Kültür - Sanat

'Ölmek şeker gibi tatlı..'

Şeb-i Arus sözlük manası düğün gecesi demektir. Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü "Hakk'a vuslat", "Düğün günü" saymıştır.

'Ölmek şeker gibi tatlı..'


"Mesnevi yazılıp bitmişti lakin, Mevlana son derece tükenmişti. Yaşlanmıştı ve özellikle karaciğerinden rahatsızdı. Dönemin doktorları onun hastalığına tam bir teşhis koyamamışlardı. Mevlana devamlı yüksek ateşten şikayet ediyordu. Şeyh Sadreddin onu ziyaret edip sağlık dileklerini belirtince, "Mevlana" ona "Sağlık senin olsun, deriden yapılmış bir gömlek seveni sevilenden ayırır" deyip ölümü özlediğini belirtti.

Bilindiği gibi, Mevlâna (hicrî 672) miladî 17 Aralık 1273'de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden can ve bekâ âlemine göç etmiştir. Mevlânâ ölümünü gerdek gecesi "Şeb-i Arûs", "Sevgiliye kavuşma" günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs, fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.

İkindi vaktinden sonra Kur'an okumak ve Aynü'l-Cem yapılmak sûretiyle icra edilen bu merasimin gecesine aynı zamanda "Leyletü'l-Arûs" da denilir. Şeb, Farsça; Leyle, Arapça "gece" demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet etmektedir.

"Ölmeden evvel ölünüz”

Mevlânâ, "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur" der.

Yine Rabbine, "Ölmek şeker gibi tatlı bir şey, canı sen aldıktan sonra seninle olunca da tatlı candan da tatlıdır, ölüm" şeklinde seslenir.

Gerçekte iki türlü ölüm vardır. Birincisi, nefsi (benliği) feda ederek oluşan "manevî ölüm". Yani Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "Ölmeden evvel ölünüz” emrince "Hak'ta yok olmak" anlamındadır. Bu ölüme, "ilk vuslat" adını da verebiliriz. İkinci ölüm ise, "fizikî ölüm"dür. Bugüne kadar, Şeb-i Arûs olarak kabul ettiğimiz, canın beden kafesinden kurtularak aslına döndüğü, katrenin denize, can ummanına erdiği an. Ki bu an "vuslat gecesi" olarak isimlendiriliyor.

Vuslat yani kavuşma

Mevlânâ, "Herkes ayrılıktan bahsetti, ben ise vuslattan" der. Kendinin ölüm ve vuslat anlayışını, Kur'an'la anlamak mümkündür:

"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz" (el-Ankebût, 29/57).

Âyette geçen "dönmek" kelimesi, Allah'a kavuşulacağını, "vuslatı" açık bir ifadeyle "müjdelemekte"dir. Bu müjdeyi benimseyen, ona sımsıkı sarılan Mevlânâ, ölümü bir ayrılık değil, bir vuslat yani kavuşma olarak kabul eder.

Ölüm, "Mutlak ve ölümsüz Varlık'a veya diğer ifadeyle "asla" bir rücû hareketidir

Mevlânâ, ölümü kişinin aslına dönüşü; "Allah'a dönüş" olarak telâkki eder.

Bir başka ifadeyle ölüm, "Cismin ortadan kalkması değil, Allah'a doğru uçmasıdır."

Mevlânâ bu hususu şöyle ifade eder:

"Hele ölümden bir kurtulsun, kurtuluşa ulaşın; çünkü sevgiliyi görmek âb-ı hayattır."

"Ölüm, ölüm değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş.."

"Hangi tohum yere atıldı da çıkmadı. İnsan tohumu hakkında niye yanlış bir zanna düşüyorsun.."

YORUMLARA GÖZAT

DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Yorumlarınız incelendikten sonra yorum kurallarına uyması halinde yayına alıncaktır.