Okur Postası

Kürt kardeşlerim, dost ve düşmanınızı tanıyın!

Gazetemiz okurlarından Ahmed Selim Işıcık, "Kürt kardeşlerim, dost ve düşmanınızı tanıyın!" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Kürt kardeşlerim, dost ve düşmanınızı tanıyın!
-

Ahmed Selim Işıcık

Çevremizde, şehrimizde, ülkemizde, dünyamızda dostumuz da, düşmanımız da vardır. Allah, bu dünyada her şeyi çift yaratmıştır. Arı yoluyla bize şifa verir, yılan zehiriyle hastalık ve ölüm verir. Dostlar arı gibidirler, düşman ise yılandırlar. Bu ikisi arasındaki farkı görmeyen veya ikisini de aynı sayan insanlar, yılanlara yem olur ve onların zehiriyle dünya ve ahretlerini mahvederler. Arı ve yılanı ayıramayan insanlar, ancak kundaktaki bebekler veya zincire vurulan delilerdir. Arı durumundaki dostlar ile yılan durumundaki düşmanları ise, maalesef kendilerini akıllı, hatta çok akıllı sanan bir kısım yetişkinler de ayıramıyor ve bal alma ve şifa bulma niyetiyle yılanı besliyor ve onun zehirini yutuyorlar. Arı ve yılanlara benzettiğimiz dost ve düşmanlarımızı hangi ölçülerle ve nasıl tanıyacağız?

Sponsorlu

Eğer bu soruyu sorma ihtiyacını duyar ve cevabını merak edersek, cevabını bulmamız zor olmayacaktır. Ancak ne var ki, bazı insanlar, bu soruyu sorma ihtiyacını duymuyorlar ve cevabını merak etmiyorlar. Bu insanların ağızlarına doğru olan zorla akıtılsa onu kusarlar, kulaklarına şırınga edilse, kulaklarını boşaltırlar. Bir insan kitlesi, doğruları duyma ve anlamaya karşı bu derece kapalı hale gelirse, onun geleceğinin ne olacağını kestirmek zor olmaz. Kur’ân-ı Kerim bu konuda geçmiş milletlerin tarihinden geniş bilgiler vermiştir. Allah, onlara doğru yolu, doğru çözümü, doğru çıkışı, doğru inancı, doğru ahlakı, doğru tercihleri göstermek için peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler onların dostu olduklarını, sadece onların iyiliğini istediklerini, düşman olan şeytana ve şeytanlaşmış insanlara uymak suretiyle dünya ve ahiretlerini mahvedip kendilerine ve nesillerine yazık etmelerini önlemeye çalıştıklarını söylemişlerdir. Fakat, o insanlar, düşmanları olan şeytana ve şeytandan daha aşağı olmayan müfsitlere uyup dostları olan peygamberlere karşı kulaklarını tıkamış, akıl ve idraklerini kilitlemişlerdir. Nuh kavmi bunu yapmış, Âd ve Semud kavmi ve daha birçok kavim bu hatayı, yani dostu değil, düşmanı dinleme ve ona uyma hatasını işlemiş ve hakettikleri ilahî azaba çarpılmış, ölmüş veya ölümden beter acı bir hayat yaşamaya mahkum edilmişlerdir.

Allah, Kur’ân –ı Kerim’de bu misalleri bize ışık tutmak ve aynı hatayı işleyip aynı akıbete uğramamak için zikretmiştir. Fakat görüyoruz ki, bir kısım insanlar bu kıssalardan hisse çıkarmıyor ve olup bitenlerden ibret almıyorlar. Halbuki, Cenab-ı Hakk, aynı hatalara aynı veya benzer cezalar veriyor. Onun bu konudaki kuralı evrenseldir, her zaman ve her zeminde geçerlidir.

Araplar içlerindeki şeytanların akıl saptırması sebebiyle İslâm inancını ve Müslüman kardeşliğini bırakıp ırkçılığa ve Arapçılığa heveslendiler. Allah, bu heveslerini kursaklarında bıraktı ve bu yanlışlarından dolayı onları geçen yüz seneden beri, dahili ve harici zalimlerin çizmeleri altında ezdikçe eziyor. Bu son dönemde ise, Araplar kelimenin tam anlamıyla Haçlı güçlerin ve onların dahildeki kuklalarının elinde maskara ve oyuncak durumuna gelmişlerdir. Onlarda ne Arap ırkçılığı davası, ne de insan şerefi, fikri ve ideali kalmıştır. Düşman, onları kuru yapraklar gibi, oradan oraya savuruyor, onlara zulmediyor, hakaret ediyor, küfrediyor ve köle gibi kullanıyor. Fakat ses ve solukları çıkmıyor. Çünkü, İslâm birliğini ve Müslüman kardeşliğini kaybedince, güçlerini de kaybettiler. Bu Araplar, İslam kardeşliğini koruyup onun gücüyle meydana çıksalardı, hepsinin toplu halde çıkardıkları bir sayha, bir sesleniş, bir Allahu Ekber sesi, Amerika kıtasını yerinden kaldırıp okyanusa fırlatır, Avrupa kıtasını yerin yedi kat dibine batırırdı. Düşman şimdi, onları uyarması gereken aydınları ya susmuş, ya gaflet uykusuna dalmış veya resmen hainleşmiş oldukları için sahipsiz kaldıklarını gördükleri Kürtlere kancayı takmışlar ve onların cehalet ve hamlığından, tarih ve tecrübe bilmezliğinden yararlanıp dünya ve ahiretlerini yıkmaya çalışıyorlar. Bunun için de onları Müslüman kardeşlerinden koparıp yalnızlaştırmak, ondan sonra balyozu kafalarına indirmek istiyorlar. Fakat tabiatiyle, niyetlerini bu şekilde açıklamıyorlar. Avı yakalayıp boğazlamak için önüne yem atan ve dost ses taklidi yapan kurnaz avcı gibi, onları okşayan ve hoşlarına giden başka şeyler söylüyorlar. Ancak aklı olan için, hile ayan beyan ortadadır. Amerika ve Avrupa Kürtlere niye sahip çıkıyor? Kürtlerin kahraman dedesi Salahaddin-i Eyyubi, onların haçlı dedelerini İslam kılıcıyla ezip Ortadoğu’dan, Suriye’den, Filistin ve Kudüs’ten rezil ve sefil bir şekilde kovduğuna karşı duydukları memnuniyet ve teşekkür borcunu mu ödemek istiyorlar? Böyle bir şey olur mu? Fakat, bir kısım Kürtleri, İslam dininin kesin bir şekilde reddettiği ve imanla uyuşmaz ve onunla bir arada bulunmaz dediği ırkçılık fikriyle büyüleyip afyonlamışlardır.

Müslüman olmayan Kürtlerin - eğer bu türlüsü varsa- hiçbir işe yaramayan ve hiçbir derde deva olamayan bu zararlı ve zehirli fikre inanmaları, daha doğrusu oyalanmaları belki anlaşılabilir. Çünkü, insan fikirsiz, inançsız ve idealsiz yaşayamaz. Doğru olan fikri, inancı ve ideali bulamadığı zaman, onun sahtesine ve taklidine yapışmak durumundadır. Müşrikler, Allah inancını kavrasalardı, taş ve tuğladan yaptıkları ve hiçbir işe yaramayan putlara tapmayacaklardı. Fakat, cin ve insanlardan oluşan şeytanlar, onların doğru inancı kavramalarına fırsat vermemişler ve bu suretle onları putlara tapmaya ve hatta bu beş para etmez putları savunmaya ve onlar için savaşıp ölmeye razı etmişlerdir. Kürtlerin dinlemeleri ve izinden gitmeleri gereken büyüklerinden birisi olan Mollay-i Cizirî bir mısraında şunu söylemiştir:

Eğer büyük İblis, Allah’ın kim olduğunu bilebilseydi, insanları ona iman etmekten vazgeçirmek için değil, hepsinden evvel kendisi secde etmeye çalışacaktı.

Kürt milleti, soy ve nesep itibarıyla İslâm dininin en sadık müntesipleridir. Geçmişlerinde başka bir ırkın geçmişinde bulunmayacak kadar İslam kahramanları, büyük alimler, büyük evliyalar ve (Halid-i Bağdadi gibi) parlak mürşitler vardır. Bu böyle iken, şimdi bir takım soysuz ve köksüz hainler, sanki Kürt ırkı yeni peydah olmuş, ne dini, ne geçmişi, ne tarihi olmayan bir kalabalıkmış veya asılları Ermeni, Yahudi, Mecusi ve Zerdüşt imiş gibi ne olduğu belirsiz veya aslından başla her şey olabilen bir ırkçılık propagandası yoluyla Kürtleri İslam’dan ve Müslüman kardeşliğinden ve bunun sağladığı güç ve kuvvetten koparıp dibi görünmeyen meşhur Babil kuyusu gibi dipsiz ve karanlık bir kuyuya atmaya çalışıyorlar.

Onun için, Kürt kardeşlerime diyorum ki, yol yakınken yanlıştan dönün. Size dost gibi sokulan düşmanların arkasından gitmeyin. Bunların sözü yalan, vaadi yalan, plan ve propagandası yalandır. Irkınızdan görünseler de çokları ırkınızdan değildir. Dininizden hiç değildirler. Bütün Müslümanlar gibi, sizin için de kurtuluş İslâm kardeşliğinde ve Müslüman birliğindedir. Kendi devletiniz ve hükümetiniz, sizi boğmak için açılan çukurlardan sizi çıkarıp kurtardı; bir daha düşmanlarınıza sizin için ölüm çukurları açma fırsatı vermeyin. Çünkü, bir daha yardımınıza gelen olmayabilir.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.