15 Temmuz

O gece millet şahlandı 140 senedir oynanan oyunu bozdu

Gazetemiz yazarlarından Ali Erkan Kavaklı, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 3. yıl dönümüne ilişkin bir yazı kaleme aldı.

O gece millet şahlandı 140 senedir oynanan oyunu bozdu
-

15 Temmuz 2016 muhteşem şahlanışın adıdır. O gece sabaha kadar AKOM’un (Afet Koordinasyon Merkezi) önünde idim.

Yüreğimde kasırgalar esiyor, zihnimde şimşekler çakıyor, kara göklerde F-16’lar uçuyor, abdestimi aldım, öyle sokağa çıktım. Bir baktım her tarafta imanlı yürekler şahadete koşuyor. Gölbaşı’na bombalar düşüyor, Polis Akademisi’nde can alıyor, yiğitler can veriyor.

Öz vatanımızda ordumuzun üniformasını çalmış hainler, kendi silahlarımızla bizi vuruyorlar.

Asil milletin yiğit evlatları her tarafta işgalcilere meydan okuyor.

Sabaha kadar AKOM’un önünde zalimlere direndik. Eli bayraklı yiğitler, eli silahlılar hainlere meydan okuduk:

Asker kışlaya!.. Fetö’nün piçleri bizi yıldıramaz!.. Zulme direneceğiz!.. Zalimlere ölüm!..

Yüzlerce şahadet olma cesaretini kuşanmış, abdestli, ağzı dualı, cesur yürekli yiğit…

Sabaha kadar cephede kan kustuk, ter döktük, ölümüne direndik.

Üzerimizden F 16’lar alçak uçuş yaptı.

Sonik patlamalar kulaklarımızı sağır etti.

Makineli tüfek mermileri üzerimizde uçuştu.

Kepçe operatörü şehit oldu, bir düzine kahraman gazi.

Şafak sökene kadar darbecilerin yüreğine korku saldık zira Akom’u kuşatmıştık.

Yüzlerce cesur yürek tarih yazdığımızı sabahleyin fark ettik.

Darbeler tarihinde hiç böyle olmamıştı. Millet abdestini, cesaretini, duasını ve bayrağını alıp eli silahlı hainlerin üzerine hiç yürümemişti.

Darbeciler şaşırdılar. Namluları önce havaya çevirip ateşlediler.

Millet ürkmedi, korkmadı, dağılmadı, yılmadı.

Sonra eli bayraklı sivillere kurşun sıktılar, makinelilerle taradılar, öldürdüler.

Millet cepheyi terk etmedi, istikbaline sahip çıktı.

Vurulanın yerini bir başkası aldı. Sabaha kadar hak ile batılın mücadelesi devam etti.

Marmaris’ten kükreyen yiğit

En cesurumuz Recep Tayyip Erdoğan idi.

İlk defa sivil bir devlet başkanı, millet iradesine saldıran darbecilere meydan okudu:

Milletimi meydanlara, havalimanlarına çağırıyorum! Zulme boyun eğmeyeceğiz. Direneceğiz!.. Ölümüne!..

Menderes’e sahip çıkamadığını yana yakıla ağlayarak anlatan babaların oğulları, Erdoğan’ın sesine kulak verdi, sokaklara aktı.

Ölüme meydan okuyan yiğitler, şehit olmak için koştular.

Milli irade katilleri zannediyorlardı ki Malazgirt’te ordusu önünde yürüyen Sultan Alpaslan tarihte kaldı.

Surların önüne dikilen ve kuşatmayı kaldırmasını tavsiye eden sadrazam Çandarlı Halil Paşa’yı azarlayan Fatih çoktan tarih oldu. Ne yiğitçe kükremişti Sultan Fatih:

Ya İstanbul beni alır ya ben İstanbul’u!.. Dönmem yoktur!

Hainler sandılar ki şehit olmak için meydana atılan Murat Hüdavendigâr tarihte kaldı ve bir daha benzeri gelmez.

Komutan kükredi ve millet ölümüne yürüdü.

Zalimlere meydanları, köprüleri, caddeleri dar etti.

Havalimanında bir cesur yürek

İstanbul Havalimanında cesur yürek Metin Doğan, tanktaki hainlerin karşısına tek başına dikildi ve haykırdı:

Ben Türk askeriyim! Siz kimin askerisiniz?

Zalimlere meydan okudu, halkı harekete geçirmek istiyordu. Tanka tırmansa saldırdı, vuruldu derler. En iyisi paletlerin önüne yatmak…

Öyle yaptı, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kahramanlığa imza attı.

Bu yiğitliği gören millet tanklarımızı gasp eden zalimlere karşı yürümekte tereddüt etmedi. Yoğun ve kanlı bir mücadele başladı. Gece yarısı esir tanklar kurtarıldı.

Darbeciler feleklerini şaşırdılar. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Hiç böyle olmamıştı. Darbeler tarihinde siviller, hiç ama hiç silahlı zalimlere meydan okumamışlardı. Hep silahlı olan kazanmıştı.

Üsküdar’da tanka meydan okuyan bir aslan parçası

Kısıklı’da tankın karşısına elinde taşla dikilen Sabri Ünal bağırdı:

“Komutan, benim yaşadığım ülkede darbe yapamazsın!..”

Savurdu taşları üst üste…

Hiç böyle olmamıştı. O zaman kadar silahlı canilere taş atanlar sadece Filistinli yiğitlerdi.

Üsküdar’da da bir yiğit çıkmış, darbeci hainleri taşlıyordu.

Köprüde bir cesur kadın

Boğaz Köprüsü’nde sırtı çantalı, başı örtülü cesur yürekli bir kadın… Adı Safiye Bayat.

Tek başına silahlı haydutların karşısına çıkmış, hesap soruyordu:

“Askerin köprüde ne işi var? Siz düşman askeri misiniz? Neden köprüyü işgal ediyorsunuz?”

Darbeci Yarbay Turgay Ödemiş, Binbaşı Ahmet Taştan şaşırdılar.

Darbeler tarihinde kadınlar, subaylara hiç hesap sormamıştı.

Erzurum’da Rus askerleri ile savaşan Nene Hatun, Dumlupınar’da Yunanlıları kovalayan Halide Onbaşı, Kastamonu’da kağnısıyla cepheye mermi taşıyan Şerife Bacı… Tarihte yaşamış kahramanlardı, analar yeni Şerife Bacılar, yeni Nene Hatunlar, yeni Halideler doğuramaz sanmışlardı.

“Yürüyün! En çok yüz- iki yüz kişi öldürürler”

Sel gibi aktı kahramanlar köprüye. En önde Erol Olçok vardı, 16 yaşında bir yiğit, Abdullah Tayyip Olçok ile yan yana yürüyorlardı. Korkusuzca, cesur, bakana cesaret veren, demir adımlarla…

Karşılarında üniformalı, katil ruhlu, vicdanı satılmış milli irade katilleri.

Eli bayraklı vatandaşlara canice ateş ediyorlardı. Vurulan bir dağ gibi yola düşüyor, Köprü asfalt, kanı yutmuyor, al kanlar oluk oluk köprüye akıyor, Boğaz sularını ala boyuyordu.

Yiğitler ordusu içinde duraklayanlar oldu. Sağdan soldan, gitmeyin, vuruyorlar, katiller, caniler yolları tutmuş diyenler vardı.

Geniş omuzlu, gölgesi Boğaz’a düşen yiğit Erol Olçok kükredi:

“Yürüyün arkadaşlar! Allah bizimle beraber. En çok elli-yüz kişi vururlar. Arkanızdan milyonlar geliyor!”

Millet kol kola girmiş, gişelere doğru akıyordu. Gişeleri geçip tanklara yaklaşınca otomatik silahlar üzerlerine çevrildi.

Yarbay Turgay Ödemiş ve Binbaşı Taştan hedef gözeterek ateş ediyor, halkı biçiyorlardı.

En önde dev gibi duran, gölgesi Boğaz’a vuran Erol Olçok aniden sarsıldı. Eli göğsüne gitti, sendeledi, bir dağ gibi devrildi. Etrafına baktı, gözleri Abdullah’ı aradı.   

Abdullah, elinde fotoğraf makinesi, tarihe şahitlik etmek için fotoğraf çekiyordu. Makineliler, insan selini tarıyordu. Büyük-küçük, kadın erkek ayırmıyorlardı.

16 yaşında bir fidan Abdullah Tayyip Olçok da vuruldu. Fidan gibi kırılan servi boylu yiğit yere serildi, kanlar içindeydi. Şehitlik koşusuna babasıyla birlikte çıkmıştı.

15 yaşındaki Halil İbrahim Yıldırım Bayrampaşa Çevik Kuvvet’in önünde şehit edildi.

16 yaşındaki Mutlucan Kılıç sabaha karşı Külliye’nin önünde F 16 mermilerinin hedefi oldu.

17 yaşındaki Mahir Ayabak havalimanında tanktan atılan mermilerin hedefi oldu.

Kahpe kurşunlar Köprü’de üç kız babası, yiğit Halil Kantarcı’yı buldu. Geniş alınlı, nur yüzlü, mangal yürekli Halil, birkaç saat önce çocukları ile fotoğraf çektirmiş, sosyal medyada paylaşmış, “Ölürsem beni böyle hatırlayın.” demişti. Dünya tatlısı kızları yetim kaldı. En küçüğü 9 aylık, ortanca 2,5, büyüğü 9 yaşlarında, cennet kokulu ana kuzuları...

Siz kimin askerisiniz? Rus mu, Yunan mı yoksa Amerikan mı?

Gökhan Altun Çengelköy’de oturuyordu. Darbe haberini Tekirdağ’da asker olan yeğeninden öğrenmiş, mahalle arkadaşları toplanarak Kısıklı’ya yürümüş, oradan da köprüye gelmişlerdi. Köprü’de işgalcileri görünce Gökhan var gücüyle bağırdı:

Siz kimin askerisiniz? Rus mu, Yunan mı, yoksa Amerikan mı? Kendi halkınıza neden silah sıkıyorsunuz?

Onları sarsmak ve vazgeçirmek istiyordu.

Katiller tankın topunu ateşlediler, eli bayraklı sivilleri vurdular. TOMA’yı param parça etti top mermisi. Gökhan Altun’un yüzüne ve sırtına 500 şarapnel saplandı, kanlar içinde yere yığıldı. Köprü kana boyandı.

Emanete ihanet değil mi halka silah doğrultmak?

Halk, sürünerek tank ve askerî araçlara yaklaştı, doğrulup hainlerin etrafını sardı.

Klima ustası 32 yaşındaki Engin Sırtıkızıl’ın tepesi atmıştı, durmadan bağırıyordu:

Yeter be, yeter!.. İstiklalimizi tehdit edin diye mi o silahları size verdik? Kafamızın tasını attırdınız artık! Millet iradesine el koyma yetkisini size kim verdi? Vatandaşın vergisiyle aldığı silahları niye vatandaşa doğrultuyorsunuz? Emanete ihanet değil mi bu? Amerika’da, Almanya’da, İngiltere’de darbe oluyor mu?.. Burası muz cumhuriyeti mi?

Millet sel olup akmıştı. Engin bir anda kendini en önde buldu. Tankın üstünden ateş eden birini görüverdi. Kan beynine sıçramıştı. Koştu ve çarçabuk tırmandı. Tankın kapağını kaldırdı, içine sprey sıktı, askerlerin gözleri kamaşınca onları çekip almaya başladı. Onunla birlikte tanka tırmananlar askerleri söküp çıkardılar.

Millete neden ateş ediyorsunuz? Siz düşman askeri misiniz?” diye haykırıyordu Engin.

Rütbeli bir hain silahını çekti ve ateşledi. Engin hem ayağından hem sırtından vurulmuştu.

Asfaltın üstüne serildi.

Genelkurmay önünde bir cesur ana

Ankara Necati Bey Caddesi’nde bir ana, eliyle silahlı askerin yakasından tutmuş, sarsıyor ve hesap soruyordu:

“Seni bunun için mi doğurduk? Kendi milletine nasıl silah çekersin? Sen düşman askeri misin?”

Kahraman Kazan’da Muhtar Ali ANAR darbeyi haber alır almaz, köy meydanına koşmuş, halkı sokağa çağırmış, en önde yürüyor ve Akıncı Üssü’nü işaret ediyordu:

Cihada gidiyorum! En önde yürümeliyim! Ben muhtarım!

Akıncı Nizamiyesinde en önde darbecilere meydan okuyor, Beykoz’dan getirilmiş SAT komandolarına kök söktürüyordu.

Kalkan uçaklar nereye gidiyor? Milleti bombalayamazsınız! Buradan uçak kalkmayacak!

Binlerce Kahraman Kazanlı, geceleyin tatlı uykusunu bölmüş, darbe üssü Akıncı’ya koşmuştu. Sabaha kadar darbecilere meydan okuyup mücadele etmişlerdi. Şafak vakti 4’ü beş geçe hainler halkı taradı, 8 şehit, 87 kahraman gazi oldu. Ali Anar, başından vurularak şehit düştü.

15 Temmuz 2016 asil milletimizin, mason localarından örgütlenen hainlerin kurduğu kumpası bozduğu tarihtir.

Asil milletimiz CIA ve masonların darbe geleneğini yerle bir etti

CIA ve MOSSAD uşakları, milletimize kendi kendini yönetme hakkını çok gördüler. Halkın seçtiği liderleri indirip yerine kuklaları getirmeye karar verdiler, ordu içinde satın aldıkları uşaklarını harekete geçirdiler.

1876’da Sultan Abdülaziz’i tahtından indirip öldürmüşlerdi. Osmanlı Devleti’ni güçlendirdi diye.

1909’da Sultan 2. Abdülhamit’e, mason locası şefi Emanuel Karassu’yu gönderip hal etmişlerdi. Yahudilere Filistin’de toprak satmadı diye…

1960’ta devşirdikleri subaylara darbe yaptırıp Menderes’i asmışlardı. Memleketi kalkındırdı, halkı dini yaşama hürriyeti verdi diye.

1971’de muhtıra vererek Süleyman Demirel’i indirmişlerdi. ABD’nin haşhaş ekimi yasaklama emrini yerine getirmedi diye.

1980’de cuntacı Kenan Evren’i kışkırtıp darbe yaptırmışlardı, ülke kalkınmasın diye. Kişi başına düşen milli gelir 416 dolardan 148’e savrulmuştu.

1997’de Erbakan Hoca’yı indirmişlerdi. D-8’leri kurdu, para havuzu kurdu diye.

Pentagon’da hesap yaptılar, Allah’ın hesabını hesaba katmadılar.

Millet başkomutanın emriyle şahlandı, iman tekniğe meydan okudu, kahraman milletimiz kahramanlık destanı yazdı, hainlerin oyununu bozdu.

CIA uşakları, mason locasına bağlı hainler; ordu içinde satın aldıkları adamları harekete geçirerek darbe yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdi.

15 Temmuzda millet “Diriliş Destanı” yazdı, TANKLARI EBABİLLER VURDU.

Beyin Vitamini: 15 Temmuzda yazılan destanı daha geniş okumak için yazarın 15 Temmuz Diriliş Destanı, 15 Temmuzda Tankları Vuran Ebabiller isimli eserlerini tavsiye ederiz.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.