Okur Postası

Kulluğumuzu unuttuk

Gazetemiz okurlarından Nurullah Hizan, "Kulluğumuzu unuttuk" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Kulluğumuzu unuttuk
-

Can ellerinden gelmişem fani mekanı neylerem

Ol Mülke meylim salmışam ben bu cihanı neylerem.

Hakkı cemii halk eden müstağniyem billahi ben

Hallakı Alem var iken halkı zamanı neylerem.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin dediği gibi, insan can ellerinden, bedenlerin cana kavuştuğu elest meclisinden, ben sizin Rabbiniz değil miyim? sorusuna verdiğimiz ahdimiz ile sınanmak ve o mülk sahibi olan Rabbin huzurunda eğilip cihanın sahibi varken Cihanı neyleyim demek için geldi. Cemii halktan, yani bütün yaratılanlardan istiğna (gönül tokluğu) ile, onların içinde boğulmadan alemi yaratan var iken yaratılanlar ile gereğinden fazla oyalanmamak, Rahman ve Rahim olana yönelmek için geldi.

O kadar hatırlatıcı olmasına rağmen, biz unuttuk... Nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi, ne için geldiğimizi unuttuk… kulluğumuzu unuttuk… Hak kulluğumuzu hatırlayalım sadece mezarlıklarda değil her gün okuyalım ve ibret alalım diye Kur’an gönderdi biz okumayı geçtim onu öğrenmeyi unuttuk, hiç olmazsa günde beş vakit huzuruma gel dedi biz işimizi bahane edip davete icabet etmeyi unuttuk, on iki aydan bir ayı bari beni ve kulluğunu hatırla diye Şehri Ramazan nasip etti maalesef biz onu da unuttuk. O da yetmedi küçücük bir musibetle kendini evde manevi karantinaya al musibet ne? Sabır nasıl? Tefekkür nasıl olmalı? Tevekkül niçin? Sorularını kendine sor dedi ama biz eli boşluktan yok tedbirsizlik yok ekonomi gibi sebeplerle bu belanın içinde boğulup sonrasında illaki gelecek olan mükafatı unuttuk. Ama sevdiğimiz dizinin fragmanının hangi gün hangi saatte çıkacağını, beğendiğimiz ayakkabının ne zaman indirime gireceğini unutmadık.

Bulaşan şeyin bir tek virüs olduğunu, halin sirayet edebileceğini yani, kötü huylulardan kötülüğün, iyilerden iyiliğin, kul olabilenlerden de kulluğun bulaşacağını ya unuttuk ya da bilmiyoruz.Sokakta öksüren adamdan kaçtığımız gibi namazsız insanlardan uzak durmuyoruz, virüsten korunmak için kendimizi eve kapattığımız gibi yanımızda gıybet edene kulağımızı kapatamıyoruz. Virüsten önce birbirimize bulaştırdığımız, ortalıkta salgın gibi dolaşan namazsızlık, ibadetsizlik, kulsuzluk gibi manevi hastalıklarımıza koronaya aldığımız önlemleri alamıyoruz veya almıyoruz. Allah korusun bu virüsü kapmış olsak ve 81 ilde 81 adamın bu virüse karşı panzehiri bulduğunu öğrensek nasıl ki varımızı yoğumuzu satıp o adamların kapılarında yatarız, umutlarımızı onlara bağlarız, be güzel kendim… kulsuzluk hastalığına yakalanmışsın panzehiri ise 124 bin peygamber, o kadar salihler, Allah dostları, namaz, Kur’an, Allah var ya Allah niye o yolda değilsin o yolda olanlara yakın, o yolda olabilenlerle birlikte değilsin, niye o yolun kapısında değilsin niye bu hastalık içinde tedbir almıyorsun...

İlk önce kul olamadığımızı itiraf etmemiz lazım. Tüm mesele bu aslında, o itiraf bize nasıl kul olurum sorusunu ve beraberinde bir arayışı getirecek. Virüs için panzehir arayışı gibi kulsuzluk için kul olabilme arayışı, kul olabilenlerle birlikte olma arayışı, kul olanlara yakın olma çabasını getirecek. Beyazid-i Bestami hazretlerinin oğluna dediği gibi, ‘oğlum Allah’ı seviyor musun’ diye sorduklarında sus, ‘sevmiyorum’ desen kafir olursun ‘seviyorum’ desen onu sevenlerin hali sende yok. Kul olmak Allah’ı sevenlerin haline benzemektir, kul olabilmek onu sevenlerin yaptığını yapmak onları taklit etmektir? Belki Allah lütfeder de taklitten tahkik doğar, bizde kul oluveririz. Hz Ömer’in kul olmak için Hz Muhammed (S.A.V) yakın olduğu gibi bizde Peygamberimize, sahabelere, Allah dostlarına ve eserlerine yakın olursak virüs değil de belki kulluk bulaşır. Dua ile…

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.