarının, faturası hep lidere çıkmaktadır. Bu durum Menderes’in başını yiyen sebeplerden birisidir. Ayrıca  30 yıl milletin inancına, tarihine, tüm maddi-mânevi değerlerine zulmün en katı vahşetini, yaşatan bir zihniyete hesap sormadığı için merhum Menderes bunun acı bir örneğine mâruz kalmış, hayâtı ile ödemiş, millete de çektirmiştir. Çünkü o şahsî değil, millî bir   hukuktu. Gerçi; “Zâlim, yine bir zulme giriftâr olur âhir. Elbette olur ev yıkanın hânesi harâp” denmiş ise de bu durum, zâlime gücü yetmeyen ve işi ALLÂH’a havâle eden zayıf, âciz, zavallı kimselerin işidir ve o husus, çok  ayrı bir konudur… 

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.