Okur Postası

Meclis kürsüsünden tükenişin son çığlıkları

Gazetemiz okurlarından Ali Lale, "Meclis kürsüsünden tükenişin son çığlıkları" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Meclis kürsüsünden tükenişin son çığlıkları
-

06.06.2020 Cumartesi günüydü. Günlük gazetelerin köşe yazıları okumuştum. İçerde biraz gezip dinledikten sonra, cumartesi keyfini sakin ve güzel bir şehrimiz Adıyaman‘dan çay içerek geçirdim. Daha sonra şehre arabayla bir tur attım. Eve döndüğümden bilgisayarı açma yerine cep telefonuna bakmayı tercih ettim. Telefonumu aldığım gibi Twitter baktım, açtığım da Meclis kürsüsünde biri bağırıp çağırıyor. Sanki pamuk tarlasından ırgatlık yapmış, çalışmaların karşılığını tarla sahibi tarafından verilmemiş o da tükenmiş haliyle bar bar bağırıyor, nasıl olsa cebinde beş kuruş kalmamış kimseden de bir beklentisi yok gibi bağırıyordu. Yalnız bu işçi gibi değil ha, bu, ayda 20.000 TL alıyor. Belki daha fazlasını... Bu milletvekili kimdir yemin ediyorum bilmiyorum. Çünkü benim o kişinin şahsıyla ilgili problemim yoktur. Ancak sarf ettiği sözler yenilir yutulur sözler değildi ve bu yazıya başladım. Ancak tekrar baktığımdan bu sefer yazıyı okudum.

Aynen videodan alarak yazıyorum. Bunu Eski Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek paylaşmıştı. Sonra Twitter’dan okudum. HDP İstanbul Milletvekili Musa PİROĞLU, “ABD’de olanlardan korkun, Gezi’yi hatırlayın ve yeni bir Gezi bekleyin, yeni Gezi, eskisi gibi olmayacak, halk ayağa kalkacak ve iktidarı da iktidarda geri kalanları da hepsini de süpürecek. Bekçi kanunuyla bu polis yasalarıyla engelleyemeyeceksiniz bunu bilin” diyordu.

ABD, suçsuz bir insanı siyah olmasından dolayı vahşi bir yöntemle öldürüyor. ABD, dün kızılderilileri, Afrika ülkelerindeki Afrikalıları, zengin kaynaklarını alarak onları da yurtlarından sürgün ediyor. Arap baharıyla birlikte bütün Arap ülkeleri ve diğer Müslüman ülkelerini de dâhil edecek şekilde ikiz kuleyi yıktırdılar. Bunu da Müslümanlara yükleyerek, kamuoyu karşısında onları şeytanlaştırmaya çalıştılar. Sırayla bu ülkelere saldırmaya başladılar. Daha önce, İran ve Irak’ı birbirine bırakmışlardı. Sekiz yıl savaştırdılar. Her taraftan milyonlarca insan öldü. Sakat kaldılar, mülteci durumuna düştüler, ABD ve yandaşları ise tüm silahlarını onlara satarak petrollerine ortak oldular ve onları haçlı pazarı haline dönüştürdüler. Afganistan’ı, Mısır’ı, Libya’yı daha birçok ülkeyi kendine bağımlı hale getirdiler. Bu ülkelere ait zengin kaynaklarını talan ettiler. Tüm yaptıkları bu haydutluklarına da birer kılıf uydurdular. Kendi içindeki siyahileri de bütün imkânlardan mahrum ettiler. Eski Türkiye’de meydana gelen darbelerin yapılması için taraftarlarına emir veren de düğmeyi basan da yine ABD idi.

Dün Türkiye’de Türk-Kürt ayrımı yapan toplumu ırkçılığa yönlendiren, bununla yetinmeyerek, ülkemizin zenginliği olan mezhep kışkırtmalarında gündeme getirerek, Alevi-Sünni çatışmasını meydana getiren, Türkiye’yi bir alev topu haline getiren, derin yapı ve işbirlikçileri değil miydi? Bugünde aynen rotasına devam ediyor, ancak COVİD-19’la bu ülkeler biraz nefes aldılar.

Ülkenin huzuru ve gelişmesi; ne zaman ki toplum olarak ırkçılık yerine inancı, ayrılık yerine birliği, nefret yerine, sevgiyi, adaletsizlik yerine adaleti tesis ettiğimizde bu ülke ve halkı huzura ve refaha kavuşacaktır. Tabii ki bunun da gerçekleşmesi için Türkiye’deki siyaset ve siyasetçilerin halka rağmen siyaset anlayışı değil de, halka hizmet için siyasi anlayışı geliştirmelidirler. İpi başkasının elinde olmadan kendi inisiyatifleriyle hareket ettikleri zaman, bu toplum medeni bir toplum olacaktır. Dün, Adnan Menderes’in yakasına yapışarak demokrasi istiyorum diyen bir adama; demokrasi nedir, diye sorsaydın belki cevap veremeyecektir. Çünkü birileri onu o şekilde kurgulamıştır. Meclis kürsüsünde bağıran milletvekilimize bir sorun, sen ne istiyorsun, desen belki de cevap vermeyecekti. Çünkü birileri öyle istiyor.

Bu ülke halkına rağmen siyasete soyunanlar bilsinler ki sittin sene geçse de iktidarı göremeyeceklerdir. Siyasetin yakın tarihini okuyarak ders alabilirsiniz. Türkle-Kürdü etle tırnak gibi olmuştur. Onların arasına nifak koyarak ayrılma yerine, adaleti, sevgiyi kardeşliği yerleştirerek ve geliştirerek sağlıklı bir toplum olma yolunda yapılacak tüm çaba ve gayretler bence kutsal bir uğrayış ve davranış şekli olacaktır. Çünkü Allah’ın yarattığı canı ancak Allah alır. Yeryüzünün ve gökyüzün sahibi odur. Onun tersine giden kim olursa olsun bir gün sert kaya çarpılacaktır.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.