İSLAM

Nüzul ne demektir?

İslami terminolojide önemli bir yeri olan nüzul kavramı neyi ifade etmektedir? Nüzül ifadesini duyduğumuzda neyi anlamalıyız?

Nüzul ne demektir?
-

Nüzul nedir? Nüzul ne demek? Nüzul kavramından ne anlamalıyız? Tüm bu soruların yanıtını Akit okuyucuların için derledik...

Nüzul nedir?

 

Yukardan aşağıya inme, nâzil olma. Yolculuk sırasında bir yere konma anlamlarına gelmektedir.

 

 


Nüzul kelimesine örnek cümleler

Allâh Teâlâ beşeriyete lutfettiği son Kitâb’ını en mükemmel bir sûrette ve Arap lisânı ile inzâl buyurmayı murâd ettiğinden, bu dili konuşan insanlara Kur’ân’ın nüzûlünden asırlar evvel başlamak üzere bir talâkat (konuşma güzelliği), belâgat (söz güzelliği) ve edebiyat temâyülü vermiştir. Araplar, çeşitli yarışmalarla bu sahada faâliyet gösterirken, dillerinin daha da inkişâf etmesini sağlamışlar ve netîcede bu lisân, ilâhî kelâmı ifâdeye medâr olacak bir zenginlik ve mükemmellik kazanmıştır.

 

“Muhakkak ki (şu) mü’minler (ebedî) kurtuluşa ermiştir: Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.” (el-Mü’minûn, 1-2)

Bu âyet-i kerîmelerin nüzûlünden sonra ashâb-ı kirâm (büyük bir huşû içinde) başlarını önlerine eğmeye başladılar.

 

İlk inen âyetler, “kalem”in ve “yazdığı satırlar”ın medh ü senâsına hasredilmiş ve nüzûl süreci boyunca “yazılmış olan bilgiler” mânâsına gelen “Kitâb” kelimesi üzerinde ısrarla durulmuştur.57 Bu sebeple Allah Rasûlü r, Kur’ân’ı muhâfaza etmek için, ezberlenmesinin yanında yazılmasına da büyük bir ehemmiyet vermiştir.

 

Cenâb-ı Hakk’ın zât-ı ulûhiyeti, sıfatları, fiilleri, melekler, cinler ve kabir âlemi, Cennet ve Cehennem ile alâkalı haberler, bilhassa ehl-i kitâb, münâfık ve müşriklerin içlerinden geçirdikleri hîle ve tuzaklar ile psikolojik yapılarını anlatan âyetler de nüzul zamanıyla alâkalı gaybî bilgilerdir.


“Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız husûsunda imtihân olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden eziyet verici birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allâh’tan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz ki bu, azmedilmesi gereken şerefli işlerdendir.” (Âl-i İmrân, 186) âyet-i kerîmesi nâzil oldu. Peygamber Efendimiz ve ashâbı, kıtâl âyetinin nüzûlünden önce müşriklerden ve ehl-i kitâbdan gördükleri bu nevî eziyetler sebebiyle onları, -emrolundukları üzere- affederlerdi.


Nebîler silsilesinin ilk ve son halkası, Seyyidü’l-Kevneyn, Rasûlü’sSekaleyn, İmâmü’l-Harameyn, Varlık Nûru, Âlemlere Rahmet Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Vedâ Haccı’ndan sonra ateşli bir hastalığa tutuldular. Bu hastalık, O’nu ümmetinden ayıracak, ömrü boyunca arzu ettiği Refîk-ı A’lâ’sına kavuşturacak olan vefât hastalığı idi. Zâten “Nasr Sûresi”nin nüzûlü ile ecelinin yaklaştığını öğrenmiş bulunan Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem-, artık son yolculuğa hazırlanıyorlardı. Ölülerle de dirilerle de îmâlı bir şekilde vedâlaşmaktaydılar. Nitekim hastalanmadan bir gün önce Medîne’nin Cennetü’l-Bakî‘ denilen mezarlığına gitmişler, ölüler için:

“–Ey büyük Allâh’ım! Burada yatanlardan mağfiretini esirgeme!” diyerek duâ buyurmuşlardı. (Ahmed, III, 489)

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.