Okur Postası

Ne kadar derinlik o kadar serinlik

Gazetemiz okurlarından Nesibe Aldemir, ‘Ne kadar derinlik o kadar serinlik’ başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Ne kadar derinlik o kadar serinlik
-

‘’Derinlik diyorum azizim derinlik!

Ne kadar derinse insan o kadar serindir boşluklara,

Unutma! Yüzeyde kalır hakikate gölge düşüren kuru dallar,

Nihayetinde durulur bulanık sular,

Tasalanma! Derinde biriktirdiklerin inciyse eni sonu gün yüzüne çıkar.’’

 Sığ suları bilirsiniz, çok ağır yükleri kaldıramazlar. Tıpkı küçücük bir sözü, davranışı ve olumsuzluğu kaldıramayan insanlar gibi. Hemen celallenen, küçük bir olayda dahi ses yükselten, kendi bildiğinden şaşmayan kısacası sığ düşünüp sığ yaşayanlar...

 Küçük bir dalgada köpüren, iki taş ile taşan, bulanmaya hazır sığ sular. Buluttan nem alan insanlar misali...  Oysa hayat denilen yolu aşmak için derinliğe ihtiyaç vardır. Bu yolu yürürken birçok engelle karşılaşırız. Büyük büyük dağlar aşılır kimi zaman. Karla karışık yağmurla geçer kimi günler. Tutunacak bir dalının kalmadığını hisseder insan.

 Yol uzun gelir, yolcu takatsiz kalır. Velhasıl tükenir umutlar, sığ sularda yaşama tutunamaz canlılar, rengarenk balıkların nefesi tükenir.  Suları derinleştirmek iyi gelir o vakit bir derin nefes almak uğruna! Gücün yettiğince, yapabildiklerini yaptıktan sonrası yani  ‘’tevekkül’’. Evet tevekkül değil midir en anlamlı derinlik? Ardından ise ferahlık!

 Derinliğe giden yol ilimsiz ve amelsiz olmaz elbette ki.. Hergün yeni bir bilgiyle donanmak ve böylece güne anlam katmaktır önemli olan. Bilenle bilmeyen bir olmaz ikrarı ne kadar da ışık gölgede kalan yanımıza. Ruhu doyurmak, kalbi iyi beslemek ilimle hemhal olmaktan geçer. Okumak, kavramak, anlamak ve en önemlisi de anlamlandırmaktır öğrenileni değerli kılan. Hayata aktarılmayan bilgi derine inmez, sığ suların yüzeyinde güneşle buhar olur.

Sokağa çıkmak ve yaşama dokunmak netice olarak  ‘’kendi kabuğunda yaşamak’’ düşüncesini yıkmak. Öyle ya kendi kabuğunda yaşayanlar sığ sulara mahkumdur. Okyanuslara erişmek ise insana varmaktan geçer. Çünkü her insan bir deryadır gönül taşır, iz bırakandır geçmişe geleceğe. O gönüllerde gizlidir inci, cevher. Görmezden gelmek kimin haddine! Bir çocuktan dahi öğreneceklerimiz var iken ilme olan açlığını saklamak neden?

Ah bu insandan kaçışın, hayattan kaçışın! Kaçtıkça vardığın yer yine sığ sular... Ufkuna gölge düşüren, öfkene esir eden, benliğinde boğulduğun sığ sular... Seni ne kadar da âsi yapar. Asaletine gölge düşürür. Kuru dal misali işe yaramaz kılar. Fakat ne çabuk unuttu insan Eşref-i Mahlûkat olarak yaratılma şerefini? İnsanı özelliklerle donatmasan kendini ne anlamı kalır ki insan olmanın? Sığ sularda sağa sola yalpalanmak insana insan olmanın tadını vermiyor, vermez.

İnsanlığın tadı derinlikte gizlidir. Derin düşünmek ve bu düşünceleri hayata enjekte etmektir ehemmiyeti olan. Çünkü derin olan kaldırır. Hayatın basit ve anlamsız noktalarında takılı kalmaz. Kaldığı yerden devam etmesini bilir, düştüğü yerden kalkmasını da. Daha da derinliğin ötesi düşenin elinden tutar, yolda kalana rehber olur. Öyle ya büyük gemiler derin sularda yol alır. Büyük köprüler de derin sular üstüne inşa edilir. Öyle ise derinde ol, serin de kal! Derinliğe giden yol sabır, tefekkür, tevekkül, ilim ve salih amelden  geçer. Geçtiğin bu yollar doldurur seni, doldukça derinleşir sular. Derin suların akış yönü doluya doğrudur. Doluluğun verdiği bir huzurla bir Şairin mısraları gelir akla ‘’Men doluyum men doluna akarım’’...

  

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.