Gündem

O sözler gerçek... "Paşa! Devleti kurtarabilirsin"

Geçtiğimiz senelerde Türk Tarih Kurumu tarafından çekilen "Ayrılış" filmi sosyal medyada yine gündeme geldi. Filmde Sultan Vahideddin'in Mustafa Kemal'i Milli Mücadele için teşvik etmesinin anlatılmasından rahatsız olan kesimler, tarihin çarpıtıldığını savundu, hakaretler savurdu. Tarihçi Murat Bardakçı ise sahneye destek verdi.

-

Araştırmacı, yazar ve tarih alanında kaleme aldığı eserlerle tanınan, bilhassa son Osmanlı padişahı Sultan Vahideddin hakkında yazdığı, “Şahbaba” isimli kitabıyla meşhur gazeteci Murat Bardakçı, son günlerde sosyal medyada yeniden gündeme gelen, geçtiğimiz senelerde Türk Tarih Kurumu tarafından çekilen “Ayrılış” isimli filmin ilk sahnesi hakkında konuştu. Sahnede Sultan Vahideddin, Mustafa Kemal’i Milli Mücadele’ye teşvik ederek devleti kurtarabileceğini söylüyor. Buna karşı çıkarak Vahideddin’i hain olarak tanımlayan kesim, sosyal medyadan filmi eleştirdi, türlü hakaretler savurdu. Bardakçı ise, “Mâlûm film tam bir sefalet ama Vahideddin ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki o konuşmalar gerçektir!” diye yazdı.   

Filmi genel olarak eleştiren ve oyunculukları beğenmediğini söyleyen HaberTürk yazarı Bardakçı, bugünkü yazısında Mustafa Kemal’in hatırasından alıntı paylaştı. Bardakçı Mustafa Kemal’e ait şu metni paylaştı:

Sponsorlu

“...Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahideddin’le âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine müvazi (paralel) hatlar üzerinde düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar, sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş! Manzarayı görmek için, oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa-sola çevirmek kâfi idi.

Vahideddin, hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:

- Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. (Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilâve etti:) Tarihe geçmiştir.

O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum:

- Bunları unutun, dedi. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin!

Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba, Vahideddin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahideddin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile temas arayarak devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu. Bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahmin ile başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim:

- Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.

Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahdlığında, padişahlığında bütün his ve fikirlerini, temayüllerini, sahtekârlıklarını tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asîl bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lâzımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl hemen hüküm veririm? Vahideddin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz (dayanağımız) İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri te’dib edersem (cezalandırırsam) Vahideddin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım.

- Merak buyurmayın efendimiz, dedim. Nokta-i nazar-ı şâhânenizi (görüşünüzü, düşüncenizi) anladım. İrâde-i seniyeniz (emriniz) olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım. ‘Muvaffak ol!’ hitâb-ı şahânesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım.

Naci Paşa padişahın yaveri fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak mahfaza içinde birşey tutuyordu.

- Zât-ı şahânenin ufak bir hatırası, dedi. Kapağının üzerine Vahideddin’in inisyalleri işlenmiş bir saatti.

- Peki teşekkür ederim, dedim. Yaverim aldı.

Sonra, sanki Yıldız Sarayı’ndan çıktığımızı ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek, saklamak ister gibi ihtiyatla, ayaklarımızın patırtısını işittirmekten korkarak saraydan uzaklaştık”.

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.