Okur Postası

Lağım içindeki kurtçuklar

Gazetemiz okurlarından Kubilay Ertekin, "Lağım içindeki kurtçuklar" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Lağım içindeki kurtçuklar
-

Başlıktaki ifâdeyi “Küfre rızâ, küfürdür” İslâmî kuralına göre değerlendirmek istediğim için kullandım. Türkçesi; kâfirliğe râzı olmak, onu hoş görmek ve kâfirce davranmak, dîne ve dindara yapılan zulmü alkışlamak, kâfire benzemek kâfirliktir!... Sözünün özetidir. Bu ifâde Kur’an ve hadîs-i şerife dayanan hükümlerin özünü ve esâsını teşkil etmektedir. En sivri zekâlısından en beyinsiz insanın bildiği bir gerçektir ki, ‘küfür’ bir şeyi ret ve inkârdır. Özellikle dînî tâbir ve kuralları, inançları, mukaddes olan ve aziz kılınanların tamâmını ya da bir kısmını inkâr, tahkir, tezyifte bulunup hakâret etmek, alaya ve hafife alıp doğrudan ya da dolaylı olarak saldırmak küfrü gerektirir. Bu iğrençliği meslek ve meşrep olarak yapan her şahıs, kurum ve siyâsi yapılar o kurala göre necistir, pistir ve âmiyâne tâbirle bir lağım çukurudur. İşte o lağım içinde bulunup ta kendini Müslüman (!) tesmiye edenler ise kurtçuklardır...

Eskiden olduğu gibi İslâmî değerlere saldırmak, dolaylı ve imâ ile değil doğrudan ve açık bir şekilde millete göstere, göstere yapılmaktadır. Müslimi, kâfiri, fâciri, fâsıkı ile iyisi ve kötüsü bu saldırı ve tecâvüzlerin her çeşidini Tv’lerde görüyor, yapan iffetsizin şom ağzından duyuyor ve yazılı basında okuyorlar. Buna rağmen bir kısım Müslümanların(!) öylesi habâsetin, siyâsi yapının içinde bulunmaları, ülkemizde ve İslâm toplumunda yaşamasına sebep olmaları, tıpkı pislik içindeki kurtçukların hayâtiyetine benzemektedirler. Olaya başka açıdan baktığımızda, bâzı kesimlerin dînî hassâsiyetleri o küfür ve hakâretleri duya, duya donuklaşıp kanıksamış, öylesine tahrip ve talan edilerek aşındırılmış ki, nerde durup kime hizmet ettiğini ve nasıl yaşayıp ne yaptıklarının farkında bile değiller. O lağım içinde yaşamaktan, inançlarına yapılan onca küfür ve hakâretten tiksinmiyor ve iğrenmiyorlar. Ama onun iğrenç kokusu ve millete verdiği sayısız zararları, inançlara yaptığı tahribâtları düşmanlar bile yapmazlar. Fazla ayrıntıya girmeden bâzı örnekler vermek istiyorum…

1-“Sizin ve inandığınız o Allâh’ınızın belâsını versin!”

2-“Bu ezanlardan bunalıyor ve boğulacak gibi oluyorum. O yüzden yurdumun üstünde okunmasını aslâ istemiyorum.”                  

3-“Şehitler ölmez, vatan bölünmez lafından iğrendiğim kadar hiç bir şeyden tiksinip nefret ettiğimi hatırlamıyorum.”

Daha buna benzer her gün yapılan yüzlerce, binlerce hakâret ve rezillikler zikredilebilir. Ama gerisini saymaya gerek yok.

Eğer bir ülkenin mahallî yetkilileri sorumsuz ve umursamaz, kânunları yetersiz ve etkisiz, halkı özellikle Müslüman(!) geçinenler duyarsız olursa, o ülkede daha nice küfürler yapılır, sokak ve caddelerinde Fidel Castro’nun boy, boy afişlerini görür, minârelerinde ise ezan sesleri yerine Bolşevik Baykuşlarının seslerini dinlersiniz.

Bir mü’min için bundan daha büyük bir zillet ve onursuzluk olur mu!? Ayrıca bu hezeyanları kusan ve her alanda onlara sâhip çıkan, koruyup-kollayan her kurum ve kuruluşlar DÎNÎ açıdan necistirler, yâni pislik ve lağımdır. Öylesi yapılara destek olan fertlerde, özellikle kendini Müslüman sananlar ise o lağım içindeki kurtçuklardır. Belki tâbir, teşbih ve benzetmeleri çok ağır görenler olabilir. Ama sonuca bakın!.... Seçim dönemlerinde İzmir’in sokak ve caddelerinde Fidel Kastro’nun posterlerinden sonra şimdide minârelerinde İtalyan komünist parti marşı olan “Çav Bellâ”yı ve solcu haşarâtın şarkılarını duyar olduk. (21/5/2020 tüm basından) Şimdi bu habâsete sebep olan ve yapanlara hangi sıfatı kullanacağız? Ey ehli dâniş ilim, irfan, hikmet(!)ve vicdan sâhipleri siz söyleyin!

Bu ülke işgal döneminde bile böylesi âdî, alçak ve hâince bir saldırıyla karşılaşmamıştı...

Bunun iki sebebi var. Birincisi ülkedeki hürriyet ortamının bu iktidar döneminde alabildiğine geniş tutulması. İkincisi de bu zihniyetteki sefil ve rezillerin, onları koruyan her tür kurum ve siyâsi yapının millî irâde ve inanç düşmanlıklarının dış düşmanlardan çok daha fazla ve daha şedît olmalarıdır. İşte sapık ideoloji ve doktrinlerin beslediği habâset yığınlarından beklenen şey, milletin mukaddeslerine kin ve nefret kusmaktır. Nitekim bu millet 80-90 yıldır bu zihniyetle mücâdele içindedir. Ama acı olan şey, bu kuburun içindekilerin (bizden görünen, ehli salât geçinen) kurtçukların olmasıdır…

Yukarıda geçen o iğrenç alıntılar, ülkedeki mâhut siyâsi yapının faal elemanlarıdır. İşte o kurum bu habislerin hiç birisini dışlayıp tel’in etmediği gibi, onlara sâhip çıkıyor ve Bu rezillere değil, onları lânetleyen millete ve millî irâdeye, milletin Cumhurbaşkanına saldırma iffetsizliğinde bulunuyorlar. Çünkü onlar bağlı bulunduğu zihniyeti temsilde canlı bir örnektir. Bunların kökeni ise; 1940-41’lerdeki; “Bu millet Müslüman kaldıkça Avrupa bizi aslâ kabul etmez. O yüzden Anayasamıza İslâm yerine Hıristiyanlığı yazmamız gerek!” diyen Adliye nâzırı Mahmut Esat’lara dayanmaktadır... Aradan bir asra yakın zaman geçmiş ama değişen bir şeyin olmadığı görülmektedir. Tıpkı inançlarına en ağır küfür ve hakâretler yapıldığı halde aynı siyâsi yapıya sâhip çıkarak bir davar sürüsü şeklinde onların peşlerinde gidenler gibi… Bu gürûhu, kuru kalabalığı uyarıp bağlı bulunduğu öylesi sapık ideolojilerden ayırmadan, gerçekleri göstermeden, o zihniyetin millete yaptığı ahlâkî ve imânî talan ve tahribâtları öğretmeden ülkede huzur aramak boşuna bir gayrettir. Ülkeye yapılan yatırım ve hizmetler kadar o kesime acı gerçekleri göstermek gerekir. Yoksa ülkeye yapılan onca hizmetlerle ülke düşmanı yetiştirilmeye devam edilir. Merhum A. Menderes, sağladığı imkânlarla semiren alçakların gadrine uğramıştır.

Şimdi ülke içindeki darbe artıkları, heveskârları ve siyâsi destekçilerinin bu milletin tarihine, kültürüne ve tüm mukaddeslerine düşman olan “Kızılordu ve Polpot” militanlarından farkı yoktur. İnanmayan nankör ve hâinler o dönemde Demokrat Parti mensuplarına ve millete yapılan onca zulüm, barbarlık ve vahşete, tarîhi kayıtlara baksınlar… 27 Mayıs 1960’tan 60 yıl sonra mâlum siyâsi yapının müntesipleri olan habislerin başka bir şekilde İzmir’in minârelerinde çemkirmeleri işte onların devâmı ve Bolşevik baykuşlarıdır…

Ve bir itiraf; “Eğer siz 14’ler. Karşı kesimdeki grubu tasfiye edip, yurtdışına sürseydiniz ve Yassı Adayı da boşaltmaya kalkmış olsaydınız, ona fırsat vermeden, Yassı Ada’daki tüm binâların altına döşediğimiz onca tahrip kalıplarıyla hapisteki bütün insanlarla berâber havaya uçuracaktık!” (Nakleden, hasbel kader o çetenin içinde bulunan Ahmet Er. (27 Mayıs 2020 basından) İşte devran aynı devran, zihniyet, aynı zihniyettir. Ve şimdi aynı zihniyetin kalıntıları bütün kurum ve kuralları ile, medyası ve bürokratıyla Tayyip Erdoğan’ın üstüne yüklenmektedirler... Zaman zaman itiraf ettikleri şekilde ve tıpkı A. Menderes gibi onu da kan emici vampirlere ve yamyamlarına kurban etmek istiyorlar.

İşin en hazin ve acı tarafı ise içteki gâfil ve hâinlerin; Önceki yıllarda onunla aynı kaderi paylaşan, yol arkadaşlığı yapanların da bu sicilli cânilere destek olma gaflet, dalâlet ve hıyâneti içinde olmalarıdır…

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.