İSLAM

Kelime-i şehadetin anlam ve kapsamı

Şehadetin İslâm’ın bütünüyle ilişkisi, ruhun cesetle ilişkisi gibidir. Cesedin her zerresi ancak ruhla canlı olabileceği gibi, ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah’ da İslâm’ın her cüzünün hayatıdır.

Kelime-i şehadetin anlam ve kapsamı
-

Şehadetin İslâm’ın bütünüyle ilişkisi, ruhun cesetle ilişkisi gibidir. Cesedin her zerresi ancak ruhla canlı olabileceği gibi, ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah’ da İslâm’ın her cüzünün hayatıdır. İnsanın İslâm’da yaptığı her hareket, bu kaynaktan beslenmiyorsa ölüdür. Onun için kâfirlerin amelleri, faydalı olsa da Allah’ın yanında hiçbir değeri yoktur.

İmanın çeşitleri!

Şehadet kelimesini bilerek söyleyen, iman dairesine girer ki bu şekilde Peygamberimizin haber verdiği şeylerin hepsine birden kısaca inanmaya İCMALİ İMAN denir.

Bütün iman esaslarını, dinin hükümlerini, tek tek bütün ayrıntılarıyla öğrenip tasdik etmeye TAFSİLİ, yani geniş, derinlemesine iman adı verilir.

Kelime-i Şehadeti bu bilinçle tasdik etmek aynı zamanda İslam’ın tamamına kayıtsız şartsız onaylamak demektir:

Gerçekte Allah’ı yegâne Tanrı tanıyan, Hz. Muhammed’i O’nun peygamberi olarak kabullenen kişi, diğer iman esaslarını ve Peygamberimizin getirdiği dini de toptan kabullenmiş demektir.” (Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, DİBY, c. 1, s.70)

Görülüyor ki Kelime-i Şahadet, dinin bütün emirlerini, yasaklarını, sınır ve ölçülerini içeren bir anlam ve kapsama sahiptir. İnanan kişi kendi hür iradesi ile gönülden doğruladığı bu kabullerle çelişen kanaat, düşünce, söz, tavır ve davranışlardan korunduğu müddetçe mü’mindir ve hiçbir kuvvet onu bu şerefli vasıftan ve kutsal daireden ayıramaz.

İnanılacak şeylere  bu şekilde kısaca ve toptan inanan mümin “..için, icmâlî [toptan] iman yeterli olmakla birlikte, İslâm’ın diğer hükümlerini ve inanılması gerekli olan şeylerin her birini kişinin teker teker öğrenmesi zorunludur...[Bu ise,] zarûrât-ı diniyye denilen ve inanılması zorunlu bulunan bütün inanç, ibadet, muâmelât ve ahlâk hükümlerine inanmayı içermektedir.”  (Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, DİBY, c.1, s.71)

Niye “Ennallahe mevcudün” değil de “La ilahe illallah” dememiz emredilmiştir?

Allah’a imandan önce küfre tövbe etmek şarttır”. Bu cümle Elmalılı merhumun Bakara suresinin 256. âyet-i celilesi ile ilgili yorumudur.

Birlikte izliyoruz:

Her kim tağuta, [yani] azgınlara veya azgınlıklara küfredip (inkâr edip), Allah’a iman ederse, yani samimi bir kalb ile, ‘Lâilâhe illallah=Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur’ diyerek önce o tağutları kökünden siler, sonra da bütün varlığıyla Allah’a iman eder ve dolayısıyla Allah’ın gönderdiği Peygamberleri, Hakk’ın indirdiklerini tasdik ederse, ‘O mutlaka en sağlam kulpa yapışmıştır’…

[Bu âyet] kesinlikle ifade ediyor ki, Allah’ın birliğine inanan bir mü’min olmak için, Allah’a imandan önce küfre tövbe etmek şarttır. Ve bu tövbenin şartı da tağutları asla tanımamaya kesin karar vermektir…[Bu âyet]  Lâ ilâhe illallah ‘Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur’ kelime-i tevhidinin bir tefsiri demektir.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim, c.2, s.172, Bakara, 256).

Küfürden tövbe etmenin şartı olarak tanınmaması, red edilmesi gereken Tağut ise şöyle tanımlanmıştır:

Kur’an-ı Kerim’de sık sık geçen Tâğut, Kur’an’a has bir terimdir, ıstılahtır. Ve şu manalara gelir:

Arzuları ma’budlaştırılan [yani kayıtsız şartsız yerine getirilen] nefis Tâğut’tur. Allah’ın emir ve yasaklarını tanımayan, İslâm nizâmı ile çatışan düzen ve düsturlara çağıran her fert ve önder Tâğut’tur.

Allah’tan gayri zatında [sınırsız, olağanüstü] güç görülen eşya, insan ve putlar Tâğut’tur. Şeytan Tâğut’tur.

Allah’ın şeriatı ile [yani emir ve yasaklarıyla] çatışan bütün gelenekler, esas alınan bütün rejimler Tâğut’tur”]  ( A.Rıza Demircan, İslâm Nizamı, c.2, s.42. Nakl. Elmalılı, 2/869)

Tağut kavramının daha özlü tarifi ise şudur: “Tağut: Hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişi ve güce verilen addır. Şeytana da bu yüzden tağut denmiştir..” (Diyanet Vakfı Meâli, s.87)

Kelime-i Şehadetin Önemi:

Diğer taraftan “Şehadetin İslâm’ın bütünüyle ilişkisi, ruhun cesetle ilişkisi gibidir. Cesedin her zerresi ancak ruhla canlı olabileceği gibi, ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah’ da İslâm’ın her cüzünün hayatıdır. İnsanın İslâm’da yaptığı her hareket, bu kaynaktan beslenmiyorsa ölüdür. O hareketin, Allah’ın terazisinde hiçbir ağırlığı yoktur. Onun için Kâfirlerin [yani düşüncelerinden veya sözlerinden veyahut tavır ve davranışlarından dolayı iman sınırları dışında bulunanların]  amelleri, faydalı olsa da Allah’ın yanında hiçbir değeri yoktur.” (Said Havva, İslâm, c.1, s.25)

Zira Allah u Teala Tevhid özüne sahip olmayan ameller için “saçılmış zerreler kıldık” (Furkan, 25/23) buyurarak onların boşa gideceğini, işe yaramayacağını bildirmiştir.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.