Okur Postası

Namaz Dİnin Direğidir

Gazetemiz okurlarından Hacı Ahmet Ünlü, "Namaz Dİnin Direğidir " başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Namaz Dİnin Direğidir
-

ALLAH Subhanehu ve Teâlâ bizleri yoktan yarattı ve her dâim yaşatmakta. İmtihan yurdu olan dünyâya yollamış, her an rızıklandırmaktadır. O Rabb ki, bizleri dünyâya yolladığında, bizden fazla bir şey istemedi. Yalnızca kendisine ibâdet etmemizi emretti. Bunun için de uzun bir ömür verdi.

Rahmân olan Allâh Azze ve Celle bir günü yirmi dört saat kıldı. Bunun birkaç saatini ibâdete ayırmamızı, diğer kalan zamanda ise, meşru sınırlar dâiresinde, bizleri serbest bıraktı.

Rabb Teâlâ’nın ilk emrettiği hakîkat “îmân”, îmândan sonra sorumlu tuttuğu en önemli emâneti ise “namazdır”. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: “Namaz dînin direğidir.” (Buhari, Müslim) buyurmuştur.

Nasıl bir binâ kolonsuz, bir çadırda da direksiz ayakta kalamaz ise, Müslüman da namazsız olamaz. Hadiste bu açık bir şekilde beyân edilmiştir.

Namaz Allâh Subhânehu’nun yaratma, yaşatma, rızıklandırma ve buna benzer yüzlerce nimetinin karşılığı olarak bizlerden istediği bir ibâdettir. Kısaca namaz emânettir. Zira Namaz vakti girdiğinde, Ali radîyallâhu anh’ın yüzünün rengi değişir, şöyle derdi: “Emânetin vakti geldi. Bu öyle bir emânet ki ne yer, ne de gök onun emânetini almaya cesaret bile edemedi.” Namaz öyle bir emânet ki, ne yer, ne de gök bu sorumluluğu yüklenebildi. Yalnızca insânlar bu görevi üstlendi.

Ancak günümüzde bu emânete sahip çıkılmamakta, insânlar bu görevi unutmakta hatta unutturmaktadır. Zamanımızdaki toplum namazsızlığa o denli alışmıştır ki, namaz kılmayı dâhi ayrıcalık saymaktadır. Namaza neden yönelmedikleri insânlara sorulduğunda “kalbimiz temiz” cevabı alınır. Hâlbuki kalbi temiz olanlar, namazlarını dosdoğru kılan ve son Nebinin izinden ayrılmayanlardır. Yâni, sadece namazı edâ etmek yetmiyor, Nebinin izinden giderek dosdoğru olmakta gerekiyor. Tıpkı Peygamber Efendimiz gibi; Rabbin huzurunda durmak, onun gibi huşu içerisinde namazı kılmak da namazı hakkınca edâ etmek için önemlidir.

Peki, huşu nedir?

Huşu: Kalbin yumuşaklığı, inceliği, hüznü ve yakınlığıdır. Kalbin huşulu olması, diğer organlarında huşulu olmasını gerekli kılmaktadır. Zira kalp bedenin efendisidir. Yani huşu sadece kalpte değil, bedenin tüm âzâları için gereklidir.

Namazda huşu ise; Hiçbir şey düşünmeden namaz kılmak manasında değildir. Zaten bu insânın fıtratına da terstir.

Namazda huşulu olmak: Okunan ayetleri tefekkür etmek ve Rabbin huzurunda olduğunu düşünmektir.

Namaz, huşulu kılmak niyetiyle başlayıp, namaz amellerini gereği gibi yerine getirmektir. Dünyâyı düşünmeyip, boş ve gereksiz fiillerden yüz çevirmektir.

Ömer radîyallâhu anh’a namazda ne düşünüldüğü sorulduğunda o: “Ordumun düzenini nasıl ayarlamam gerektiğini düşünürüm” demiştir. Bunun namazdaki huşusunu bozmadığını ifâde etmiştir. Namazda huşu içerisinde olmak gerçekten de müminler için çok önemlidir. Çünkü namaz; Rabbin bizleri yükümlü tuttuğu bir emri, bir emânetidir. Allâh Celle Celâluhu Müslümanların vasıflarını sayarken: “Onlar namazlarını huşu içinde edâ ederler” (Muminun:23/9) buyurmuştur.

 

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.