Sağlık

Modern tıp çaresiz kalıyor! Geleneksel tıp çare olabilir mi?

İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Tokaç, geleneksel tıp tedavilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Modern tıp çaresiz kalıyor! Geleneksel tıp çare olabilir mi?
-

 İsmail Uğur  yeniakit.com.tr 

24 Nisan’da İstanbul’da Cumhurbaşkanlığı himayesinde Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenecek Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Kongresi, Türkiye’de uzun yıllardır ihmal edilen geleneksel tedavi yöntemlerini yeniden gündeme taşıyacak. Geleneksel tedavilerle ilgili yeniakit.com.tr’ye konuşan İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Tokaç, geleneksel tıp konusunda Türkiye’nin büyük bir potansiyele sahip olduğunu söyledi. İşte GETAT Kongresi’nde konuşma yapacak Doç. Dr. Mahmut Tokaç ile yaptığımız röportaj.

Geleneksel tıp istismar edildi

- Geleneksel ve tamamlayıcı tıp modern tıbbın alternatifi midir? Modern tıpçılar neden geleneksel tedavi yöntemlerine mesafeli duruyorlar?

- Geleneksel ve tamamlayıcı tıp modern tıbbın alternatifi değil yardımcısıdır. Modern tıp eğitimi almış olan hekimlerin bir kısmının geleneksel tedavi yöntemlerine mesafeli durmalarının temelinde geleneksel tıp hakkında yeterli bilgi sahibi olmamaları geliyor. Tabii ki tek sebep sadece bu değil. Maalesef geleneksel tıp uyguladığını iddia eden bir kısım insanların bunu istismar aracı olarak kullanması ve her şeyi tedavi edebilecekleri iddiasında bulunmaları da modern tıp eğitimi almış hekimlerin geleneksel tedavilere güvensizlik duymalarındaki bir başka sebep. En önemli ve belki de mutlaka izale edilmesi gereken bir sebep de modern tıp eğitiminde öğretilen ve kanıta dayalı olarak ortaya konulan bilimsel bilgilere olan güvendir. Geleneksel yöntemler bu anlamda henüz modern tıp kadar kanıt düzeyine ulaşamamış durumda. Böyle olunca da haliyle mesafeli durma ihtiyacı hissediyorlar. Ancak bu konularda hiç kanıt olmadığını söyleyemeyiz. Modern tıbbın kanıt oluşturma metodlarının geleneksel tedavi yöntemlerine bire bir uygulanmasındaki zorluklardan bahsetmemiz gerekiyor. Yine modern tıbbın tedavi aracı olan ilaçlar hakkında kanıt oluşturacak deneylerin maliyetlerinin çok yüksek oluşu ve büyük ilaç firmalarının bu maliyetleri geliştirdikleri ilaçları patent korumalarıyla tekel oluşturup tüm dünyaya yüksek fiyatlarla satarak karşılama durumlarına karşın geleneksel tedavi araştırmalarından bazen elde edilecek bir ürünün bile olmaması ya da olsa bile patentlenememesi dolayısıyla maliyetleri karşılayamayacağından araştırma yapılmasının zorluğu da ayrı bir husus. Tüm bunlar bir araya gelince modern tıp uygulamalarına göre daha kanıt düzeyinin düşük olması bazı hekimlerin geleneksel tedavilere mesafeli durmasına hatta karşısında olmasına sebep olabilmekte. Ancak geleneksel tedaviler hakkında bilgilenme arttıkça muarızların sayısı gittikçe azalmaktadır ve yakında daha da azalacağını ümit ediyorum.

Her bitki zararsız değildir

- TV’lerde kendisini fitoterapist olarak tanıtan bir yığın isim dolaşıyor. Farklı bitkisel yöntemler tavsiye ederek insanları yönlendiriyorlar. Neredeyse magazinsel hale gelmiş bu tür tedavi tavsiyelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Maalesef bunlar yüzünden gerçek fitoterapi hakkında yanlış kanaatler oluşuyor ya da bunlara inanarak sağlıklarını kaybeden insanlar oluyor. Halk arasında doğal olanın zararsız olduğu şeklinde yaygın bir yanlış kanaat var. Doğal olanların arasında da sağlığa zararlı olan bitkiler olabilir ki bunun en bilinen örneği mantarlardır. Mantarların bir kısmı zehirlidir ve yiyen insanlar kısa sürede ölür. Yine Karadeniz bölgesinde Deli Bal diye bilinen bir bal türü vardır ki bir tatlı kaşığından fazla yerseniz sizi perişan eder. Bunun birçok örnekleri sıralanabilir ancak bazen normal şartlarda zararı olmayan bitkiler uygun şekilde toplanıp kurutulmadığı ya da uygunsuz yerlerde depolandığı zaman zararlı hale gelebilmektedir ki herkesin yakinen bildiği aflatoksin maddesi uygunsuz saklanan birçok bitkide ortaya çıkan zararlı bir maddedir. O yüzden vatandaşlarımıza işi magazinsel şarlatanlık düzeyine getirenlerden uzak durmalarını öneririm. Halkımız doğal diye her duyduğuna güvenmesinler. Hele bir de Gıda Takviyesi adı altında tamamen doğal olduğu iddiası ile satılan ürünler var ki bunlara son derece temkinli yaklaşsınlar çünkü bu işin sahtekarları çok maalesef. Geçtiğimiz yıllarda içeriğinde doğal yosun var başka bir şey yok diye reklamı yapılarak zayıflatan gıda takviyesi diye satılan Lida isimli ürün dolayısıyla ölenler olunca araştırıldığında içinde sentetik ilaç maddesi bulundu ve bu ilaç olarak kullanımına izin verilen miktarın kat be kat fazlasını içeriyordu. Bu itibarla özellikle zayıflatma ya da cinsel gücü arttırma iddiasında bulunanlar başta olmak üzere iddialı gıda takviyelerinden uzak durmaları sağlıkları açışından son derece önemli.

Türkiye bitki çeşitliliği bakımından büyük potansiyele sahip

- Bitkisel bazlı doğal drogların birçoğu yurt dışı menşeili. Halbuki Türkiye’nin doğal bitki çeşitliliği açısından çok zengin olduğu söyleniyor. Türkiye bitki zenginliğini yeterli düzeyde tedavi alanına aktarabiliyor mu, yoksa bu konuda neler yapılmalıdır?

- Çok doğru bir noktaya parmak bastınız. Yurt dışından gelen birçok doğal drogun aslında kaynak yeri yine Türkiye. Maalesef biz bunları bitki halinde yok pahasına satıp sonra drog olarak yüzlerce kat fazla para verip geri alıyoruz. Ülkemiz endemik diye adlandırılan bitkiler açısından o kadar zengin ki tüm Avrupa'daki bitki çeşidinden çok daha fazlası ülkemizde var. Ülke olarak bu zenginliğimizi değerlendirmek üzere projeler gerçekleştirmeliyiz. Eski Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu bu konuda ciddi adımlar atmıştı. İnşallah arkasından gelenler bu projeleri devam ettirirler. Tüm dünyanın bitkisel drog kaynağı haline gelebilir, bunlardan ülkemize ciddi bir gelir elde edebiliriz. Üstelik endemik bitkilerimizin kökünü kurutacak tarzda plansız toplamaların da önüne geçilmiş olur. Malumunuz uygunsuz toplamalar yüzünden sahlep bitkisinin nesli tükenmekle karşı karşıya kalmıştır ne yazık ki. Planlı bir toplama ile bu gibi olumsuzluklar da yaşanmamış olur.

Geleneksel ve koruyucu yöntemler en kolayıdır

- Yaptığım araştırmalarda Finlandiya Sağlık Bakanlığı, hastane sayısını azaltarak, önleyici tedaviye ağırlık verilmesi yönünde bir sağlık politikası başlatma kararı almış. Tamamlayıcı veya geleneksel tıbbın amacı da bu değil midir? Lokman Hekim’e ait olduğu söylenen “Yedikleriniz ilacınız olsun, ilacınız yedikleriniz olsun” sözü sağlık için bu felsefeyi ifade etmez mi?

- Koruyucu hekimlik tedavi edici hekimlikten daima önce gelir. Meşhur bir sözdür; "Hastalanmamaya çalışmak hastalandıktan sonra tedavi olmaktan her zaman daha ucuzdur." denir. Bizim geleneksel tıp kitaplarımızda önce sağlığın korunmasına ilişkin tavsiyeler verilir sonra hastalıkların tedavilerinden bahsedilirdi. Gelişmiş ülkeler yaşlanan nüfus ve buna bağlı artan sağlık harcamaları karşısında koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık vermektedirler. Bunun yanında geleneksel yöntemleri de sağlık harcamalarını azaltmada bir araç olarak görmektedirler. Çünkü geleneksel yöntemler bir yandan tedavi edici özellikleri taşırken bir yandan da sağlığı koruyucu etkileriyle tercih edilmektedir. Batı ülkeleri geleneksel yöntemleri sosyal güvenlik harcamalarını azaltma vesilesi görürken bizim Sosyal Güvenlik Kurumumuz, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına ilişkin kanun çıkar çıkmaz kendi kanununa geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları ödenmez diye bir madde ekledi. Anlaşılır gibi değil.

Kronik hastalıklarda yüz güldüren sonuçlar alınacağını umuyorum

- GETAT Kongresi’nin sağlık sektörüne önemli katkılar sağlayacağını düşünüyor musunuz?

- Önümüzdeki günlerde 2. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresinin ikincisini gerçekleştireceğiz. Bu kongrede geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanlarında yapılan bilimsel çalışmalar sunulacak. Kongrenin teması kronik hastalıklarda GETAT uygulamaları olacak. Obeziteden diyabete, hipertansiyondan alerjiye kadar pek çok alanda GETAT uygulamalarından örnekler verilecek. İnşallah bu ve benzeri kongreler çoğaldıkça, kanıta dayalı bilimsel verilerle daha fazla desteklenen geleneksel tıp uygulamaları tüm hekim camiası tarafından kabul edilmeye başlanacak ve özellikle modern tıbbın çaresiz kaldığı kronik hastalıklarda daha yüz güldürücü sonuçlar alınmaya başlanacaktır diye ümit ediyorum.

Doç. Dr. Mahmut Tokaç kimdir?

1963 yılında Ordu, Ünye’de doğdu. 1979’da Ünye Lisesi’nden, 1985’te İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Deontoloji ve Tıp Tarihi Bölümü’nde doktorasını tamamladı. 2002-2003 tarihleri arasında İstanbul 112 Ambulans Komuta Merkezi Başhekimliği, 2003-2009’da Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlüğü, 2009-2013 arasında İstanbul Başakşehir Devlet Hastanesi Başhekimliği görevlerinde bulundu. Halen İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olarak akademik hayatına devam etmekte, aynı üniversitede Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü olarak görev yapmaktadır. Sağlık Bakanlığının Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Bilim Komisyonu üyesidir. 24-27 Nisan 2019 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek olan 2. Uluslararası GETAT Kongresinin Bilim Kurulunda yer almaktadır.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.